
Bir tanıdığınıza, akrabanıza ya da iş yaptığınız bir kişiye taşınmazınızın satışı için vekâlet verdiniz. Aradan zaman geçti ve bir gün taşınmazınızın çoktan elden çıktığını, üstelik gerçek değerinin çok altında bir bedelle başka birine devredildiğini öğrendiniz. Üstelik o paranın bir kuruşu bile elinize geçmedi.
Bu durum, hukukumuzda vekâlet görevinin kötüye kullanılması olarak adlandırılır ve sandığınızdan çok daha fazla hukuki korumaya sahipsiniz. Bu yazıda, böyle bir durumda taşınmazınızı geri almanın yolu olan tapu iptali ve tescil davasının nasıl açıldığını ve en kritik konu olan "kötüye kullanımın ispatını" sade bir dille anlatıyoruz.
İçindekiler
Vekâlet, güven üzerine kurulu bir ilişkidir. Birine vekâlet verdiğinizde, o kişinin sizin iradenize ve menfaatinize uygun hareket etmesini beklersiniz. Vekil, size sadakatle bağlı kalmak ve işi özenle yürütmek zorundadır.
Vekâlet görevinin kötüye kullanılması; vekilin, kendisine verilen yetkiyi sizin zararınıza, kendi veya bir başkasının çıkarına kullanmasıdır. En sık görülen şekli, satış yetkisini taşıyan bir vekilin taşınmazı:
ℹ️ Bilmeniz Gereken
Vekilin satış işlemi "şeklen" geçerli görünebilir. Yani tapuda usulüne uygun bir devir yapılmış olabilir. Ancak işlemin arkasındaki kötüye kullanım ispatlandığında, bu satış geçersiz sayılabilir ve taşınmaz tekrar adınıza tescil edilebilir.
Bu davanın temeli Türk Borçlar Kanunu'ndaki (TBK) vekâlet hükümlerine dayanır. Vekilin yükümlülükleri kanunda açıkça düzenlenmiştir:
Bu hükümlere ek olarak Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesindeki dürüstlük kuralı ve 6. maddesindeki ispat yükü ilkeleri, bu davaların belkemiğini oluşturur.
İşin en kritik noktası budur. Çünkü vekâletin kötüye kullanıldığını ileri süren kişinin, yani sizin bu durumu ispatlamanız gerekir. Peki kimsenin "ben kötü niyetliyim" demediği bir durumda bu nasıl kanıtlanır?
Cevap şu: Doğrudan bir itiraf aramak yerine, olayın etrafındaki ipuçları (karineler) bir araya getirilir. Mahkemeler, tek başına anlam ifade etmeyen ama bir araya geldiğinde net bir tablo çizen delillere bakar. Buna "ispat zinciri" diyebiliriz.
İspat Zincirinin Halkaları
Rayiç bedelin çok altında satış + satış parasının ödenmemesi + alıcı ile vekilin önceden tanışıklığı/anlaşması... Bu halkalar tek tek değil, birlikte değerlendirildiğinde kötüye kullanım ortaya çıkar.
Hukukta "el ve iş birliği" denilen şey, basitçe vekil ile alıcının önceden anlaşıp danışıklı (muvazaalı) bir satış yapmasıdır. Yani alıcı, taşınmazı kötü niyetle ve gerçek malikin zararına devraldığını bilmektedir.
Bu danışıklılığı kanıtlayan en güçlü göstergeler, tarafların geçmişteki ilişkilerinde ve işlemin yapılış şeklinde gizlidir. Mahkemelerin "el ve iş birliği" sonucuna ulaşmasını sağlayan tipik durumlar şunlardır:
⚠️ Dikkat Edilmesi Gereken Husus
Satış için vekâlet verilmeden önce alıcı ile bir aracılık sözleşmesi düzenlenmişse, bu durum tek başına çok kuvvetli bir delildir. Çünkü ortada henüz satış yetkisi yokken nasıl olup da satış için anlaşma yapıldığı, hayatın olağan akışıyla açıklanamaz.
Alıcılar bu tür davalarda genellikle "ben iyiniyetliydim, tapuya güvenerek aldım" savunması yapar. Gerçekten de TMK m. 1023'e göre, tapu kaydına iyiniyetle güvenerek mal edinen üçüncü kişinin hakkı korunur. Buna tapuya güven ilkesi denir.
Ancak bu koruma mutlak değildir. Alıcı, işlemdeki bozukluğu (vekilin kötüye kullanımını) biliyorsa ya da bilmesi gerekiyorsa, iyiniyetinden söz edilemez ve korunmaz. Örneğin yöresinde tanınan, ticaret hayatına aşina bir alıcının, rayicin çok altındaki bir bedeli "fark etmemiş" olması beklenmez.
İspat zincirinin en somut iki halkası rakamlardır:
Bu iki unsur bir araya geldiğinde, yani taşınmaz hem ucuza satılmış hem de bedeli ödenmemişse, kötüye kullanım ve zarar büyük ölçüde ortaya çıkmış olur.
Tapu iptali ve tescil davası, kural olarak taşınmazın yeni maliki (alıcı) görünen kişiye karşı açılır; çünkü kayıt onun adınadır. Ancak vekil ile alıcının el ve iş birliği iddiası varsa, kötü niyetli vekile de davada taraf olarak yer verilmesi mümkündür. Doğru tarafların belirlenmesi davanın sonucu açısından kritiktir; bu nedenle uzman bir avukatla çalışmak önemlidir.
Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı tapu iptali ve tescil davası, ayni hakka (mülkiyete) dayandığı için kural olarak belirli bir hak düşürücü süreye veya zamanaşımına tabi değildir. Yine de durumu öğrenir öğrenmez harekete geçmek, hem delillerin kaybolmaması hem de taşınmazın bir başkasına (iyiniyetli olabilecek bir kişiye) devredilmesini önlemek açısından son derece önemlidir.
Evet, mümkündür. Satış bedelinin size ödenmemesi ve özellikle taşınmazın gerçek değerinin altında satılması, vekâletin kötüye kullanıldığının güçlü göstergeleridir. Bu unsurlar ispatlandığında tapu iptal ve tescil davasıyla taşınmazın yeniden adınıza tescili istenebilir.
Tapuya güven ilkesi sadece gerçekten iyiniyetli alıcıları korur. Alıcının kötüye kullanımı bildiğini ya da bilmesi gerektiğini (örneğin çok düşük bedel, vekil ile önceden ilişki, satıştan önce yapılmış anlaşma gibi) ortaya koyabilirseniz, alıcının iyiniyeti korunmaz.
Bu davalarda doğrudan bir itiraf veya yazılı anlaşma çoğu zaman bulunmaz. Mahkeme; bilirkişi raporları, banka kayıtları, tanık beyanları ve tarafların geçmiş ilişkilerini gösteren belgeler gibi dolaylı delilleri bir bütün olarak değerlendirir.
Dava, taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesinde açılır. Süre; keşif, bilirkişi incelemesi ve tanık dinlenmesi gibi aşamalara bağlı olarak değişir. Somut durumunuza özgü bir değerlendirme için bir avukata danışmanız en doğru yoldur.
✅ Sonuç: Ne Yapmalısınız?
Taşınmazınızın vekiliniz tarafından kötüye kullanılarak satıldığını düşünüyorsanız, vakit kaybetmeden delilleri (vekâletname, tapu kaydı, banka hareketleri, varsa yazışmalar) toplamalı ve bir an önce hukuki destek almalısınız. Tapu iptal ve tescil davaları teknik ve ispatı titizlik gerektiren süreçlerdir. Durumunuzu değerlendirmek ve atılacak adımları planlamak için Maya Avukatlık Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına karşı direnilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 24.09.2024 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davalı vekili ile temyiz edilen davacı vekili geldiler, davetiye tebliğine rağmen davalı gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; davalılardan biri ile İzmir ilinde yarım kalan inşaatın tamamlanması işi nedeni ile tanıştıklarını, sonrasında davalının güven telkin eden davranışları nedeniyle çok yakın bir ilişkiye girdiklerini, aynı dönemde kendisinin bir takım sağlık problemlerinin olduğunu, davalıya çeşitli vaatlerde de bulunması nedeni ile 2014 yılı içinde bir kısım taşınmazlarına ilişkin genel satış yetkisini içerir vekaletnameler verdiğini, dava konusu parsel numaralı taşınmaz için de Ayvalık 2. Noterliği'nin 05.08.2014 tarih - 5208 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vekaletnamesi ile davalıyı vekil tayin ettiğini, ancak davalının vekaletnamedeki satış yetkisini kötüye kullanarak 06.08.2014 tarihinde taşınmazı satış yolu ile diğer davalıya devrettiğini, davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ederek kendisini zarara uğrattıklarını ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1. Davalı kayıt maliki; davaya konu taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, kardeşinin emlak komisyoncusunun satışa sunduğu taşınmaz için araştırma yaparak 400.000,00 TL bedel ile satış konusunda anlaştığını, anlaşma çerçevesinde 04.08.2014 tarihinde arsa alımı aracılık sözleşmesi imzalandığını, bir gün sonra emlakçının kardeşini arayarak 06.08.2014 günü satış işlemlerinin yapılacağını ve parayı nakit hazır etmeleri gerektiğini belirttiğini, 06.08.2014 tarihinde tapuda kendi adına satış işleminin yapıldığını, öncesinde vekil olarak hareket eden kişiyi tanımadıklarını, 400.000,00 TL tutarındaki satış bedelinin elden ödendiğini, bedelin tapuda 197.000,00 TL olarak gösterildiğini, davacıyı da tanımadığını, vekil ile aralarında çıkar ilişkisi bulunmadığını, taşınmazın rayiç bedeli ile satın alındığını, kardeşinin satış günü banka şubesinden şirket hesabından 385.000,00 TL para çektiğini, üzerine 15.000,00 TL eklenerek bedelin ödendiğini, davacı ile vekil arasındaki ilişkiyi bilmesinin mümkün olmadığını, iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı vekil; usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamış, duruşmalara da katılmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi kararı ile; davalıların vekil edenin aleyhine kötüniyetli olarak zararına kasten bir iş ve satış işlemi içerisine girdikleri ispatlanamadığından 4721 sayılı Kanun'un 1025. maddesi gereğince iyiniyetli üçüncü kişilerin tescile dayanarak kazandıkları ayni haklarının saklı olduğu, davacının tapuda adına kayıtlı olan taşınmazı için noterden satış vekâleti verdiği, taşınmazı satın alan davalının üçüncü kişi durumunda olduğu ve iyiniyetinin 4721 sayılı Kanun'un 1023. maddesi gereğince korunması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı kayıt maliki vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile; tapu iptali ve tescil davasının kayıt malikine karşı açılması gerektiği, kayıt maliki dışındaki davalı (vekil) yönünden pasif husumet yokluğundan ret kararı verilmesi gerektiği gibi gerekçelerle davanın reddine ilişkin yeniden karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı: Daire kararı ile; çekişme konusu taşınmazın devir tarihi itibariyle değerinin ek rapora göre 995.959,11 TL olarak tespit edildiği, ancak taşınmazın davalı vekil tarafından diğer davalıya tespit edilen rayiç bedelinin çok altında bir bedelle temlik edildiği gibi, düşük de olsa kararlaştırılan satış bedelinin davalılar tarafından davacıya ödendiğinin de ispat edilemediği, davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket etmek suretiyle davacıyı zararlandırdıkları sabit olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, ayrıca el ve işbirliği içinde hareket eden davalı vekil hakkında husumetten ret kararı verilmesinin de isabetsiz olduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Direnme Kararı: Bölge Adliye Mahkemesi, önceki gerekçeyi tekrar ederek direnme kararı vermiştir.
C. Hukuk Genel Kurulu İkinci Bozma Kararı: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile; vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı davada davalı vekil hakkında pasif husumet yokluğundan ret kararı verilmesinin isabetli olmadığı belirtilmiştir. Somut olayda; dava konusu taşınmazın satışına yönelik vekâletname dahi düzenlenmeden 04.08.2014 tarihinde arsa alımı aracılık sözleşmesinin düzenlenmiş olmasının, davalıların el ve iş birliği içerisinde hareket ettiklerinin göstergesi olduğu, bilirkişi ek raporuna göre taşınmazın devir tarihi itibariyle bedelinin 995.959,11 TL olarak tespit edildiği ancak çok altında bir bedelle temlik edildiği, şirket hesabından satış günü 385.000,00 TL çekilmesine ilişkin dekontun ödeme belgesi olarak kabul edilemeyeceği, dolayısıyla satış bedelinin davacıya ödendiğinin ispat edilemediği, davalı vekilin vekil eden davacının iradesine uygun davranmadığı ve davalıların el ve iş birliği içerisinde hareket etmek suretiyle davacıyı zararlandırdıklarının sabit olduğu gözetildiğinde davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak direnme kararı bozulmuştur.
D. Bozmaya Uyularak Verilen Karar: Bölge Adliye Mahkemesi, bozma kararına uyarak; tanık beyanlarından davalı kayıt malikinin o yörede bilinen bir iş insanı olduğu, satışa yönelik vekâletname dahi düzenlenmeden aracılık sözleşmesi düzenlenmesinin el ve iş birliğinin göstergesi olduğu, taşınmazın rayiç bedelin çok altında temlik edildiği ve satış bedelinin ödendiğinin ispat edilemediği gerekçeleriyle davanın kabulüne karar vermiştir.
VI. TEMYİZ
Davalı kayıt maliki vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin çevresinde tanınan dürüst bir kişi olduğunu, tanınıyor olmasının aleyhine yorumlanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kötü niyetli olsaydı taşınmazı elinde tutmayacağını, davacı ile vekilin ortak ticaret yaptıklarını ve birbirlerine taşınmazlar temlik ettiklerini, satıştan önce satıştan haberdar olan davacının vekili azletmemesinin iş birliğine işaret ettiğini, taşınmazın koruma alanında ve yapılaşmanın yasak olduğu bir bölgede bulunduğunu, bu nedenle değerli olmadığını, bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını ve iyiniyetin korunması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
D. Gerekçe: Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. İlgili hukuk olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502, 504, 505 ve 506. maddeleri ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 ve 6. maddeleri esas alınmıştır. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle; davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, ilgili harç ve vekalet ücretlerine hükmedilmesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.09.2024 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.
Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.
Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.
© 2017- 2025
Maya Avukatlık Bürosu.
Tüm hakları saklıdır.


