
📋 İçindekiler
Vakıf; gerçek ya da tüzel kişilerin, belirli ve sürekli bir amaca yönelik olarak yeterli mal ve haklarını özgülemesiyle oluşan, tüzel kişiliğe sahip bir mal topluluğudur. Bu tanım, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 101. maddesinde açıkça yer almaktadır.
Vakfı diğer tüzel kişi yapılarından (dernek, şirket) ayıran en temel özellik şudur: vakıf, bir kişi topluluğu değil; kurucusundan bağımsız olarak varlığını sürdüren, özgülenen mal ve haklar üzerinde kendi hukuki kimliğini kazanan bir mal topluluğudur.
ℹ️ Önemli Bilgi
TMK m. 106 gereği vakıf senedinde vakfın yerleşim yeri mutlaka gösterilmelidir. Bu bilgi, ileride açılacak ya da vakıf aleyhine yöneltilecek davalarda hangi mahkemenin yetkili olacağını doğrudan belirler.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu, Türkiye'deki vakıfları temel olarak iki kategoride ele alır. Bu ayrım; uygulanacak hukuki rejim, denetim mekanizmaları ve uyuşmazlıklarda izlenecek yol bakımından belirleyici öneme sahiptir.
Hukuki uyuşmazlıklar açısından asıl önem taşıyan tür yeni vakıftır; çünkü denetim raporlarına itiraz, vakıf aleyhine ya da lehine açılan davalar ve yönetim anlaşmazlıkları ağırlıklı olarak bu kategoride görülür.
Türkiye'deki yeni vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM) Teftiş Kurulu tarafından periyodik ya da şikâyet üzerine denetlenir. Bu denetimler; vakfın mali işlemleri, harcamaları, organların kararları ve vakıf senedine uyum gibi alanları kapsar.
⚠️ Dikkat: Her Rapor Aynı Değildir
Bir kısım denetim raporları, salt "görüş ve değerlendirme" niteliğinde olup herhangi bir yaptırım, icra veya infaz kabiliyetinden yoksundur. Bir kısım raporlar ise idari yaptırım doğuracak bağlayıcı nitelik taşıyabilir. Bu ayrım; ileride açılacak davanın hukuki dayanağı ve hukuki yarar (legal interest) koşulu açısından kritik öneme sahiptir.
Teftiş raporlarındaki tespit ve değerlendirmelerin hukuka aykırı olduğunu düşünen vakıflar, bu içeriklerin tespiti ve iptali talebiyle yargı yoluna başvurabilir. Ancak bu davalarda birkaç kritik noktanın önceden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bir dava açabilmek için davacının o davadan hukuki yarar elde etmesi gerekir (HMK m. 114/1-h). Denetim raporunun niteliği bu noktada belirleyicidir:
HMK'nın 33. maddesi ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları gereği hâkim, davayı hukuki açıdan re'sen nitelendirme yetkisine sahiptir. Tarafların dilekçedeki hukuki nitelendirmesi mahkemeyi bağlamaz; maddi vakıalar belirleyicidir. Bu nedenle dava dilekçesinin doğru kurgulanması, hem hak kaybını hem de usul hatalarını önler.
✅ Yargıtay'ın Yerleşik Tutumu
Yargıtay, denetim raporuna ilişkin davalarda mahkemelerin önce mahkemeye yönelik dava şartlarını (görev ve yetki) incelemesi, ardından hukuki yarar gibi taraflara ilişkin koşulları değerlendirmesi gerektiğini kararlılıkla vurgulamaktadır. Yetkili mahkeme denetimi yapılmaksızın hukuki yarar gerekçesiyle davanın reddedilmesi, bozma sebebi oluşturmaktadır.
Vakıflarla ilgili davalarda hangi mahkemenin yetkili olduğu, yargılama usulü açısından en kritik meselelerden biridir. Yanlış mahkemede açılan bir dava, esasa girilmeksizin yetkisizlik kararıyla sonuçlanabilir ve ciddi hak kayıplarına yol açabilir.
HMK m. 6 uyarınca genel yetkili mahkeme, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Tüzel kişiler için yerleşim yeri; TMK m. 51 gereği, kuruluş belgesinde aksi kararlaştırılmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir.
HMK m. 14/2, özel hukuk tüzel kişilerinin ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı kalan belirli uyuşmazlıklarda ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunu düzenler. Bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olduğundan, yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından re'sen dikkate alınması zorunludur.
⚠️ Kritik Uygulama Noktası
Yeni vakıflara ilişkin uyuşmazlıklarda yetkili mahkeme, vakıf senedinde belirtilen yerleşim yerindeki Asliye Hukuk Mahkemesi'dir. Örneğin vakıf senedinde merkez olarak İstanbul gösterilmişse, dava İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılmalıdır. Bu kurala uyulmaması, davanın yetkisizlik kararıyla reddiyle sonuçlanır.
HMK m. 114-115 uyarınca dava şartları yargılamanın her aşamasında re'sen incelenir. Bu incelemede sıralama belirleyicidir:
Yetkisiz bir mahkemede dava açılmış ise, hukuki yarar tartışmasına geçilmeksizin yetkisizlik kararı verilmesi hukuki bir zorunluluktur.
Vakıf hukukunda yapılan usul hataları, haklı olan tarafın bile aleyhine sonuçlanmasına yol açabilmektedir. En sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:
Her denetim raporuna karşı dava açılması gerekmez. Öncelikle raporun hukuki niteliği ve içerdiği yaptırım incelenmeli, idare içi itiraz yolları değerlendirilmeli, ardından yargı yolunun gerekliliğine karar verilmelidir. Bu analiz için vakıf hukuku alanında deneyimli bir avukattan görüş alınması süreç hatalarını en aza indirecektir.
Genel kural olarak vakfın yerleşim yerindeki Asliye Hukuk Mahkemesi yetkilidir. Bu yerleşim yeri, vakıf senedinde merkez olarak gösterilen ildir. Yetki kesin nitelikte olduğundan mahkeme tarafından re'sen dikkate alınır; yanlış mahkemede açılan dava yetkisizlikle reddedilir.
Kural olarak müfettiş raporları tek başına icra ve infaz kabiliyeti taşımaz; görüş niteliğindedir. Ancak rapora dayanılarak verilen idari kararlar ya da uygulanan yaptırımlar bağlayıcı olabilir. Bu nedenle raporun kendisi ile rapordan türetilen işlemlerin hukuki açıdan ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Yeni vakıflar, kendi mütevelli heyetiyle bağımsız olarak yönetilen vakıflardır. Mazbut vakıflar ise bağımsız yönetim organı bulunmayan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından doğrudan yönetilen vakıflardır. İki tür farklı hukuki rejimlere, denetim mekanizmalarına ve uyuşmazlık çözüm yollarına tabidir.
✅ Vakıf Hukuku Konusunda Adım Atmadan Önce
Denetim raporuna itiraz, yetkili mahkeme seçimi ve vakıf uyuşmazlıklarında usul hataları; haklı tarafın aleyhine sonuçlanabilmektedir. Hukuki adım atmadan önce vakıf hukuku alanında deneyimli bir avukattan görüş almak, sürecin doğru yönetilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Maya Avukatlık Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi | Esas: 2025/4979 | Karar: 2025/6363 | Tarih: 15.10.2025
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen denetim raporundaki tespit ve değerlendirmelerin hukuka aykırı olduğunun tespiti ve iptali davası sonucunda verilen hükme karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Dava dilekçesinde; davalı ... Teftiş Kurulunun davacı vakıf hakkında yaptığı denetim sonucu hazırlanan 19.10.2023 tarihli ve 5 nolu denetim raporundaki 5.1, 5.5 ve 5.7. bentlerdeki tespit ve değerlendirmelerin hukuka aykırı olduğunun tespiti ile iptali istenmiştir.
II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince; "Teftiş Kurulu nezdinde müfettiş tarafından düzenlenen raporun ... Yönetmeliği'nin 122. maddesi kapsamında görüş mahiyetinde olduğunun hüküm altına alınmış olması itibarıyla; iptali talep edilen tespit ve değerlendirme içerir raporun herhangi bir yaptırım, icra veya infaz kabiliyeti olmayan görüş mahiyetindeki tespit ve değerlendirmelere ilişkin talepte bulunulması noktasında hukuki yararın olmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine" karar verilmiştir.
III. İSTİNAF KARARI
Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun esastan reddine" karar verilmiştir.
IV. YARGITAY DEĞERLENDİRMESİ
04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 101. maddesinde, vakfın, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olduğu, aynı Kanun'un 102. maddesinde ise vakıf kurma iradesinin, resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanacağı, vakfın, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanacağı, 5737 sayılı ... Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 3. maddesine göre yeni vakıf, Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulan ... olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanun'un 5 ve 67. maddelerinde ise yeni vakıfların 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulup ve faaliyet gösterecekleri, yönetim organının vakıf senedine göre oluşturulacağı hükme bağlanmıştır.
Vakıflarla ilgili açılan davalarda yetkili mahkeme belirlenirken 6100 sayılı Kanun'da iki ayrı düzenlemenin dikkate alınması gerekmektedir.
Kesin yetki kuralının öngörüldüğü 6100 sayılı Kanun'un 14/2. maddesinde, özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, mevcut bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu, bu özel ve sınırlı hal dışında kesin yetki kuralının mevcut olmadığı, maddede düzenlenen yetkinin, kesin nitelikte olup kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece yargılamanın her safhasında resen dikkate alınması gerekmektedir.
Kesin yetki kuralı dışındaki genel yetkili mahkeme ise, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 9. maddesini karşılayan 6100 sayılı Kanun'un 6. maddesinde düzenlenmiş buna göre; yetkili mahkeme davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Ayrıca aynı Kanun'un 19/4. maddesine göre de yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir. Hâkim doğrudan (resen) yetkisizlik kararı veremez.
4721 sayılı Kanun'un 51. maddesinde; tüzel kişinin yerleşim yerinin, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yer olduğu hükme bağlanmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir husus ise, yeni vakıfların tescili için yetkili mahkeme konusunda bir sınırlandırma getirilmemiş iken 4721 sayılı Kanun'un 102. maddelerindeki düzenlemeler gereği mahkemenin tescil kararının kesinleşmesi üzerine vakfın yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tutulan özel sicile tescil edilmesi ile vakfın tüzel kişilik kazanacağı, tescil kararını veren mahkeme vakfın yerleşim yeri mahkemesi değilse, tescil için dosyayı vakfın yerleşim yeri mahkemesine göndereceği, yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine ... Genel Müdürlüğünce merkezî sicile kaydolunan vakfın Resmî Gazete ile ilân olunacağı şeklindeki düzenlemelerden, yeni vakıfların tescil kararından sonra vakıf senedinde belirtilen yerleşim yeri mahkemesinde özel sicile tescili esası getirilerek vakfın iş ve işlemlerinin yerleşim yeri mahkemesi esas alınarak yürütülmesi kabul edilmiştir. Bu noktada, genel itibarıyla vakıf tarafından veya vakfa karşı açılacak davalarda vakfın yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkili olacaktır.
Buna göre dava konusu vakıf, 5737 sayılı Kanun'un "tanımlar" başlıklı 3. maddesi gereği mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden sonra kurulmuş "yeni vakıf"tır. 4721 sayılı Kanun'un 106. maddesi gereği vakıf senedinde vakfın yerleşim yerinin gösterilmesinin zorunlu olduğu, dosyada bulunan vakıf senedinin 3. maddesine göre vakfın merkezinin İstanbul (İstanbul Adliyesi yargı çevresinde) olduğu anlaşılmaktadır.
6100 sayılı Kanun'un 114. maddesi gereği yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması dava şartı olup, dava şartlarının 115. madde gereği yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerekir. Yine aynı Kanun'un 19. maddesi gereği yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Dava şartları incelenirken ilk önce mahkemeye yönelik olan görev ve yetkinin daha sonra taraflara ilişkin dava şartlarının incelenmesi gerekir. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince, vakfın merkezi olan İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinin açılan davada kesin yetkili olması sebebi ile yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, mahkemeye ilişkin dava şartları incelenmeksizin davacının açılan davada hukuki yararı bulunmadığı gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
V. SONUÇ
Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.10.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.
Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.
© 2017- 2025
Maya Avukatlık Bürosu.
Tüm hakları saklıdır.


