
Bir yakınınızın vefatından sonra, mirasbırakanın sağlığında mal varlığını akrabalarına art arda devrettiğini öğrenmek, mirasçılar açısından büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Özellikle bu devirlerin gerçek bir satış değil, mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığı şüphesi doğduğunda, hukuk sistemi mirasçılara önemli bir koruma aracı sunar: muris muvazaası nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası.
Bu yazıda, mirasbırakanın taşınmazlarını önce yakın çevresine, ardından zincirleme şekilde üçüncü kişilere devrettiği durumlarda mirasçının hangi haklara sahip olduğunu, muvazaanın nasıl ispatlanacağını ve dava sürecinde dikkat edilmesi gereken kritik noktaları ele alıyoruz.
📌 İçindekiler
1. Muris Muvazaası Nedir?
2. Mal Kaçırma Kastının Hukuki Dayanağı ve Şartları
3. Zincirleme Devirlerde Muvazaa Nasıl İspatlanır?
4. Kısmi Devir Mal Kaçırma Kastını Ortadan Kaldırır mı?
5. Bedel Ödemesinin Banka Kayıtlarıyla Çürütülmesi
6. Tapu İptali Davasında İspat Yükü Kime Aittir?
7. Mirasçının Hakları ve Dava Açma Süreci
8. Usuli Hususlar: İntifa Hakkı ve Taleple Bağlılık
9. Sıkça Sorulan Sorular
10. Emsal Yargıtay Kararı
Muris muvazaası (mirastan mal kaçırma), mirasbırakanın gerçekte satış yapma iradesi olmadığı halde, mirasçılarından bir veya birkaçını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, mal varlığını üçüncü bir kişiye veya diğer mirasçılara "satış" görünümü altında devretmesi durumudur. Türk Borçlar Kanunu'nun muvazaaya ilişkin hükümleri ile Yargıtay içtihatları, bu tür işlemlerin geçersiz sayılmasına ve tapu kaydının iptaline imkân tanır.
Burada kritik nokta şudur: Taraflar arasında görünürde bir satış sözleşmesi vardır, ancak gerçekte mirasbırakan bedel almamış, taşınmazını bağışlamış veya mirasçısını miras hakkından mahrum bırakmak istemiştir. Bu gizli anlaşma ortaya çıktığında, işlem muvazaalı kabul edilir ve iptal edilebilir.
Bir devrin muris muvazaası kapsamında değerlendirilebilmesi için mahkemeler genellikle şu unsurları birlikte değerlendirir:
Uygulamada mirasbırakanlar bazen malını doğrudan mal kaçırmak istediği kişiye değil, önce bir yakınına, o kişi de daha sonra asıl hedeflenen kişiye devrederek zincirleme (art arda) devir yolunu tercih eder. Bu yöntem, muvazaayı gizlemek için sıkça başvurulan bir taktiktir.
Yargıtay içtihatlarına göre, zincirin sonundaki kişinin "iyiniyetli üçüncü kişi" savunmasında bulunabilmesi için gerçekten muvazaadan habersiz olması gerekir. Ancak devralanlar arasında;
gibi hususlar tespit edildiğinde, mahkemeler devralanların da muvazaayı bildiği veya bilmesi gerektiği sonucuna ulaşabilir. Bu durumda "iyiniyet" savunması geçerliliğini yitirir ve zincirdeki tüm devirler iptal edilebilir.
Davalı taraf sıklıkla şu savunmayı ileri sürer: "Mirasbırakan tüm mal varlığını değil, sadece bir kısmını devretti; dolayısıyla mal kaçırma kastı yoktur." Ancak bu savunma tek başına yeterli kabul edilmez.
⚠️ Dikkat Edilmesi Gereken Husus
Mirasbırakanın taşınmazlarının bir kısmını elinde tutması, kalan kısım üzerindeki devrin muvazaalı olmadığı anlamına gelmez. Mahkemeler, her bir devir işlemini kendi şartları içinde (bedel, ekonomik güç, akrabalık, zamanlama) ayrı ayrı değerlendirir. Kısmi devir savunması, diğer güçlü emareler (bedel-değer farkı, ödeme belgesi yokluğu) karşısında tek başına yeterli görülmez.
Davalı taraf genellikle bedelin ödendiğini ispat için banka dekontları, adi yazılı sözleşmeler veya taksit planları sunar. Ancak bu belgelerin gerçekliği titizlikle incelenmelidir.
Uygulamada sıkça karşılaşılan bir durum, tarafların önce birbirlerine banka üzerinden para göndermesi, kısa süre sonra ise aynı veya yakın miktarda paranın geri iade edilmesidir. Bu tür "gidiş-geliş" hareketleri, ödemenin gerçek bir satış bedeli değil, yalnızca dosyada delil oluşturmak amacıyla düzenlenmiş görüntü işlem olduğunu gösterebilir.
✅ Mahkemelerin Dikkate Aldığı Emareler
Ödeme belgesinin resmi satış tarihinden aylar sonrasına ait olması, adi yazılı sözleşmelerin sonradan düzenlenmiş olabilme ihtimali, taraflar arasındaki ticari/ailevi ilişkinin başka bir amaca (örneğin kira uyuşmazlığı) hizmet ettiğinin anlaşılması, bu belgelerin ispat gücünü zayıflatan başlıca unsurlardır.
Muris muvazaası davalarında ispat yükü, iddiayı ileri süren davacı mirasçıya aittir. Ancak davacının bu ispatı doğrudan tanık ve karine delilleriyle sağlaması mümkündür; resmi senede rağmen tanık dinletilebilmesi bu davaların en önemli özelliklerinden biridir. Davalı taraf ise bedel ödediğini ve gerçek bir satış iradesi bulunduğunu inandırıcı, somut delillerle ortaya koymakla yükümlüdür.
Mirasbırakanın vefatından sonra tapu kayıtlarında şüpheli devirler tespit eden bir mirasçı, veraset ilamını (mirasçılık belgesini) alarak dava sürecini başlatabilir. Süreç genel hatlarıyla şu şekilde ilerler:
Dava dilekçesi hazırlanırken gözden kaçırılmaması gereken önemli bir usul kuralı, taleple bağlılık ilkesidir. Taşınmaz üzerinde intifa hakkı gibi sınırlı ayni haklar bulunuyorsa, bu hakkın kaldırılması da açıkça talep edilmelidir. Dava açılırken bu talep unutulur ve sonradan usulüne uygun şekilde ıslah edilmezse, mahkeme yalnızca tapu iptali ve tescile karar verebilir; intifa hakkının kaldırılmasına hükmedemez. Bu nedenle dava dilekçesinin bir uzman avukat tarafından eksiksiz hazırlanması büyük önem taşır.
Mirasbırakanın yasal mirasçısı sıfatını taşıyan herkes bu davayı açabilir. Mirası reddeden mirasçılar dava açamaz.
Evet. Bu davaların en önemli özelliği, resmi senede rağmen tarafların iç iradesinin (gerçek amacının) tanık beyanı dahil her türlü delille ispatlanabilmesidir.
Süre; taşınmaz sayısı, davalı sayısı, keşif ve bilirkişi incelemesinin yoğunluğu ile istinaf/temyiz aşamalarına gidilip gidilmediğine göre değişir. Bu tür davalar genellikle çok aşamalı ve uzun sürebilen davalardır.
Evet, muvazaanın tüm zincir boyunca ispatlanması halinde, ilk devirden son kayıt malikine kadar tüm işlemler aynı dava kapsamında iptal edilebilir. Bunun için tüm kayıt maliklerinin davaya dahil edilmesi gerekir.
✅ Sonuç: Ne Yapmalısınız?
Mirasbırakanın sağlığında yaptığı tapu devirlerinin gerçek bir satış mı, yoksa mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapılmış muvazaalı bir işlem mi olduğunun tespiti, uzmanlık gerektiren teknik bir değerlendirmedir. Zincirleme devirler, banka kayıtları ve akrabalık ilişkileri gibi unsurların doğru şekilde delillendirilmesi davanın seyrini belirler. Haklarınızın zamanında ve eksiksiz korunabilmesi için durumunuzu Maya Avukatlık Bürosu ile paylaşmanızı, dava açmadan önce mutlaka hukuki danışmanlık almanızı öneririz.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 10.03.2026 T., 2024/1391 E., 2026/1908 K.
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı; muris ...'in babası olduğunu, 5 57... parsel sayılı taşınmazın ½ payını murisin kendisine ½ payını da ikinci eşi olan davalı ...'ya aldığını, murisin, adına kayıtlı payı muvazaalı olarak eşi ... ...'ya ve eşinin ilk eşinden olan kızı Mehtap'a temlik ettiğini, ... ... ve ...'nin de paylarını muvazaalı olarak davalı ...'ye devrettiklerini; murisin 3 09... parsel sayılı taşınmazdaki 122 numaralı bağımsız bölümü de ... ...'ya temlik ettiğini, ... ...'nın da taşınmazı muvazaalı olarak davalı ...'a devrettiğini, murisin devirlerden para almadığını, davalıların da taşınmazları alacak ekonomik güçleri olmadığını, davalı ... ile evlendikten sonra murisle ilişkilerinin engellendiğini, bedeller arasında fark olduğunu, bağış amacıyla işlem yapıldığını, davalı ...'ın ... ...'nın yeğenin eşi olduğunu, 2010 yılı ve sonrasında murisin demans hastası olmasına rağmen vekaletname ile murisin işyerini işleterek murisi borçlandırdığını ve işyerini kendi sahibi olduğu işyerine devrettiğini ileri sürerek davalıların adına yapılan tüm devir işlemlerinin miras payı oranında iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar; muris ile ... ...'nın 5 57... parsel sayılı taşınmazı birlikte satın aldıklarını, dava konusu 122 numaralı bağımsız bölümün de aynı şekilde birlikte alındığını, 122 numaralı bağımsız bölümün ½ payının bu nedenle ... ...'ya devredildiğini, murisin dava konusu taşınmazlardaki tüm paylarını devretmediğini, bu durumun mal kaçırma kastı olmadığını gösterdiğini, devirler arasında zaman farkı olduğunu, murisin 122 numaralı bağımsız bölümdeki kiracısını usulsüz çıkardığını, kiracının Kaymakamlığa şikayeti üzerine müdahalenin men'ine karar verildiğini, bunun üzerine kiracı ile muris ve ... ...'nın anlaşma yaptıklarını, bu anlaşma uyarınca kiracıya 200.000,00 TL ödeme yapılmasının kararlaştırıldığını, bu ödemeyi davalı ...'ın yaptığını, ...'ın murisin başkaca borçları ile birlikte toplam 375.000,00 TL ödeme yaptığını, ... ile bu ticari ilişki sonucu tüm davalılar toplanarak dava konusu taşınmazların satışı konusunda anlaştıklarını, anlaşmaya göre murisin ...'a 375.000,00 TL borçlu olduğu, 122 numaralı bağımsız bölümdeki ... ... payının 985.000,00 TL karşılığında ...'a devredileceği, ...'ın alacağının bu meblağdan düşüleceği, bakiye bedelin de taksitlerle ödeneceği hususlarının kararlaştırıldığını ve vadesi gelen ödemelerin yapıldığını, tarafların tekrar bir araya geldiklerini ve bu sefer de 6 parsel sayılı taşınmazın davalı ...'a 891.000,00 TL karşılığında ve bedellerin taksitle ... ...'nın hesabına ödenmesi, son ödeme yapılıncaya kadar taşınmazda intifa hakkı olacağı ve ... ... ile murisin taşınmazı kira ödemeden kullanacakları hususunda anlaştıklarını, temliklerin muvazaalı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin eşinin ve kızının bedel ödeme savunmasında bulunmasına rağmen bunu destekleyecek bir delil ibraz edemedikleri, davacı tanıklarının mirasbırakanın mal satmaya ihtiyacı olmadığını, maddi durumunun iyi olduğunu, davalının ev kadını olduğunu, hatta murisin davalı eşi ile üvey kızını kendi iş yerinde sigortalı gösterdiğini beyan ettikleri, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark dikkate alındığında murisin davalı eş ve üvey kızına yaptığı satışların gerçek satış olmadığı, mirasçılardan mal kaçırma kastı ile yapıldığı, son kayıt maliklerine yapılan devirler yönünden ise davalılar arasındaki akrabalık bağı, davalılar ... ile ...'nin muris ile diğer davalılar arasındaki muvazaayı bildikleri, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasında fark olduğu, bu devirlerin de muvazaalı olduğu, davalıların iyiniyetli olmadıkları, her ne kadar davalı ... tarafından murisin borçlarının üstlenilerek dava dışı üçüncü kişiye ödeme yapıldığı iddia edilerek buna ilişkin belge sunulmuşsa da bu belgelerin kira ilişkisine yönelik oldukları, uyuşmazlık konusuna yönelik olmadığı, davalıların kendi aralarında 06.01.2017 ... .02.2017 tarihinde düzenledikleri sözleşme başlıklı belgelerin adi nitelikte olduğu, sonradan düzenlenebileceği, taşınmaz satış bedeli olarak yatırıldığı belirtilen tutarların resmi satış tarihinden yaklaşık 10-11 ay sonraya ait olduğu, tüm devirlerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, kararın taraf vekillerince istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının murisin ilk eşinden olma çocuğu olduğu, davalı ...'nın murisin ikinci eşi, davalı ... ...'nin üvey kızı, davalı ...'nin ise ikinci eşinin yeğeni, davalı ...'ün ise ... ...'nin eşi olduğu, murisin ilk eşinden olma iki çocuğunun mirası reddettiği, taşınmazların yukarıda belirtildiği şekilde devir işlemleri gördüğü, tüm kayıt ve belgelerin celp edildiği, davalılar arasında çeşitli banka işlemlerinin yapıldığı, yapılan ödemelerin gerçek olmadığı, davalıların birbirini tanıdığı, akraba olduğu, ödemelerden önce davalıların birbirlerine para transferi yapıp akabinde para iadesi yaptıkları, bu haliyle muris muvazaasının sabit olduğu, taşınmazların üzerinde intifa hakkı olduğu, ancak davacının dava açarken intifa hakkının kaldırılması talebinde bulunmadığı, ıslah yapılmadığı, taleple bağlılık ilkesi gereği Mahkemenin tapu iptali ve tescil kararı vermesiyle yetinilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı adli yardımlı olarak davacı vekili tarafından duruşma istemli ve intifa hakkının kaldırılmasına yönelik olarak ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.03.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde temyiz eden/edilen davacı vekili avukat ... geldi, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama kuralları ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Temyiz eden davacı vekili kararı adli yardım talepli temyiz ettiğinden ve adli yardım talebi kabul edildiğinden; başlangıçta alınmayan 2.107,80 TL temyiz başvuru harcı ile 732,00 TL onama harcının temyiz eden davacıdan; 74.019,62 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, Duruşmaya katılım durumu gözetilerek 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz edilen davacı vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz eden davalılardan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.03.2026 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.
Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.
Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.
© 2017- 2025
Maya Avukatlık Bürosu.
Tüm hakları saklıdır.


