Ana Sayfa / Emsal Kararlar
Yayınlar
Mahkeme kararlarına ilişkin genel bilgilendirme yazıları.
Home / Precedent Decisions
Publications
Articles on court decisions, for general information.

Alıcı kılığındaki biri sizden uyuşturucu madde temin etmenizi istedi ve ardından hakkınızda “uyuşturucu madde ticareti” soruşturması başlatıldı. Bu kişinin gizli soruşturmacı mı, adli kolluk görevlisi mi, yoksa sivil bir muhbir mi olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Dosyanın gidişatını belirleyecek ilk soru tam olarak budur: Deliller hukuka uygun biçimde elde edildi mi?
Türk hukuku, devletin suçla mücadelesine belirli ölçüde izin verir. Gizli soruşturmacı ve alıcı rolündeki adli kolluk görevlisi delil toplayabilir. Ancak hiçbiri, suç işleme kararı olmayan bir kişiyi suça yöneltemez. Bu sınır aşıldığında Anayasa m. 2’deki hukuk devleti ilkesi ve AİHS m. 6’daki adil yargılanma hakkı devreye girer.
İçindekiler
Kısa cevap: Gizli soruşturmacı, Ceza Muhakemesi Kanunu m. 139 uyarınca hâkim kararıyla görevlendirilen kamu görevlisidir. İstisnai bir koruma tedbiridir ve yalnızca kanunda sayılan suçlarda, başka yolla delil elde edilemediğinde uygulanır.
Soruşturmacının kimliği değiştirilebilir. Bu kimlikle hukuki işlemler yapılabilir. Görevlendirme kararı ve belgeler Cumhuriyet Başsavcılığında muhafaza edilir. Tedbir, adli kolluğun olağan delil toplama yetkisinden farklıdır.
⚠️ Dikkat Edilmesi Gereken Husus
CMK m. 139’un ilk uygulamasında gizli soruşturmacı yalnızca örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen katalog suçlarda görevlendirilebiliyordu. 02.12.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun m. 27 ile uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti bakımından bu şart kaldırıldı; artık örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın görevlendirme yapılabilir. Diğer katalog suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kurulu örgüt faaliyeti şartını aramaya devam etmektedir. Suç tarihi değişiklikten önceye denk geliyorsa görevlendirmenin geçerliliği eski düzenlemeye göre değerlendirilir.
Örgüt şartının kalkması, kışkırtma yasağını ortadan kaldırmaz. Görevlendirmenin hukuka uygun olması, görevlinin suça teşvik edebileceği anlamına gelmez.
Kısa cevap: Kışkırtıcı ajan (ajan provokatör), suç işleme kararı olmayan kişide bu kararı oluşturan, onu suça azmettiren veya teşvik eden kişidir. Gizli soruşturmacı ise kanun gerekçesine göre hiçbir zaman azmettiren konumunda olamaz.
CMK m. 139/5 de soruşturmacının görevini yerine getirirken suç işleyemeyeceğini düzenler. Üç farklı rolü birbirinden ayırmak, savunmanın başlangıç noktasıdır.
Kısa cevap: Adli kolluk görevlisi, Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri kapsamında, suç ve failini belirlemek için alıcı rolüne girerek şüpheliden madde satın alabilir. Bunu suça azmettirmeden veya teşvik etmeden yapmalıdır. Bu hâlde görevlendirmenin CMK m. 139’a göre değil, CMK m. 160 ve devamına göre yapılması yeterlidir.
Yargıtay, bu işlemi gerçek bir alım-satım olarak görmez. Görevlilerin maddeyi devralma ve mal edinme iradesi yoktur; eylem, şüphelinin suçunu delillendirme işlemidir. Uygulamada bu işleme “güven alımı” da denir.
⚠️ Dikkat Edilmesi Gereken Husus
Cumhuriyet savcısının emri bulunmadan, kimlik gizlenerek yapılan işlemlerle elde edilen deliller Yargıtay uygulamasında hükme esas alınamaz. Gizli soruşturmacı görevlendirme kararı da tek başına teknik araçla izleme (CMK m. 140) yetkisi vermez; bunun için ayrıca karar gerekir.
Kısa cevap: Görevlinin pasif kalıp kalmadığına ve müdahaleden önce kişinin suç işleme hazırlığında olduğunu gösteren başka delillerin bulunup bulunmadığına bakılır. Görevlinin talebi olmasaydı suç işlenmeyecekse, teşvik söz konusudur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gizli görevlinin işlenmekte olan suçu ortaya çıkarmak için şüpheliyle temas kurmasını Sözleşme’ye aykırı bulmaz (Ludi/İsviçre). Buna karşılık suç işleme niyeti olmayan kişinin suça yöneltilmesini adil yargılanma hakkının ihlali sayar. Uyuşturucu davalarında Teixeira de Castro/Portekiz, Burak Hun/Türkiye ve Sepil/Türkiye kararları bu yaklaşımı yansıtır.
ℹ️ Bilmeniz Gereken
“Zaten suç işliyordu” demek tek başına yeterli değildir. Kişinin suç işleme potansiyeli olsa bile, müdahaleden önce suça hazırlandığının başka delillerle gösterilmesi gerekir.
Kısa cevap: Hayır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre alıcı rolündeki görevlilerin ilk alımıyla suç ve delilleri ortaya çıkmışsa, sonraki alımlar TCK m. 43 anlamında ayrı suç oluşturmaz ve zincirleme suç hükümleriyle ceza artırılamaz.
TCK m. 43/1’e göre zincirleme suç için üç şart aranır:
Alıcı görevlilerle şüpheli arasında gerçek bir alım-satım bulunmadığından, ikinci ve sonraki alımlar delillendirme faaliyetinin devamıdır. Kolluğun görevi, suçu tespit ettikten sonra kişiyi başka bir suça yönlendirmeden yakalayıp adalet önüne çıkarmaktır. Ceza sorumluluğunu artıracak şekilde davranması, hukuk devleti ilkesini ve adil yargılanma hakkını ihlal eder.
✅ Karar Özeti
Şüphelinin sonraki alıma konu maddeyi önceki alımdan sonra temin ettiğine dair delil yoksa, satmak için uyuşturucu bulundurma suçunun devam ettiği kabul edilir. Birden fazla alım yapılmış olması, TCK m. 43 uygulamasını gerektirmez. Evde sonradan ele geçirilen madde de aynı kapsamda değerlendirilir.
Kısa cevap: Hayır. Anayasa m. 38 uyarınca kanuna aykırı elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. CMK m. 206/2-a hukuka aykırı delilin reddini, CMK m. 217/2 ise suçun ancak hukuka uygun delillerle ispat edilebileceğini düzenler.
Gerekçeli kararın da bu konuda denetime elverişli olması gerekir. CMK m. 230/1-b, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin gösterilmesini; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça belirtilmesini zorunlu kılar.
Kısa cevap: Önce görevlinin statüsü ve görevlendirme belgesi incelenir, sonra olayın başlangıcı ve suç kastının önceden var olup olmadığı araştırılır. Tespit edilen hukuka aykırılıklar duruşmada ve kanun yolunda yazılı olarak ileri sürülür.
✅ Sonuç: Ne Yapmalısınız?
Gizli soruşturmacı, alıcı rolündeki kolluk veya muhbir kaynaklı bir dosyada ilk adım, görevlinin statüsünü, görevlendirme belgesini ve olayın başlangıcını netleştirmektir. Suça teşvik, savcı emrinin yokluğu veya hukuka aykırı izleme tespit edilirse deliller hükme esas alınamaz. Dosya özetinizi Maya Avukatlık Bürosu’na iletişim sayfası üzerinden iletebilir, ceza dosyanızın hukuki değerlendirmesi için danışmanlık talep edebilirsiniz.
Hayır. Gizli soruşturmacı CMK m. 139 uyarınca hâkim kararıyla görevlendirilir. Alıcı rolündeki adli kolluk görevlisi ise CMK m. 160 ve devamı uyarınca savcının emriyle ve genel yetkileri kapsamında hareket eder. İkisi de kişiyi suça azmettiremez veya teşvik edemez.
Hayır. Görevlinin suça teşvik edip etmediği somut olaya göre değerlendirilir. Kişi müdahaleden önce zaten suç işleme hazırlığındaysa ve bu başka delillerle ortaya konuyorsa deliller hukuka uygun kabul edilebilir. Kast görevlinin telkiniyle oluşmuşsa deliller hükme esas alınamaz.
Yargıtay uygulamasında tutanak düzenleyen görevlilerin dinlenmesi ve sanığa soru sorma imkânı tanınması aranır. Tutanağın başka delillerle desteklenmesi de gerekir. Bu şartlar yerine getirilmeden yalnızca tutanağa dayanan hüküm kanun yolunda eleştirilebilir.
Her zaman değil. Alıcı rolündeki adli kolluk görevlisi, CMK m. 160 ve devamı uyarınca savcının emriyle hareket etmişse delil hukuka uygun olabilir. Savcı emri de yoksa kimlik gizlenerek toplanan deliller hukuka aykırı sayılır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre alıcı görevlilerle şüpheli arasında gerçek bir alım-satım yoktur. İlk alımla suç ve deliller ortaya çıkmışsa sonraki alımlar nedeniyle TCK m. 43 uygulanarak ceza artırılamaz.
Mümkün olan en erken aşamada, ifade ve duruşmada ileri sürülmesi gerekir. İtirazın tutanaklara, görevlendirme belgelerine ve görevli beyanlarına dayandırılması, kanun yolunda da denetim imkânı sağlar.
Dava ve Karar: Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık C.. G..'nin TCK'nun 188/3-4, 43/1, 62, 52/2, 53/1, 54 ve 63. maddeleri uyarınca yedi yıl dokuz ay yirmi iki gün hapis ve 3.740 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.01.2014 gün ve 247-33 sayılı hükmün, sanık C.. G.. ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 14.11.2014 gün ve 4020-12732 sayı ile oyçokluğuyla onanmasına karar verilmiş;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.12.2014 gün ve 144431 sayı ile;
"Devletin temel görevlerinden biri de suçun işlenmesini önlemektir. Kolluk görevlilerinin, daha fazla ceza almalarını sağlamaya da yönelik olarak şüphelileri suç işlemeye teşvik etmeleri hukuken kabul edilebilecek uygulama değildir.
CMK'nun 139/1. maddesi "soruşturma konusu suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi halinde hakim ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı'nın kararı ile kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir" hükmünü taşımaktadır.
Kanunun bu hükmünden de anlaşılacağı gibi sanık hakkında atılı suçu işlediğine dair delil elde edilmesi halinde gizli soruşturmacının görevi sona erecektir. Olayımızda görevlendirilen gizli soruşturmacıların 20.07.2012 tarihinde 15 TL karşılığı uyuşturucu maddeyi satın alması ile sanık hakkında atılı suçu işlediğine dair delil elde edildiğinden ikinci kez aynı suçu işlemesine fırsat verilmeden görevliler tarafından derhal yakalanması gerekirdi.
Bu nedenle ilk kez uyuşturucu madde sattığının tespiti ile yakalanması ve eylemine devam etme fırsatı verilmemesi münkün olan sanık hakkında eylemini zincirleme olarak gerçekleştirdiğinin kabulü ile hakkında TCK'nun 43. maddesinin uygulanması yasaya aykırıdır." görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
CMK'nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 23.01.2015 gün, 15195-318 sayı ve oyçokluğuyla, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçe ile karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık C.. G.. hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Sanığın uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tespitine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca, uyuşturucu madde ticareti yaptığı bilgisine ulaşılan sanık ve ailesi hakkında başlatılan soruşturma kapsamında, sulh ceza hakimliğinden alınan kararlar doğrultusunda gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen kamu görevlilerinin 25.07.2012 tarihinde sanık C.. ile hakkındaki mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşen sanık S.. G..'den iki paket halinde net 0,03 gram eroini satın aldıkları, 15.04.2013 tarihinde sanığın evinde yapılan arama sırasında evin penceresinden dışarıya atılan paket içerisinde de satışa hazır 52 paket halinde toplam 7,9 gram eroinin ele geçirildiği anlaşılmaktadır.
Sanık C.. G..; altı yıldır eroin kullandığını, kimseye satmadığını, aramada ele geçirilen uyuşturucuların kendisine ait olmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlığın esasına geçmeden önce, somut olayda sanıktan uyuşturucu madde satın alan kolluk görevlilerinin statülerinin belirlenmesi gerekmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununun "Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" başlıklı 139. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan hali;
"1) Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı kararı ile kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir.
2) Soruşturmacının kimliği değiştirilebilir. Bu kimlikle hukukî işlemler yapılabilir. Kimliğin oluşturulması ve devam ettirilmesi için zorunlu olması durumunda gerekli belgeler hazırlanabilir, değiştirilebilir ve kullanılabilir.
3) Soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar ve diğer belgeler ilgili Cumhuriyet Başsavcılığında muhafaza edilir. Soruşturmacının kimliği, görevinin sona ermesinden sonra da gizli tutulur.
4) Soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür.
5) Soruşturmacı, görevini yerine getirirken suç işleyemez ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamaz.
6) Soruşturmacı görevlendirilmesi suretiyle elde edilen kişisel bilgiler, görevlendirildiği ceza soruşturması ve kovuşturması dışında kullanılamaz.
7) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
2. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
3. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315).
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar" şeklindedir.
06.03.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunun 13. maddesi ile CMK'nun 139. maddesinin birinci fıkrası "soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye ağır ceza mahkemesince oy birliğiyle karar verilir.
İtiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de oybirliği aranır" şeklinde değiştirilmiş, altıncı fıkrasına ise "suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgiler derhâl yok edilir" cümlesi eklenmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından kanuna eklenen madde gerekçesinde "Kışkırtıcı ajan kullanılmasının hukuk devleti ilkesi bakımından büyük sorunlar yaratması karşısında, batı ülkelerinde giderek artan ve buna paralel olarak da toplum hayatında tamiri kabil olmayan yaralar açan organize suçlulukla mücadelede gizli soruşturma yapan bir görevliden yararlanma düşüncesi ortaya çıkmıştır. Gizli soruşturmacı, kışkırtıcı ajan değildir. Bunun kışkırtıcı ajandan en önemli farkı, gizli soruşturmacının hiç bir zaman azmettiren durumunda bulunamamasıdır.
Gizli soruşturmacı, görevi sırasında suç işlemeyecektir.
Gizli soruşturmacının, içine girdiği örgüt içerisinde uzun süre kalabilmesi, onun 'uydurma kimlik' sahibi olması ve bu kimlik altında bazı işlemlerde bulunabilmesine de bağlıdır.
Karşılaştırmalı hukukta, bu tedbirler vasıtasıyla bireyin temel hak ve özgürlüklerine ağır biçimde müdahale edilmesi nedeniyle, tedbire karar verme yetkisi konusunda özel yetki kuralları öngörülmüştür" denilmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin (ç) bendinde gizli soruşturmacının; "gerektiğinde örgüt içine sızmak, gözetlemek, izlemek, örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve örgütün işlediği suçlarla ilgili iz, eser, emare ve delilleri toplamak ve muhafaza altına almakla görevlendirilen kamu görevlisini" ifade ettiği belirtilmiştir.
CMK'nun 139. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları ile Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 4. maddesinin (ç) bendi içeriği birlikte değerlendirildiğinde gizli soruşturmacının sadece CMK'nun 139. maddesinin yedinci fıkrasında belirtilen suçların, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeleri şartıyla görevlendirilebileceği kabul edilmelidir. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlar için gizli soruşturmacı görevlendirilemez.
Nitekim öğretideki hakim görüş de CMK'nun 139/7. maddesinde belirtilen suçların ancak bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde gizli soruşturmacı kullanılabileceği yönündedir. (Necati Meran, İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Takibin Hukuki Boyutu, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, 2. Bası, s. 362-364; Ersan Şen, Türk Hukukunda Telefon Dinleme-Gizli Soruşturmacı-X Muhbir, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2013, 6. Bası, s. 236; Bahri Öztürk-Behiye Eker Kazancı-Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2013, 1. Bası, s. 244; Veli Özer Özbek, Türk Hukukunda Gizli Soruşturmacının Ceza Sorumluluğu, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, Cilt. 2, Sayı.1-2, s. 147-148)
Ancak kolluk görevlisinin 5271 sayılı CMK'nun 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delil toplamak için alıcı rolüne girerek, suça azmettirmeden veya teşvik etmeden şüpheliden uyuşturucu madde satın alması mümkündür.
Bu durumlarda adli kolluk görevlisinin CMK'nun 139. maddesi gereğince değil, aynı kanunun 160 ve devamı maddeleri uyarınca görevlendirilmesi yeterlidir. (Yener Ünver- Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, 9. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 474,)
Gizli görevlinin işlenen veya işlenmek üzere olan suçu ortaya çıkarabilmek amacıyla şüpheliyle temas kurup suçüstü yakalanmalarını sağlaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun bulunmuştur. (AİHM Ludi/İsviçre, 15.06.1992 gün ve 12433/1986 sayılı kararı) Ancak görevlinin suç işlemeye niyeti olmayan kişileri suç işlemeye teşvik ve azmettirmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlali olarak kabul edilmiştir. (AİHM'nin Teixeira de Castro/Portekiz, 09.06.1998 gün ve 25829/94 sayılı kararı)
Somut olayda; sanığa isnat olunan uyuşturucu madde ticareti suçunun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmemiş olması nedeniyle, mahkemece 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca "gizli soruşturmacı" görevlendirilmesine karar verilmesi isabetli olmayıp, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde satın alan görevlilerin gizli soruşturmacı değil "gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlileri" olarak kabul edilmeleri gerekmektedir. Bu görevlilerin ancak suça azmettirmeden veya teşvik etmeden elde ettikleri deliller hukuka uygun olacaktır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununa hakim olan ilke gerçek içtimadır. Bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına 5237 sayılı TCK'nun "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Zincirleme suç, 765 sayılı Kanunun 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır" şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı TCK'nun 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır" biçiminde zincirleme suç hükümlerine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz" düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.
TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
43/1. maddenin düzenlemesinden anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hallerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli miktarda arttırılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir" hükmü yer almakta olup, hukuk devleti; insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, bağımsız yargı denetimine açık olan devlettir. Yargı organları da yargılama yaparken hukuk devleti ilkelerine dolayısıyla anayasa ve kanunlara uygun olarak hareket etmelidirler.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin altıncı maddesinde hüküm altına alınan "adil yargılanma hakkı" kişilerin hukuk devleti kuralları içinde yargılanmasını öngörür. Bu kurala aykırılık, işlemin adil olmasını engeller.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen kararlarda da; ajan veya polis memurlarınca, uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkin olarak kişiyi suça azmettirme veya teşvik etme yoluyla elde edilen delillerin kullanılması "adil yargılama hakkının ihlali" olarak kabul edilmiştir. (Burak Hun/Türkiye, 15.12.2009 gün ve 17570/04; Sepil/Türkiye, 12.11.2013 gün ve 17711/07 sayılı kararları)
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
25.07.2012 tarihinde adli kolluk görevlilerince sanık ve hakkındaki mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşen eşi S.. G..'den uyuşturucu madde satın alınmış, 15.04.2013 tarihinde yapılan aramada da sanığın evinde uyuşturucu madde ele geçirilmiştir.
Adli kolluk görevlilerinin amacı, uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak değil sanıkların bulundukları mahalde uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapan kişileri tespit ederek, bu suça ilişkin delilleri toplamak olup, aldıkları uyuşturucu maddeyi devralma ve mal edinme iradeleri bulunmadığından, somut olayda gerçek bir alım satım sözkonusu olmayıp, gerçekleştirilen eylem sanığın suçunu delillendirme işlemidir.
Kolluk görevlilerince, öncelikle suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması, suç işlenmesinden sonra işlenmiş olan suçun tespit edilerek, bu konudaki delillerin toplanması ve suç işlediği belirlenen kişilerin başka bir suç işlemeye yönlendirilmeden yakalanıp adalet önüne çıkarılması gerekirken, şüphelilerin ceza sorumluluğunu arttıracak şekilde davranışlarda bulunmaları halinde gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının ikinci maddesinde düzenlenen "hukuk devleti" ilkesi, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde hüküm altına alınan "adil yargılanma" hakkı ihlal edilmiş olacaktır.
25.07.2012 günü adli kolluk görevlilerince sanık ile eşinden uyuşturucu madde satın alınmasıyla, sanığın "satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma" suçu ve bu suça ilişkin deliller tamamen ortaya çıkarılmıştır. Bir bölümü bu şekilde görevli alıcıya satılan uyuşturucu maddenin kalanı evde arama sırasında ele geçirilmiş olup bu uyuşturucu maddeyi, sanığın 25.07.2012 tarihindeki satıştan sonra temin ettiğine ilişkin bir delil de bulunmamaktadır. Olayda adli kolluk görevlileri ile sanık arasında gerçek anlamda alım satım sözkonusu olmadığından ve adli kolluk görevlilerince sanıktan yapılan ilk alımla sanığın "satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma" suçuna ilişkin olarak delillendirme işlemi yapıldığından, daha sonra alıma konu maddenin devamının evde arama sırasında ele geçirilmesi TCK'nun 43. maddesi kapsamında ayrı suç oluşturduğunun kabulü mümkün değildir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık C.. G.. hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartları bulunmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 14.11.2014 gün ve 4020-12732 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.01.2014 gün ve 247-33 sayılı hükmünün uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartları bulunmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.06.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğu ile, karar verildi.
Dava ve Karar: Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık F.. Ç..'nın 5237 sayılı TCK'nun 188/3, 43/1, 62/1, 52/2, 53/1, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis ve 100 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin, İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.12.2013 gün ve 358-430 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 17.11.2014 gün ve 3746-12754 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 09.01.2015 gün ve 140384 sayı ile;
"...'Gizli soruşturmacı' 5271 sayılı 'Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 139. maddesi ile 'Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in 23-28. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre; soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür. (CMK 139/4; Yönetmelik 27/1)
Gizli soruşturmacının görevi, soruşturma konusu suçun işlenip işlenmediğini, işlenmiş ise işleyenin kim olduğunu belirlemek ve bu konudaki delilleri toplamaktır. Gizli soruşturmacı bu görevini yerine getirirken suç işleyemez, başkasını suç işlemeye azmettiremez.
Devletin temel görevlerinden biri de 'suç işlenmesini önlemektir.' Devlet görevlisinin bir kişinin daha fazla ceza almasını sağlamak için onu bazı hareketleri yapmaya yönlendirmesi ve ona bunun için fırsat vermesi kabul edilemez. Aksi halde gerek Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan 'hukuk devleti' ilkesi gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde öngörülen 'adil yargılama' hakkı ihlâl edilmiş olur. Esas olan gizli soruşturmacı olan görevlinin bir suç işlendiğini tespit ettiğinde suç işleyeni yakalayıp yargı önüne çıkarmasıdır. Oysa somut olayda, gizli soruşturmacı 26.04.2013 günü 10 TL karşılığında 1 gram esrar almıştır. Böylece sanığın 'satmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde bulundurma' suçu belirlenmiş ve delili elde edilmiştir. Buna rağmen görevlilerin sanığın evinde bulunan ve daha sonra ele geçirilen esrarı elde etme ve eyleminin sonlandırması olanağı bulunuyorken sanığın yakalanmayıp eylemine devam imkanı sağlanarak gizli soruşturmacı tarafından tekrar 01/05/2013 tarihinde 1,3 gram esrar alınması hem gereksizdir hem de görevi kapsamında değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle gizli soruşturmacı tarafından sanıktan esrar alınması ayrıca suç oluşturmayacağından, zincirleme suç hükümleri uygulanarak sanığa fazla ceza verilmesi yerinde değildir..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Dairenin onama kararının kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilması talebinde bulunmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 26.01.2015 gün ve 9-345 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanık M.. Ç.. hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan kurulan beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, sanık F.. Ç.. hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının tespitine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Kolluk görevlilerince, İzmir'deki uyuşturucu madde satıcılarının büyük çoğunluğunun önceki tarihlerde gerçekleştirilen operasyonlar sebebi ile tedirgin oldukları, kullanıcıları bilgilendirdikleri, tedbir almaları konusunda telkin ve tavsiyede bulundukları, telefon kullanmamaya özen gösterdikleri, kullananların da sık sık telefon değiştirdikleri, bu önlemler doğrultusunda uyuşturucu madde satışına devam ettikleri bilgilerinin elde edilmesi üzerine, İzmir 8. Sulh Ceza Mahkemesince 08.01.2013 gün ve 95 sayı ile, 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca kolluk görevlilerinin gizli soruşturmacı olarak görevlendirilmesine, gizli soruşturmacılara uyuşturucu madde satma isteminde bulunulması halinde söz konusu uyuşturucu maddelerin delil toplama kapsamında şüpheli şahıslardan alınarak elkonulmasına karar verildiği,
Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin talep yazısı ve gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararda; uyuşturucu madde ticareti suçunun, suç işlemek için kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlendiğine ilişkin bir iddianın ileri sürülmediği,
26.04.2013 günü alıcı rolündeki görevlilerin Basmane semtinde ilerledikleri sırada sanığın evinin dış kapısından alıcı görevlilere "ne arıyorsunuz buralarda, polis misiniz" diye sorduğu, görevlilerin yaklaşık yarım saat önce güven alımı yaptıkları kişiyi kast ederek "Metin abimize bakmıştık, herhalde yanlış sokağa girdik" şeklinde cevap verdikleri, sanığın "Metin bu sokakta oturmuyor, yanlış gelmişsiniz ama Metin'deki malzeme bende de var, malzeme mi lazım" demesi üzerine görevlilerin "ne malzemesi var sende" diye sordukları, sanığın "bende sadece cigaralık var, vereyim mi" demesi üzerine görevlilerin sanığa 10 TL verdiği, sanığın da bir paket halindeki 0,78 gram esrarı görevlilere teslim ettiği,
01.05.2013 günü alıcı görevlilerin aynı sokak içerisinde ilerledikleri sırada sanığın yine evinin dış kapısından alıcı görevlilere "abim hoş geldin, malzeme mi arıyorsun, vereyim abime" şeklinde seslendiği, görevlilerce bir adet meşenin fiyatı sorulduğunda sanığın "10 TL" demesi üzerine sanığa 10 TL verildiği, sanığın içeriden getirdiği bir paket halindeki 1 gram esrarı görevlilere verdiği,
23.09.2013 tarihinde sanığın eşinin ailesi ile birlikte yaşadığı evde yapılan aramada, 19 paket halinde 21,6 gram esrar ele geçirildiği,
İzmir Kriminal Polis Laboratuvarının 10.05.2013 gün ve 4695 sayılı ekspertiz raporunda; alıcı görevlilerce sanıktan 26.04.2013 tarihinde alınan maddenin, esrar aktif maddelerinden Tetrahydrocannabinol ihtiva eden bitki parçası olduğu ve net 0,78 gram esrar içerdiğinin ifade edildiği,
İzmir Kriminal Polis Laboratuvarının 16.05.2013 gün ve 4847 sayılı ekspertiz raporunda; alıcı görevlilerce sanıktan 01.05.2013 tarihinde alınan 1 gram maddenin, esrar aktif maddelerinden Tetrahydrocannabinol ihtiva eden bitki parçası olduğu bilgilerinin yer aldığı,
İzmir Kriminal Polis Laboratuvarının 05.10.2013 gün ve 9495 sayılı ekspertiz raporunda; sanığın evinde 23.09.2013 tarihinde yapılan arama sırasında ele geçirilen maddenin, esrar aktif maddelerinden Tetrahydrocannabinol ihtiva eden bitki parçası olduğu ve net 21,6 gram esrar içerdiğinin belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık soruşturma aşamasında suçlamaları kabul etmemiş, mahkemede ise; olay tarihinde cezaevinde bulunan eşinden kalan evdeki esrarı, kayınvalidesinin hasta, çocuklarının ise bakıma muhtaç olması ve gelirinin bulunmaması nedeniyle satmak zorunda kaldığını savunmuştur.
Uyuşmazlığın esasına geçmeden önce, somut olayda sanıktan uyuşturucu madde satın alan kolluk görevlilerinin statülerinin belirlenmesi gerekmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununun "Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" başlıklı 139. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan hali;
"1) Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı kararı ile kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir.
2) Soruşturmacının kimliği değiştirilebilir. Bu kimlikle hukukî işlemler yapılabilir. Kimliğin oluşturulması ve devam ettirilmesi için zorunlu olması durumunda gerekli belgeler hazırlanabilir, değiştirilebilir ve kullanılabilir.
3) Soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar ve diğer belgeler ilgili Cumhuriyet Başsavcılığında muhafaza edilir. Soruşturmacının kimliği, görevinin sona ermesinden sonra da gizli tutulur.
4) Soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür.
5) Soruşturmacı, görevini yerine getirirken suç işleyemez ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamaz.
6) Soruşturmacı görevlendirilmesi suretiyle elde edilen kişisel bilgiler, görevlendirildiği ceza soruşturması ve kovuşturması dışında kullanılamaz.
7) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
2. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
3. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315).
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar" şeklindedir.
06.03.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunun 13. maddesi ile CMK'nun 139. maddesinin birinci fıkrası "Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye ağır ceza mahkemesince oy birliğiyle karar verilir. İtiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de oybirliği aranır." şeklinde değiştirilmiş, altıncı fıkrasına ise "Suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgiler derhâl yok edilir." cümlesi eklenmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonunca kanuna eklenen madde gerekçesinde "Kışkırtıcı ajan kullanılmasının hukuk devleti ilkesi bakımından büyük sorunlar yaratması karşısında, batı ülkelerinde giderek artan ve buna paralel olarak da toplum hayatında tamiri kabil olmayan yaralar açan organize suçlulukla mücadelede gizli soruşturma yapan bir görevliden yararlanma düşüncesi ortaya çıkmıştır. Gizli soruşturmacı, kışkırtıcı ajan değildir. Bunun kışkırtıcı ajandan en önemli farkı, gizli soruşturmacının hiç bir zaman azmettiren durumunda bulunamamasıdır.
Gizli soruşturmacı, görevi sırasında suç işlemeyecektir.
Gizli soruşturmacının, içine girdiği örgüt içerisinde uzun süre kalabilmesi, onun 'uydurma kimlik' sahibi olması ve bu kimlik altında bazı işlemlerde bulunabilmesine de bağlıdır.
Karşılaştırmalı hukukta, bu tedbirler vasıtasıyla bireyin temel hak ve özgürlüklerine ağır biçimde müdahale edilmesi nedeniyle, tedbire karar verme yetkisi konusunda özel yetki kuralları öngörülmüştür" denilmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin, "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin (ç) bendinde gizli soruşturmacının; "Gerektiğinde örgüt içine sızmak, gözetlemek, izlemek, örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve örgütün işlediği suçlarla ilgili iz, eser, emare ve delilleri toplamak ve muhafaza altına almakla görevlendirilen kamu görevlisini," ifade ettiği belirtilmiştir.
5271 sayılı CMK'nun 139. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları ile Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin, 4. maddesinin (ç) bendi içeriği birlikte değerlendirildiğinde gizli soruşturmacının sadece 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesinin yedinci fıkrasında belirtilen suçların, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeleri şartıyla görevlendirilebileceği kabul edilmelidir. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlar için gizli soruşturmacı görevlendirilemez.
Nitekim öğretideki hakim görüş de CMK'nun 139/7. maddesinde belirtilen suçların ancak bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde gizli soruşturmacı kullanılabileceği yönündedir. (Necati Meran, İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Takibin Hukuki Boyutu, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, 2. Bası, s.362-364; Ersan Şen, Türk Hukuku'nda Telefon Dinleme-Gizli Soruşturmacı-X Muhbir, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2013, 6. Bası, s.236; Bahri Öztürk-Behiye Eker Kazancı-Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2013, 1. Bası, s.244, Veli Özer Özbek, Türk Hukuku'nda Gizli Soruşturmacının Ceza Sorumluluğu, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, Cilt.2, Sayı.1-2, s.147-148)
Ancak kolluk görevlilerinin, CMK'nun 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delilleri toplamak amacıyla, alıcı rolüne girerek, suça azmettirmeden veya teşvik etmeden şüpheliden uyuşturucu madde satın alması mümkündür.
Bu durumlarda adli kolluk görevlisinin 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca değil, 160 ve devamı maddeleri uyarınca görevlendirilmesi yeterlidir. (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, 9. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s.474,)
Gizli görevlinin işlenen veya işlenmek üzere olan suçu ortaya çıkartmak için şüphelilerle temas kurarak suçüstü yakalanmalarını sağlaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun bulunmuştur. (AİHM'nin Ludi/İsviçre, 15.06.1992 gün ve 12433/1986 sayılı kararı) Ancak görevlinin suç işlemeye niyeti olmayan kişileri suç işlemeye teşvik ve azmettirmesi AİHS'nin ihlali olarak kabul edilmiştir. (AİHM'nin Teixeira de Castro/Portekiz, 09.06.1998 gün ve 25829/94 sayılı kararı)
Somut olayda; sanık F.. Ç..'ya isnat olunan uyuşturucu madde ticareti suçunun "örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmemiş olması" nedeniyle, mahkemece 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca "gizli soruşturmacı" görevlendirilmesine karar verilmesi isabetli olmayıp, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde satın alan görevlilerin gizli soruşturmacı değil gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlileri olarak kabul edilmeleri gerekir. Bu görevlilerin ancak "suça azmettirmeden veya teşvik etmeden" elde ettikleri deliller hukuka uygun olacaktır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na hakim olan ilke gerçek içtimadır. Bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK'nun "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Zincirleme suç, 765 sayılı Kanunun 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır" şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı Kanunun 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır" biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz" düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
TCK'nun 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hallerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir" hükmü yer almakta olup, hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, bağımsız yargı denetimine açık olan devlettir. Yargı organları da yargılama yaparken hukuk devleti ilkelerine dolayısıyla anayasa ve kanunlara uygun olarak hareket etmelidirler.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde hüküm altına alınan "adil yargılanma hakkı" kişilerin hukuk devleti kuralları içinde yargılanmasını öngörür. Bu kurala aykırılık, işlemin adil olmasını engeller.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce verilen kararlarda; ajan veya polis memurlarınca, uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkin olarak kişiyi suça azmettirme veya teşvik etme yoluyla elde edilen delillerin kullanılması "adil yargılama hakkının ihlali" olarak kabul edilmiştir. (AİHM'nin Burak Hun/Türkiye Davası, 15.12.2009 gün ve 17570/04 sayılı kararı ve Sepil/Türkiye Davası, 12.11.2013 gün ve 17711/07 sayılı kararı)
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Adli kolluk görevlilerince 26.04.2013 tarihinde sanıktan esrar satın alınmasından sonra 01.05.2013 tarihinde aynı görevlilerce sanıktan yeniden esrar satın alınmış, 23.09.2013 tarihinde evinde yapılan aramada da esrar ele geçirilmiştir.
Adli kolluk görevlilerinin amaçları, uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak değil, sanığın bulunduğu mahalde uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapan kişileri tespit ederek, bu suça ilişkin delilleri toplamak olup, sanıktan aldıkları esrarı devralma ve mal edinme iradeleri bulunmadığından, olayda gerçek bir alım satım sözkonusu olmayıp, gerçekleştirilen eylem sanığın suçunu delillendirme işlemidir.
Kolluk görevlilerince, öncelikle suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması, suç işlenmesinden sonra ise işlenmiş olan suçun tespit edilerek, bu konudaki delillerin toplanması ve suç işlediği belirlenen kişinin başka bir suç işlemeye yönlendirilmeden yakalanıp adalet önüne çıkarılması gerekirken, şüphelinin ceza sorumluluğunu arttıracak şekilde davranışlarda bulunmaları halinde gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde düzenlenen "hukuk devleti" ilkesi, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde hüküm altına alınan "adil yargılanma" hakkı ihlal edilmiş olacaktır.
Adli kolluk görevlilerince şüphelinin suç ortağı ya da ortaklarının olup olmadığı veya başka bir yerde gizlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde bulunup bulunmadığını tespit etmek gibi nedenlerle, şüphelinin ilk alımdan sonra yakalanmayarak görevlilerce birden fazla alım yapılması durumunda da, esasen tek bir alım olayı ile şüphelinin satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu ve suçunun delilleri ortaya çıktığından, şüphelinin sonraki alımlara konu uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi önceki alımlardan sonra temin ettiğine ilişkin delil bulunmadığı ahvalde, satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmanın temadi ettiği kabul edilip, hareketin en ağırına göre ceza verilecek, birden fazla alım olduğundan bahisle TCK'nun 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır.
Adli kolluk görevlilerince, 26.04.2013 tarihinde sanıktan esrar alınması üzerine, sanığın "satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma" suçu ve bu suça ilişkin deliller tamamen ortaya çıkmıştır. Adli kolluk görevlilerinin ikinci kez aldıkları esrar ile sanığın evinde ele geçirdikleri esrarı, sanığın ilk satıştan sonra temin ettiğine ilişkin bir delil de bulunmamaktadır. Olayda adli kolluk görevlileri ile sanık arasında gerçek anlamda bir alım satım sözkonusu olmadığından ve adli kolluk görevlilerince sanıktan yapılan ilk alımla sanığın "satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma" suçuna ilişkin olarak delillendirme işlemi yapıldığından, sanıktan yapılan sonraki alım ile evinde ele geçirilen esrarın TCK'nun 43. maddesi kapsamında ayrı suç oluşturduğunun kabulü mümkün değildir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 gün ve 848-136 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartları bulunmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17.11.2014 gün ve 3746-12754 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.12.2013 gün ve 358-430 sayılı mahkûmiyet hükmünün, uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartları bulunmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.06.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğu ile, karar verildi.
Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.
Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.
© 2017- 2026
Maya Avukatlık Bürosu.
Tüm hakları saklıdır.


