
Bir kişiye karşılıksız olarak yapılan bağışlar (hibeler), Türk hukukunda kural olarak bağlayıcıdır ve tek taraflı irade ile geri alınamaz. Ancak bağış belirli bir koşula veya yükümlülüğe (mükellefiyete) bağlanmışsa ve bu koşul haklı bir neden olmaksızın yerine getirilmezse, bağışlayanın yasal olarak "bağıştan dönme" yani rücu (Revocation of Gift) hakkı doğabilir.
Uygulamada en çok karşılaşılan sorun, koşulun ne zaman "yerine getirilmiş" sayılacağının tespitidir. Bu makalede, Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde bağıştan rücu şartlarının neler olduğu ve bir koşulun yerine getirilip getirilmediğinin nasıl değerlendirileceği ele alınmaktadır.
İçindekiler
Bağış (hibe) sözleşmesi, bir kişinin (bağışlayan) mal varlığından karşılıksız olarak bir başkasına (bağışlanan) kazandırmada bulunmasıdır. Bağışlayan, bu kazandırmayı herhangi bir bedel beklemeden yapar; bağışlananın herhangi bir edim borcu doğmaz.
Ancak uygulamada bağışlar çoğu zaman koşula veya mükellefiyete bağlı olarak yapılır. Örneğin:
Bu tür bağışlara koşullu (şartlı) veya mükellefiyetli bağış denir. Koşulun varlığı, bağışın geri alınabilirliği açısından belirleyici öneme sahiptir.
Bağıştan dönme (rücu), bağışlayanın tek yanlı, bağışlanana varması gereken bir beyanla, bağış ilişkisine geriye etkili olarak son vermesidir. Bu, bağışlayana tanınan yenilik doğurucu bir haktır.
Konunun yasal dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) şu şekilde düzenlenmiştir:
Kanun ayrıca TBK m.296'da bağışlananın ağır bir suç işlemesi, bağışlayana veya yakınlarına karşı önemli ölçüde yükümlülüklerini yerine getirmemesi gibi başka rücu sebeplerine de yer verir; ancak bu makalenin konusu, koşullu bağışlarda şartın yerine getirilmemesine dayalı rücudur.
Bir bağıştan dönme talebinin haklı sayılabilmesi için aşağıdaki dört şartın birlikte gerçekleşmesi aranır:
⚠️ Dikkat Edilmesi Gereken Husus
Bu dört şarttan yalnızca biri eksik olsa dahi bağıştan rücu talebi reddedilir. Uygulamada en çok tartışılan nokta, "koşulun yerine getirilip getirilmediği"nin tespitidir.
Bağış sözleşmesindeki koşul veya mükellefiyetin niteliğinin, kapsamının ve yerine getirilme zamanının tam olarak tespiti büyük önem taşır. Bu değerlendirmede yalnızca sözleşmede kullanılan kelimelere bakılmaz; tarafların gerçek iradesi ve bağışlayanın asıl amacı araştırılır.
Koşulun yerine getirilip getirilmediği değerlendirilirken şu unsurlar dikkate alınır:
✅ Yargıtay İçtihadı
Yerleşik içtihatlara göre, bağışlanan amaç dolaylı bir yoldan da olsa gerçekleşmişse ve bağışlayan bunun karşılığını farklı bir şekilde elde etmişse, koşulun harfiyen yerine getirilmediği gerekçesiyle bağıştan rücu talep edilemez. Değerlendirmede belirleyici olan, tarafların gerçek iradesi ve koşulun asıl amacıdır.
Taşınmazların belediye veya diğer kamu kurumlarına, ileride yapılacak bir imar uygulamasında kullanılması şartıyla bağışlandığı durumlar da sıkça karşılaşılan bir örnektir. Bu tür bağışlarda idarenin uzun süre boyunca ayrı bir imar uygulaması yapmamış olması, tek başına rücu şartının oluştuğu anlamına gelmez.
Önemli olan, bağışlayanın koşulla ulaşmak istediği amacın -örneğin diğer parsellerde yapılaşma hakkı elde etme gibi- fiilen gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Ayrıca idarenin özel mülkiyetindeki bir taşınmaz için imar planı yapmaya zorlanamayacağı da göz önünde bulundurulur.
ℹ️ Süre Ne Zaman Başlar?
TBK m.297 uyarınca bağışlayan, geri alma (rücu) sebebini öğrendiği günden itibaren 1 yıl içinde bağıştan dönme hakkını kullanmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir; hâkim tarafından resen dikkate alınır.
Sürenin başlangıcı, koşulun ihlal edildiğinin veya yerine getirilmediğinin fiilen öğrenildiği tarihtir. Bu tarihin ispatı genellikle uyuşmazlığın önemli bir parçasını oluşturur; öğrenme tarihinin daha önce gerçekleştiğini ispat yükü, süre def'ini ileri süren tarafa aittir.
Koşulun yerine getirilmediği ve rücu şartlarının oluştuğu kanaatine varılması hâlinde izlenebilecek süreç genel hatlarıyla şu şekildedir:
Geçerli bir koşullu bağış sözleşmesinin bulunması, koşulun ifa edilebilir olması, koşulun haklı bir neden olmaksızın yerine getirilmemesi ve dönme iradesinin 1 yıllık süre içinde açıklanması gerekir.
Dava, bağışı almış olan kişiye (bağışlanana) karşı açılır. Taşınmaz üçüncü bir kişiye devredilmişse, somut duruma göre ayrıca bu kişiye yönelik talepler değerlendirilebilir.
Bağışlayan, dönme sebebini öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl içinde bu hakkını kullanmalıdır. Bu süre hak düşürücüdür ve kaçırılması hâlinde rücu hakkı düşer.
Değerlendirmede belirleyici olan, koşulun harfiyen değil amacına uygun olarak gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Bağışlayanın koşulla ulaşmak istediği sonuç dolaylı bir yoldan da olsa sağlanmışsa, rücu talebi genellikle kabul görmez.
✅ Sonuç: Ne Yapmalısınız?
Koşulun yerine getirilip getirilmediğinin tespiti, tarafların gerçek iradesinin ve somut olayın özelliklerinin ayrıntılı incelenmesini gerektirir. Bağış sözleşmenizle ilgili bir uyuşmazlık yaşıyorsanız, hak kaybına uğramamak için 1 yıllık hak düşürücü süreyi göz önünde bulundurarak vakit kaybetmeden Maya Avukatlık Bürosu ile iletişime geçin.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 23.02.2026 T. 2026/826 E. 2026/1292 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Dava, bağıştan rücu hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel isteğine ilişkindir.
Davacı; 26.08.1998 tarihli Belediye Encümen kararı ile paydaşı olduğu 1361 sayılı kadastro parselinin ifraz edilerek bir kısmının yola terk edilmesine ve ifrazen oluşan dava konusu 200 80... parsel sayılı taşınmazın ileride bölgede yapılacak imar uygulamasında zayiatta kullanılması şartı ile davalı ... adına hibe alınmasına karar verildiğini, ifrazen adına oluşan dava dışı parsellerde yapılaşabilmek için encümen kararını kabul etmek durumunda kaldığını ve dava konusu 200 80... parsel sayılı taşınmazdaki payını davalı Belediyeye hibe ettiğini, ancak daha sonradan yaptığı araştırmada davalı ... tarafından taşınmazın plandaki amacı dışına çıkartılarak konut alanına dönüştürüldüğünü öğrendiğini, bağıştan rücu şartlarının oluştuğunu ileri sürerek dava konusu 200 80... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile payı oranında adına tescilini, olmazsa bedelinin tahsilini istemiştir.
Davalı ... vekili; davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, dava konusu 200 80... parsel sayılı taşınmazın 05.11.1986 tarihli imar uygulamasından beri konut alanı olarak planlı olduğunu ve taşınmazda herhangi bir plan değişikliği yapılmadığını, Encümen Kararı ile taşınmazın geldisi olan 1361 sayılı tarla vasfındaki kadastral parselin İmar Kanunu'nun 15... . maddelerine uygun olarak %40'ına tekabül eden kısmının yola terk edildiğini ve kadastral parselin isabet ettiği imar yolu ve kavşakta bulunan mülkiyet sorununun çözüldüğünü, 1.519 m²'lik dava konusu 200 80... parselin ise bölgede yeniden imar uygulama işlemi yapılırsa zayiatta kullanılmak üzere davalı Belediyeye hibe edildiğini, ifrazen oluşan dava dışı 200 79... ve 200 80... parsellerin ise arsa vasfıyla davacı adına tescil edildiğini, bağıştan rücu şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, ... Belediyesinin 26.08.1998 tarihli 418 sayılı Encümen kararı ile dava konusu 200 80... parsel sayılı taşınmazın geldisi kök 1361 parsel sayılı 12.8 00... 'lik tarla vasfındaki taşınmazın 5.1 27... 'lik kısmının yol olarak terk edilerek kalan kısmının üç parçaya ifraz edilip dava dışı 200 79... , 200 80... ve dava konusu 200 80... parsel sayılı taşınmazların oluştuğu ve dava konusu 200 80... parsel sayılı taşınmazın ileriki zamanda bölgede yapılacak imar uygulamasında zayiatta kullanılması şartı ile davalı ... adına hibe alınmasına karar verildiği, resmi senette de davacı ve dava dışı paydaşların dava konusu 200 80... parsel sayılı taşınmazdaki paylarını "ileriki zamanda bölgede yapılacak imar uygulamasında zayiatta kullanılması şartı ile" davalı Belediyeye hibe ettikleri ve bağışın koşula bağlandığının sabit olduğu, ancak temlik tarihinden itibaren taraflarca kararlaştırılan koşulun yerine getirilmediği, hak düşürücü süre yönünden de öğrenme olgusunun daha önce gerçekleştiğinin davalı tarafça ispat edilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı ... vekilinin istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ile dava dışı kişilerin paydaşı oldukları kök 1361 parselden % 40 oranına karşılık gelen 5.127 m²'lik kısmın bedelsiz olarak yola terk edildiği, kalan kısmın ifrazı ile oluşan dava konusu 200 80... parselin de 3194 sayılı Kanun'un 18. madde uygulamasında DOP kesintisi olarak kullanılması koşuluyla davalı Belediyeye hibe edildiği, söz konusu koşulun yerine getirilmesi için davalı Belediyenin aradan geçen 23 yıl gibi uzun süreye rağmen bir imar uygulaması yapmadığı, davalının hak düşürücü sürenin geçtiğini de kanıtlayamadığı, İlk Derece Mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; imar öncesi kök 1361 sayılı tarla vasfındaki kadastral parselde davacının 1/6 hisse ile paydaş olduğu, 26.08.1998 tarihli ve 418 sayılı Belediye Encümen Kararı ile, İmar Kanunu'nun 16. maddesine göre kök parselin bir kısmının ifrazen yola terk yapılmasına, uygulama neticesinde oluşan 200 80... parselin ise ileriki zamanda bölgede yapılacak imar uygulamasında zayiatta kullanılması şartı ile ... Belediyesi adına hibe alınmasına karar verildiği, bunun üzerine kök 1361 parsel sayılı taşınmazın %40'lık (DOP) kısmına tekabül eden 5.1 27... 'lik kısmının bedelsiz olarak yola terk edilerek kalan kısmın ise 3 parçaya ifraz edilip dava konusu 200 80... parsel ile dava dışı 200 79... ve 200 80... parsel sayılı taşınmazların oluştuğu, davacının dava konusu 200 80... parsel sayılı taşınmazdaki 1/6 payını 26.11.1998 tarihli resmi akitle "ileriki zamanda yapılacak imar uygulamasında zayiatta kullanılması" şartıyla davalı Belediyeye hibe ettiği, dava konusu 200 80... parsel sayılı taşınmazın 1986 yılından beri ve halen imar planında konut alanı içerisinde kaldığı, diğer yandan ifrazen oluşan dava dışı 200 79... ve 200 80... parsel sayılı taşınmazların ise arsa vasfıyla davacı ve dava dışı diğer paydaşları adına ifrazen tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, bağıştan dönme (rücu), bağışlayanın tek yanlı, bağışlanana varması gereken beyanıyla geriye etkili (makable şamil) olarak hukuki ilişkiye son veren yenilik doğurucu bir haktır. Bağışlayan koşullu veya mükellefiyetli şekilde bağışta bulunmuşsa bağışlanandan hukuka, ahlaka aykırı veya imkansız olmadığı sürece 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 291. maddesi uyarınca koşul veya mükellefiyetin yerine getirilmesini isteyebilir. Haklı bir neden olmaksızın yerine getirilmemesi halinde de TBK'nın 295. maddesine dayanarak bağıştan dönme hakkını kullanıp verdiğini geri isteyebilir.
Hemen belirtmek gerekir ki, bağış sözleşmesindeki koşul veya mükellefiyetin niteliğinin, kapsamının ve yerine getirilme zamanının tam olarak tespiti büyük önem taşır. Bu itibarla salt kullanılan sözlerin değil, tarafların gerçek iradelerinin ve bağışlayanın asıl amacının ortaya çıkarılması gerekir. TBK'nın 297. maddesine göre bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir.
Somut olayda; 26.08.1998 tarihli ve 418 sayılı Belediye Encümen Kararı gereğince davacının dava konusu 200 80... parsel sayılı taşınmazdaki payını "ileriki zamanda yapılacak imar uygulamasında zayiatta kullanılması" şartıyla 26.11.1998 tarihinde davalı belediyeye hibe ettiğinin anlaşıldığı, anılan Encümen kararı sonucunda davacının paydaşı olduğu tarla vasfındaki kök 1361 parselin ifrazı ile oluşan dava dışı 200 79... ve 200 80... parsel sayılı taşınmazların arsa vasfıyla davacı adına(1/6 payı) tescil edildiği ve anılan bu parsellerde yapılaşma izni verildiğinin anlaşıldığı, bir başka ifadeyle davacının hibe ettiği taşınmazın karşılığını imar ve ifraz sonrası adına oluşan parsellerde yapılaşma izni verilmesiyle elde ettiği, diğer yandan davacı, davalı ... tarafından dava konusu 200 80... parselin plandaki amacının değiştirildiğini ileri sürmüşse de taşınmazın 1986 yılından beri yapılan imar uygulamalarında ve halen "konut alanı" içerisinde kaldığı ve herhangi bir plan değişikliğinin yapılmadığı, Belediye'nin özel mülkiyetinde olan dava konusu taşınmaz imar planında kamu hizmetine ayrılan yerlerden olmadığından Belediyenin imar planı yapmaya zorlanamayacağı gözetildiğinde bağıştan rücu şartlarının gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği sonuç ve kanaatine varılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabul karar verilmesi isabetsizdir.
Davalı ... vekilinin açıklanan nedenden ötürü yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davalı Belediyeye iadesine, Dosyanın Antalya 14. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.02.2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.
Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.
© 2017- 2025
Maya Avukatlık Bürosu.
Tüm hakları saklıdır.


