
Ailenize, kardeşinize ya da yakın akrabanıza verdiğiniz para geri gelmiyorsa, hukuki yolun nasıl işlediğini bilmek hem haklarınızı korumanızı hem de doğru adımı atmanızı sağlar. Türk hukukunda akrabalar arası para alacağı davaları, pek çok kişinin sandığından çok daha katı ispat kurallarına tabidir; ancak aynı zamanda yakın akrabalık ilişkisi nedeniyle özel istisnalar da tanımaktadır.
📋 İçindekiler
Aile içi para aktarımları çoğunlukla sözlü anlaşmalarla gerçekleşir. Güven duygusu, resmi belge düzenleme ihtiyacını arka plana iterken hukuki riskleri de beraberinde getirir. Bu riskleri önceden bilmek, olası bir uyuşmazlıkta elinizi önemli ölçüde güçlendirir.
Para aktarımından önce şu adımları atmak, ileride yaşanabilecek hukuki uyuşmazlıkta lehinize güçlü bir zemin oluşturur:
⚠️ Dikkat: Elden Nakit Vermenin Özel Riski
Nakit elden teslim edilen paralar, hem miktarı hem de teslimi ispat etmeyi zorlaştırır. Yurt dışına elden para çıkarıldığı ileri sürülen durumlarda karşı taraf, gümrük beyannamesi bulunmadığını öne sürerek para transferini tümden inkâr edebilir. Bu riski ortadan kaldırmanın tek yolu banka transferidir.
Akrabalar arasındaki para talepleri, uyuşmazlığın kaynağına göre farklı hukuki kategorilere girebilir. Bu ayrım, dava açılacak mahkemeyi, ispat kurallarını ve zamanaşımı süresini doğrudan belirler.
ℹ️ Hangi Mahkeme Yetkilidir?
Akrabalar arası para alacağı davaları kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülür. Davalının yerleşim yeri mahkemesi genel yetki kuralıdır; ancak sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa yeri mahkemesi de yetkili olabilir. İstanbul'da dava açılacaksa, davalının ikamet ettiği ilçenin adliyesindeki Asliye Hukuk Mahkemesi başvuru noktasıdır.
Türk medeni usul hukukunda bir alacağı ispat etmek için kullanılabilecek deliller belirli kurallara bağlıdır. Bu kurallar, akrabalar arasındaki uyuşmazlıklarda özel bir önem taşır; zira hem davalıyı hem de davacıyı aynı anda bağlar.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200. maddesi uyarınca, kanunda gösterilen parasal sınırın üzerindeki hukuki işlemlerin ispatı ancak yazılı delille (senet, sözleşme, makbuz vb.) mümkündür. Bu sınır her yıl yeniden belirlenmekte olup 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 17.970 TL olarak güncellenmiştir. Bu eşiğin üzerindeki bir alacak için — kural olarak — tanık dinletemezsiniz.
HMK'nın 203. maddesi, yazılı delil zorunluluğunun uygulanmayacağı özel hâlleri sıralamaktadır. Akrabalar arası davalarda sıklıkla gündeme gelen istisna şudur:
✅ Temel İstisna: Yakın Akrabalık İlişkisi
Taraflar arasında yakın akrabalık bağı bulunduğunda ve bu kişilerin kendi aralarındaki işlemlerde yazılı belge düzenleme alışkanlığı olmadığında, mahkeme tanık beyanını kabul edebilir. Bu istisna; kardeşler, ebeveyn-çocuk ve diğer birinci ile ikinci derece hısımlık ilişkilerini kapsar.
Buna ek olarak aşağıdaki durumlarda da senetle ispat şartı aranmaz:
Türk usul hukukunda tanıklık, kural olarak herkese açık bir yükümlülüktür. Akrabalık, tek başına tanıklıktan kaçınmak için yeterli bir gerekçe değildir; ancak kişiye tanıklıktan çekinme hakkı tanır. Bu iki kavramı karıştırmamak gerekir.
Aşağıdaki kişiler tanıklıktan çekinme hakkına sahiptir:
Bu haktan vazgeçen akraba, tanıklığını yerine getirmekle yükümlü hâle gelir ve mahkeme bu tanığı dinleyebilir. Tanık beyanının ağırlığı ise mahkemenin takdir yetkisindedir.
Akraba tanığın beyanı, salt akrabalık nedeniyle reddedilemez. Mahkeme bu beyanı şu ölçütlere göre tartıya vurur:
⚠️ Yalnızca Duyuma Dayalı Beyanın Riski
"Bana söyledi", "duydum ki" şeklindeki dolaylı bilgiye dayanan tanık beyanları mahkemelerce zayıf delil olarak değerlendirilir. Buna karşın, tanığın parayı teslim ederken ya da teslim alınırken bizzat orada bulunması, olayı doğrudan görmesi veya taraflardan biriyle yüz yüze bu konuyu konuşmuş olması, beyanın ispat gücünü köklü biçimde artırır.
Akrabalar arası davalarda ortaya çıkan kritik bir sorun şudur: Tanıklar çoğunlukla taraflardan birine daha yakındır. Peki ya her iki tarafla da eşit derecede akrabalık bağı olan bir tanık varsa — örneğin iki kardeşin ortak kuzeni gibi biri?
Bu nokta uygulamada büyük önem taşımaktadır. Her iki tarafa da eşit hısımlık derecesiyle bağlı olan bir tanığın beyanı, tarafsızlık ilkesi açısından diğer akraba tanıklara göre daha güçlü bir konuma oturabilir. Mahkemeler bu tür tanıklara, tek taraflı akrabalığa sahip kişilere kıyasla daha nesnel bir perspektifle yaklaşmaktadır.
Bu nitelikteki bir tanığın beyanına itibar edilebilmesi için şu koşulların birlikte bulunması aranır:
✅ Yargıtay'ın Yerleşik Tutumu
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, her iki tarafa da eşit hısımlık derecesiyle bağlı olan tanığın beyanını mahkemece değerlendirilebilir delil olarak kabul etmektedir. Bu tanığın bilgisini doğrudan davalı tarafından edinmiş olması ise beyanın güvenilirliğini pekiştiren ayrı bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
Alacaklı olduğunuzu mahkemede kanıtlamak yeterli değildir. Karşı tarafın borcunu ne zaman yerine getirmesi gerektiği ve ne zaman temerrüde düştüğü, hükmolunacak faiz miktarını doğrudan belirler. Çünkü faiz yalnızca temerrüt tarihinden itibaren işler.
Temerrüt, borçlunun ödeme zamanı gelmiş borcunu zamanında yerine getirmemesidir. Türk Borçlar Kanunu'na göre temerrüt için kural olarak alacaklının ihtarı gerekmektedir.
⚠️ Yıllarca Beklemek Ciddi Faiz Kaybına Yol Açar
Akrabanıza ihtar göndermeden yıllarca beklemeniz, bu süreye ait faiz gelirinden tümüyle mahrum kalmanıza neden olur. Özellikle Euro veya dolar cinsinden verilen borçlarda, yıllık mevduat faizleri üzerinden hesaplandığında bu kayıp çok ciddi boyutlara ulaşabilir. Dava açmaya karar vermeden önce mutlaka noterden ihtarname gönderilmesi önerilir.
Yurt dışı akraba arasındaki döviz cinsinden borçlarda faiz hesabı özel bir önem kazanır. Türk mahkemeleri bu tür davalarda döviz alacağının Türk Lirası karşılığı üzerinden hüküm kurabilir ya da devlet bankalarınca uygulanan dövizli mevduat faiz oranlarına atıfta bulunabilir. Hangi faiz türünün talep edileceği, dava dilekçesinde açıkça belirtilmelidir.
Akrabanızdaki alacağı geri almak için atılacak adımlar bellidir. Her aşamada hukuki destek almak hem süreci kısaltır hem de telafi edilemez usul hatalarının önüne geçer.
✅ Sonuç: Ne Yapmalısınız?
Akrabanızdaki alacağı geri almak mümkündür; ancak doğru delil stratejisi, zamanında ihtarname ve deneyimli hukuki temsil olmadan bu süreç uzun ve yorucu bir hâl alabilir. Her dosya kendine özgüdür: tanık sayısı ve bilgi kaynağı, para miktarı, döviz türü ve temerrüt tarihi hesaplamaları birbirinden çok farklı sonuçlar doğurur. Somut durumunuzu değerlendirmek için Maya Avukatlık Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Banka transferi dekontu en güçlü delildir. Buna ek olarak WhatsApp veya SMS yazışmaları, e-posta kayıtları, tanık beyanları (özellikle olayı bizzat görmüş kişilerin), vekâletname ve varsa elden teslim tutanağı da delil olarak sunulabilir. Elden nakit verilmişse ispat yükü ağırlaşır; bu durumda tanık ile dijital yazışma delilleri birlikte kullanılmalıdır.
Vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklar için genel zamanaşımı süresi 10 yıldır. Sebepsiz zenginleşme davalarında ise zenginleşmeyi ve zenginleşeni öğrenmekten itibaren 2 yıl, her koşulda 10 yıl uygulanır. Zamanaşımı sessiz kalındıkça işlemeye devam eder; harekete geçmekte gecikmemek önerilir.
İhtarname olmadan da dava açılabilir; ancak bu durumda faiz, ihtarname tarihi yerine dava dilekçesinin davalıya tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar. Uzun vadeli ve yüksek tutarlı alacaklarda bu fark, çok ciddi bir maddi kayba dönüşebilir. Bu nedenle dava açmadan önce noterden ihtarname gönderilmesi her zaman avantajlıdır.
Evet. Taraflardan birinin Türk vatandaşı olması veya hukuki ilişkinin Türkiye ile bağlantılı olması hâlinde Türk mahkemeleri yetki kullanabilir. Yurt dışındaki davalıya tebligat, Lahey Tebligat Sözleşmesi ve ikili anlaşmalar çerçevesinde yapılır. Döviz cinsinden alacaklarda ise kur hesabı ve faiz türünün dava dilekçesinde doğru kurgulanması, hükmolunacak miktarı doğrudan etkiler.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — 21.05.2025 T. | 2024/4231 E. | 2025/2946 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili ve davalının kardeş olduğunu, müvekkilinin davalının kendisine Almanya'da taşınmaz alacağı vaadine güvenerek 28.000,00 Euro verdiğini, müvekkilini uzun süre çeşitli bahanelerle oyaladığını, satış işlemleri için bizzat Almanya'ya gitmesi gerektiğini söylemesi üzerine 2017 yılında müvekkilinin eşi ile birlikte Almanya'ya gittiklerini, buna rağmen davalının taşınmaz almadığı gibi parayı da iade etmediğini ileri sürerek; 28.000,00 Euro'nun fiili ödeme günündeki rayiç değeri üzerinden Türk Lirası olarak davacının adına taşınmaz alım işlemlerinin yapılacağı ümidiyle gittiği Almanya'dan dönüş tarihi olan 02.03.2017 tarihinden itibaren devlet bankalarınca Euro cinsinden açılan bir yıl vadeli mevduat hesaplarına uygulanan en yüksek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; müvekkilinin davacıdan para almadığını, taşınmaz alımı konusunda da taahhüdünün bulunmadığını, iddia edilen meblağın elden verilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin bu denli yüksek bir meblağı cebinde yurt dışına çıkaramayacağını, 10 Euro üzeri nakitlerin yurt dışına cepte çıkartılmasının beyana tabi olduğunu, müvekkilinin buna dair beyanının bulunmadığını, davacı ve eşinin 2017 yılında Almanya'ya geldiğini, her ne kadar müvekkiline vekâletname çıkartılmış ise de taşınmazı bizzat görüp almaya karar verdiklerini, ancak davacının eşinin taşınmazı beğenmemesi üzerine 10 günlük tatil sonunda döndüklerini, daha önce para alınmış olması halinde bu aşamada iade edileceğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin kararıyla; tanıkların dinlenmesi neticesinde, davacının emekli olmak için Almanya'dan kendisine bir ev alması için davalıya vekâletname vererek, tüm masrafları dahil 28.000,00 Euro verdiği, paranın davalının bir arkadaşı aracılığıyla yurt dışına elden teslim ile çıkarıldığı, bu hususta davacı tanıkları E.P. ile tarafların ortak kuzeni M.D.'nin doğrudan beyanı olduğu, ayrıca tanık M.D.'nin taşınmazın davacı üzerine devredilmediğini belirttiği, 2017 yılında tarafların Almanya dönüşünde aralarındaki sözleşmeye güven ilişkisi içerisinde devam edildiğinin tanık beyanları ile anlaşıldığı, E.P. ve T.P.'nin tanıklıklarının duyum ve birebir şahit olma hususlarında belirli olup aktarımın olay örgüsüne uygun olduğu, her iki tarafla da eşit akrabalık seviyesinde olan tanık M.D.'nin ise görgüye dayalı ve bizzat davalıdan alınan beyanlara ilişkin tanıklık yaptığından bahisle davacının iddiasını ispatladığı, 2017 yılında Almanya dönüşünde sözleşmeyi bitirmediği daha sonra da davalıyı temerrüte düşürücü işlem yapmadığından temerrütün dava tarihi itibarıyla oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 28.000,00 Euro'nun fiili ödeme günündeki rayiç değeri üzerinden Türk Lirası olarak 03.01.2022 tarihinden itibaren devlet bankalarınca Euro cinsinden açılan 1 yıl vadeli mevduat hesaplarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesi kararıyla; dinlenen davacı tanığı M.D.'nin davacı ve davalının kuzeni olması, her iki tarafa da aynı derecede hısımlığa sahip olması ve iddiaya ilişkin bilgisinin bizzat davalıdan duyumuna ilişkin olduğu gerekçesiyle, mahkemece tanık beyanına itibar edilerek verilen kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, ancak harcın dava tarihindeki kur karşılığı Türk Lirası üzerinden karar tarihindeki nispi harç oranına göre alınması gerektiğinden taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkemenin kararının kaldırılmasına, HMK'nın 353/1-b/2 maddesine göre yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilerek davanın kabulü ile harca dair mezkur şekilde hüküm kurulmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, vekilin hesap verme ve iade borcu kapsamında en yakın ve davacının adına taşınmaz alım işleminin yapılacağı ümidiyle gittiği Almanya'dan dönüşü olan 02.03.2017 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, tanıkların davacının birinci derecede yakınları olduğunu, duyuma dayalı beyanda bulunduklarını, paranın davacı tarafından verilip verilmediğine ilişkin araştırma yapılmadığını ve davalının delillerinin toplanmayarak hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini ve İlk Derece Mahkemesinin kararının gerekçesiz olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçeye ve özellikle HMK 203. maddesi uyarınca, tarafların kardeş olması nedeniyle, her iki tarafa da aynı derecede hısımlığa sahip tanık beyanıyla davacının iddiasını ispatladığı, taraflar arasında belirli bir vade kararlaştırılmadığı ve davacının davadan önce davalıyı temerrüde düşürmediğinin anlaşılmasına göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edenlere yükletilmesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.05.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.
Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.
© 2017- 2025
Maya Avukatlık Bürosu.
Tüm hakları saklıdır.


