
📋 İçindekiler
Bir eş, üzerine tescilli taşınmazı diğer eşin haberi olmadan satar; alıcı tapuya tescil ettirir. Peki bu satış hukuken geçerli midir? Diğer eşin rızası alınmadan yapılan devir ne anlama gelir?
Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesi, aile konutu üzerinde malik olan eşin tek başına tasarruf yetkisini açıkça sınırlandırır. Üstelik bu sınırlandırma tapuya aile konutu şerhi verilip verilmediğinden bağımsızdır; taşınmazın fiilen aile konutu olarak kullanılması tek başına yeterlidir.
Bu makale; aile konutunun hukuki tanımını, satışta aranan rızanın koşullarını, ispat yükümlülüğünün hangi tarafa ait olduğunu ve alıcının iyiniyet iddiasının bu durumu kurtarıp kurtaramayacağını ele almaktadır. İçerik; konutu korumak isteyen eş, satışı gerçekleştiren malik eş ve taşınmazı satın alan üçüncü kişi olmak üzere her üç tarafın sorularını yanıtlayacak şekilde kurgulanmıştır.
Türk Medeni Kanunu "aile konutu" kavramını tanımlamamıştır; bu boşluğu hukuki öğreti ve Yargıtay içtihadı doldurmuştur. Buna göre aile konutu; eşlerin birlikte yaşadıkları, gündelik yaşantılarını sürdürdükleri ve aile hayatının merkezi sayılan konuttur.
Bir taşınmazın aile konutu sayılabilmesi için şu koşulların bir arada bulunması aranır:
Taşınmazın kimin adına tescilli olduğu belirleyici değildir. Malik sıfatı taşımayan eş de bu korumadan tam anlamıyla yararlanır. Koruma mülkiyet hakkından değil; aile birliğinin sürdürülmesi ilkesinden doğar.
ℹ️ Bilinmesi Gereken
Bir eşin başka bir adreste de gayrimenkulü bulunması, o taşınmazı otomatik olarak aile konutu olmaktan çıkarmaz. Belirleyici olan, taşınmazın fiilen aile hayatının merkezi olarak kullanılmasıdır.
Uygulamada sıkça karıştırılan bu ayrım, hukuki sonuçlar bakımından kritik önem taşır. Tapuya aile konutu şerhi konulması bir taşınmazı aile konutu yapmaz. Şerh yalnızca mevcut bir gerçeği üçüncü kişilere duyurmaya, yani ilan etmeye yarar.
Sonuç olarak: Şerh konulduğu için aile konutu olmamaktadır; aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Tapuda şerh bulunmaması, malik olan eşe konutu serbestçe devretme yetkisi vermez. Bu durum, hem Yargıtay içtihadıyla hem de kanunun lafzıyla açıkça sabittir.
TMK m. 194 korumasından yararlanmak isteyen eşin, dava dosyasına aile konutunu kanıtlayan deliller sunması gerekir. Hukuki nitelendirme mahkemeye ait olsa da vakıaları ispat etme yükü kural olarak davacı eştedir.
Uygulamada başvurulan ve mahkemelerin kabul ettiği başlıca deliller şunlardır:
ℹ️ Önemli Not
Nüfus kaydının farklı bir adreste bulunması tek başına belirleyici değildir. Mahkeme delilleri bir bütün olarak değerlendirir; fiili kullanım esastır. Birden fazla delil türünün bir arada sunulması, davanın seyrini doğrudan etkiler.
Aile konutuna ilişkin uyuşmazlıklarda ispat yükü konumu, tarafın davadaki sıfatına göre değişir. Her tarafın ispat etmekle yükümlü olduğu vakıalar birbirinden farklıdır.
Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre; davacı eş aile konutu olgusunu ispat ettiğinde, rızanın alınıp alınmadığını ispat yükü satıcı ya da alıcı tarafa geçmektedir. Bu ispat yükünü taşıyan tarafın başarısız olması, işlemin geçersizliği sonucunu doğurur.
TMK m. 194, rızanın geçerliliği için herhangi bir biçim şartı öngörmemektedir. Bu nedenle rıza; noter onayı, yazılı belge ya da resmi makam huzuru gibi bir koşula bağlanmamıştır. Sözlü rıza dahi hukuken geçerli kabul edilir.
Bununla birlikte kanun, rızanın "açık" (express) olmasını şart koşar. Bu koşul şu anlama gelir:
⚠️ Sık Yapılan Hata
Değer tespiti veya ekspertiz için eve gelen uzmana "taşınmazın eşe ait olduğunu" söylemek ya da alıcıyla zaman zaman telefon görüşmesi yapmak, açık rıza yerine geçmez. Mahkeme bu tür davranışları olayın tüm koşullarıyla değerlendirir ve bunların tek başına rıza anlamına gelmediğini tutarlı biçimde kabul etmektedir.
Diğer eşin açık rızası alınmadan gerçekleştirilen aile konutu devri, TMK m. 194 hükmünün emredici niteliği gereği geçersizdir. Bu geçersizlik mutlak butlan değil, tek taraflı bağlamazlık niteliğindedir: Rızası alınmayan eş, işleme sonradan onay verirse işlem geçerlilik kazanabilir; vermezse işlem hüküm doğurmaz.
Rızası alınmayan eşin başvurabileceği hukuki yollar şunlardır:
✅ Yerleşik İçtihat
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (24.05.2017, 2-1604/967) yerleşik içtihadına göre; aile konutu olan taşınmazın malik olan eş tarafından üçüncü kişiye devri, malik olmayan eşin açık rızasını zorunlu kılar. Bu rıza alınmadan yapılan işlem geçersizdir.
Tapu siciline güven ilkesi (TMK m. 1023), tapu kaydına dayanarak iyiniyetle hak kazanan üçüncü kişileri korur. Aile konutu uyuşmazlıklarında alıcının sıklıkla öne sürdüğü savunma şudur: "Tapuda herhangi bir kısıtlama görünmüyordu; iyiniyetle satın aldım."
Ancak bu savunma, aile konutu davalarında son derece sınırlı bir uygulama alanı bulur.
TMK m. 194'ün getirdiği sınırlandırma emredici niteliktedir ve tapu sicili kaydından bağımsız olarak işler. Aile konutu şerhi konulmamış olması, alıcıyı iyiniyetli saymak için yeterli gerekçe değildir. Bunun başlıca nedenleri şunlardır:
⚠️ Taşınmaz Alıcıları İçin Kritik Uyarı
Satın almayı düşündüğünüz konutun aile konutu olup olmadığını araştırmak, TMK m. 194 kapsamında hukuki bir gerekliliktir. Tapuda şerh bulunmaması sizi korumaz. Satıcı evli ise ve konut fiilen kullanılıyorsa, diğer eşin açık rızasını belgeleyen yazılı bir belge olmaksızın işlemi tamamlamamanız önerilir.
Aşağıdaki koşulların somut delillerle ispatlanması hâlinde alıcının iyiniyeti korunabilir; ancak bu haller istisnaidir:
Bu savunmaların ispat yükü alıcı ve satıcı tarafa aittir. Yalnızca tapu sicilinin şerhsiz görünmesi, söz konusu savunmaların yerini tutmaz.
✅ Sonuç: Ne Yapmalısınız?
Rızanız alınmadan aile konutunuz satılmışsa: Tapu iptali davasında usul ve süre kuralları belirleyicidir. Geç kalınması hak kayıplarına yol açabilir; zaman kaybetmeden bir aile hukuku avukatına danışmanız önerilir.
Aile konutunu satan malik iseniz: Diğer eşin açık rızasını, tercihen yazılı biçimde belgeleyin. Şifahi izne dayanmak ilerleyen süreçte ciddi ispat sorunlarına neden olur.
Taşınmazı satın alan kişi iseniz: Satıcının medeni hâlini ve taşınmazın fiili kullanım durumunu satın alma öncesinde araştırın; gerekirse diğer eşin yazılı rızasını talep edin.
Hukuki durumunuzu değerlendirmek için Maya Avukatlık Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Hayır. Şerh, aile konutunu yaratan değil; var olan konutu ilan eden açıklayıcı bir işlemdir. Taşınmazın fiilen aile konutu olarak kullanıldığının ispatlanması, şerh olmaksızın da TMK m. 194 korumasını devreye sokar.
Açık rızanız alınmadan yapılan satış geçersiz sayılır. Tapu iptali ve tescil davası açarak alıcı adına oluşturulan kaydın iptalini talep edebilirsiniz. Ancak davanın başarısı; aile konutu olgusunun, rızanın alınmadığının ve alıcının iyiniyetinin bulunmadığının mahkemede ortaya konmasına bağlıdır.
Rızanın alındığını iddia eden taraf bunu ispat etmek zorundadır. Sözlü bir iddia ya da dolaylı davranışlar (iletişim kaydı, ekspertize eşlik etme vb.) açık rızanın varlığını kanıtlamaya tek başına yetmez.
İyiniyet savunması ileri sürebilirsiniz; ancak bunun başarılı olabilmesi için satın alma sırasında taşınmazın aile konutu olduğunu bilmediğinizi ve bilebilecek durumda olmadığınızı somut delillerle ispat etmeniz gerekir. Tapunun şerhsiz görünmesi tek başına yeterli olmayabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
Tarih: 25.11.2025 | Esas No: 2024/8732 | Karar No: 2025/10191
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı vekili tarafından tamamı yönünden duruşma istemli olarak temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.11.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde duruşmalı temyiz eden davacı vekili ile karşı taraf davalı vekili geldiler. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen günde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Dava; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 194 üncü maddesi hükmü uyarınca tapu iptali ve tescil ile aile konutu şerhi konulması istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu ve satış işlemi ile ilgili malik olmayan davacı eşin açık rızasının alınmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından tamamı yönünden istinaf edilmiş ve istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince davacının, dava konusu taşınmazın değerinin tespiti amacıyla gelen uzmana taşınmazın sahibinin eşi olduğunu söylediği, görüşme dökümlerine göre davacı ile davalı alıcının sık sık görüştükleri, 4721 sayılı Kanun'un 1023 üncü maddesi hükmü uyarınca davalı alıcının iyiniyetinin korunması gerektiği belirtilerek davalı vekilinin istinaf itirazının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından tamamı yönünden temyiz edilmiştir.
II. HUKUK KURALLARI
4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, "Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz." Bu madde hükmü ile "aile konutu şerhi konulmuş olmasa da" eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma, aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir.
Bu sebeple, tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh "Kurucu" değil "Açıklayıcı" şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma "Emredici" niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak "Belirli olan" bir işlem için verilebilir.
4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, "Aile birliğinin korunması" amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre, eşlerden biri diğer eşin "Açık rızası bulunmadıkça" aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Madde eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "Açık" olması gerekir.
III. SOMUT OLAYIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Somut olaya bakıldığında, yapılan yargılama, toplanan deliller, dinlenen tanık beyanları, tapu kaydı, ekspertiz kayıtları, emniyet araştırma tutanağı, telefon kayıtları, icra dosyası, kira sözleşmesi gibi tüm deliller hep birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu taşınmazın 2016 yılında satın alınarak davalı eş adına tescil edildiği, davacı ve ailesi tarafından aile konutu olarak kullanıldığı, dava açıldığı tarihte ve yargılama sırasında da aile konutu olarak kullanılmaya devam ettiği, davacı tarafça dava konusu taşınmazın aile konutu olduğunun ispatlandığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu taşınmazın davalı alıcıya satışına karşı davacı kadının açık rızasının alınıp alınmadığı hususu yönünden yapılan incelemede ise, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, davalının tanığı olan eksperin beyanı ve davacı kadın ile davalı alıcı arasında sık sık yapılan iletişim kaydı bulunduğu, davalının iyiniyetli olduğu belirtilmişse de; dava konusu taşınmazın 25.10.2018 tarihinde davalı eş tarafından davalı alıcıya satıldığı, dinlenen tanık beyanlarına göre davalı eşin ticaret ile uğraştığı, sıklıkla yüklü miktarda kredi çektiği için eve taşınmaz değerinin tespiti amacıyla uzmanların geldiği, davacı kadının ve ortak çocuğun bu duruma alışkın olmaları sebebiyle bu durumu sorgulamadıklarının belirtildiği anlaşılmaktadır.
Davacı ile davalı alıcı arasında dava konusu taşınmazın devrinden sonra 03.08.2019 tarihinde 7 dakikalık görüşme olduğu, mesaj kaydına dair sunulan fotoğrafta ise davacı kadının davalı alıcıya o gün içerisinde uygun olmadıkları, daha sonraki bir tarihte gitmeleri konusunda beyanda bulunduğu tespit edilmiştir. Davacı kadın bu durumu; davalı alıcı ile komşu oldukları, aynı zamanda alıcının emlak işiyle uğraştığı, aile fertlerinden birinin taşınmaz alımı ile ilgili kendisine yetki verildiği, yani dava konusu taşınmaz ile ilgili konuşmadıkları yönünden açıklamada bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin karar gerekçesinde belirtilen olguların satış işlemine karşı davacı kadının açık rızasının alındığını, yahut davacı kadının kötüniyetli olduğunu, ya da iş bu davanın açılmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ispatlayamayacağı; dava konusu taşınmazın satışından, eve icra memurlarının gelmesiyle davacı kadının bilgi sahibi olduğu, sonrasında iş bu davayı açtığı, davalı alıcı tarafından davacı eşin açık rızasının alındığının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır.
Aile konutu olan taşınmazın, hak sahibi olan eş tarafından üçüncü kişiye devrinin davacının açık rızasını gerektirdiği (HGK, 24.05.2017, 2-1604/967); eşin "Açık rızası alınmadan" yapılan işlemin "Geçersiz olduğunu" kabul etmek gerektiği anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ret hükmü kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz edene iadesine,
40.000,00 TL vekâlet ücretinin davalılardan alınarak kendisini duruşmada vekil ile temsil ettiren davacıya verilmesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.11.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.
Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.
© 2017- 2025
Maya Avukatlık Bürosu.
Tüm hakları saklıdır.


