
Cezaevinde tekerrürlü infaz uygulanan bir yakınınız varsa ve tahliye tarihi haksız biçimde uzamış görünüyorsa, bu yazı doğrudan size sesleniyor. Türk Ceza Kanunu'nun 58/5. maddesi çok net bir güvence sunmaktadır: 18 yaşını doldurmadan işlenen suçlar, tekerrür hükümlerinin uygulanmasında esas alınamaz. Bu kurala rağmen söz konusu kayıt tekerrüre esas alınmışsa infaz planı yeniden hesaplatılabilir, koşullu salıverilme tarihi öne çekilebilir ve denetimli serbestlik hakkı yeniden kazanılabilir.
📋 İçindekiler
Tekerrür (recidivism), kişinin daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmasına rağmen yeniden suç işlemesidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 58. maddesi, bu durumda infaz oranını ağırlaştırır. Söz konusu ağırlaştırmanın boyutu, tekerrürün birinci mi yoksa ikinci mi (mükerrer tekerrür) olduğuna göre farklılaşır.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun uyarınca tekerrürün infaz oranına etkisi şu şekilde şekillenir:
Görüldüğü üzere tekerrür kaydının varlığı veya yokluğu, kişinin cezaevinde geçireceği süreyi yıllarca uzatabilmektedir. Bu nedenle tekerrüre esas alınan kaydın hukuken geçerli olup olmadığının titizlikle incelenmesi büyük önem taşır.
Türk Ceza Kanunu'nun 58. maddesinin 5. fıkrası, küçük yaşta suç işleyenleri tekerrür zincirinden koruyan özel bir düzenleme içermektedir:
"Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz."
— TCK Madde 58, Fıkra 5
Bu düzenlemenin pratik anlamı şudur: Adli sicil kaydında yer alan bir mahkumiyet, suçun işlendiği tarihte kişi henüz 18 yaşını doldurmamışsa tekerrüre esas alınamaz. Kararın kesinleştiği tarihin hiçbir önemi yoktur; belirleyici olan tek ölçüt suçun işlendiği tarihteki yaştır.
⚠️ Sık Yapılan Uygulama Hatası
Mahkemeler ve savcılıklar zaman zaman, suçun işlendiği tarih yerine mahkumiyet kararının kesinleştiği tarihi esas alarak tekerrür uygulamaktadır. Bu hata, kişinin haksız yere çok daha ağır bir infaz rejimine tabi tutulmasına yol açar. Adli sicil kaydındaki her bir mahkumiyetin, suçun işlendiği tarihteki yaşla karşılaştırılması zorunludur.
Aşağıdaki nitelikleri taşıyan mahkumiyet kayıtları tekerrüre esas alınamaz:
TCK 58. maddesi, tekerrürün uygulanabilmesi için belirli süreler öngörmektedir. Bu süreler suç türüne göre değişmekle birlikte genel kural olarak 5 yıldır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadına göre, tekerrür süreleri dolmuş olan önceki mahkumiyetler de hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve infaz rejimine engel oluşturmaz. Dolayısıyla 18 yaş kuralından yararlanamadığınız durumlarda bile tekerrür süresinin geçip geçmediği ayrıca incelenmelidir.
Adli sicil kaydındaki bir mahkumiyetin tekerrüre esas alınamayacağı tespit edildiğinde, infaz kurumunun uyguladığı oran ve dolayısıyla tahliye tarihi yeniden hesaplanır. Bu değişikliğin büyüklüğü, mevcut ceza miktarına göre önemli farklılıklar yaratabilir.
Tekerrür varlığında denetimli serbestlik ya hiç uygulanmaz ya da çok kısıtlı biçimde uygulanır. Tekerrür kaydı kaldırıldığında ise mahkum, infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin son 1 yılını (bazı suçlarda daha uzun) denetimli serbestlik kapsamında dışarıda geçirebilir. Bu durum, fiilen cezaevinde geçirilen süreyi yukarıdaki tablonun da ötesinde kısaltır.
✅ Önemli Hatırlatma
İnfaz planının yeniden hesaplanması otomatik gerçekleşmez. Tekerrüre esas alınamayacak kaydın tespiti için hukuki başvuru yapılması ve infaz hakimliğinin bu yönde karar vermesi gerekmektedir. Bu başvuru yapılmadan infaz kurumu mevcut planı uygulamaya devam eder.
İkinci tekerrür, birden fazla tekerrüre esas mahkumiyetin birbiri ardına oluştuğu ve her birinin tekerrür koşullarını sağladığı durumlarda uygulanır. Ancak tekerrür zinciri, doğası gereği art arda bağlı bir yapıya sahiptir. Bu yapının kritik hukuki sonucu şudur:
📌 Zincirleme Etki Nedir?
Tekerrür zincirinin ilk halkasını oluşturan mahkumiyet kaydı, TCK 58/5 kapsamında geçersiz hale gelirse — yani suçun işlendiği tarihte kişi 18 yaşından küçükse — ikinci tekerrürün dayandığı hukuki zemin de çöker. Birinci tekerrür geçersiz kılındığında, ikinci tekerrürün ön koşulu zaten oluşmamış sayılacağından ikinci tekerrür statüsü de kendiliğinden ortadan kalkar.
Bunun pratik anlamı son derece büyüktür: Hakkında 3/4 oranında infaz uygulanan bir kişi, başarılı bir başvuruyla hem birinci hem de ikinci tekerrür statüsünden tamamen kurtulabilir. İnfaz oranı doğrudan 3/4'ten 1/2'ye inebilir; bu da yıllarca erken tahliye anlamına gelmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadına göre, tekerrür için öngörülen süreler (genellikle 5 yıl) geçmişse önceki mahkumiyet artık tekerrüre esas oluşturmaz. Bu nedenle 18 yaş kuralı ile tekerrür süresinin dolması gerekçelerinin bir arada bulunması, başvurunun hukuki dayanağını ve başarı ihtimalini önemli ölçüde güçlendirir. Her iki gerekçenin birlikte ileri sürülmesi tavsiye edilir.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), denetim süresi boyunca yeniden suç işlenmemesi koşuluyla mahkûmiyet hükmünün hiç açıklanmamasını sağlayan ve sanığa önemli bir fırsat tanıyan bir kurumdur. Ancak CMK'nın 231. maddesi, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olanların bu kurumdan yararlanamayacağını öngörmektedir.
İşte tam bu noktada TCK 58/5 kuralı dava aşamasında da belirleyici bir rol üstlenir: 18 yaşından önce işlenen suçtan kaynaklanan mahkumiyet, HAGB'ye engel teşkil eden "daha önce kasıtlı suçtan mahkûm olma" koşulu kapsamına girmez. Yargıtay'ın birden fazla Dairesi tarafından onaylanmış bu içtihat, mahkeme uygulamasında her zaman kendiliğinden hayata geçirilmemektedir.
✅ Sonuç
Adli sicilinde yalnızca 18 yaş öncesi işlenen suçtan mahkûmiyeti bulunan sanıklar, HAGB için "daha önce kasıtlı suçtan mahkûm olmamış" koşulunu sağlamış sayılabilir. Bu tespit mahkemenin re'sen yapması gerekmekle birlikte, uygulamada gözden kaçabilmektedir. Avukat aracılığıyla talep edilmesi ve Yargıtay içtihatlarına açıkça dayanılması kritik önem taşır.
Tekerrür kaydının hukuka aykırı biçimde esas alındığının tespit edilmesi, tek başına yeterli değildir. Bu hatalı uygulamanın düzeltilmesi için 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi kapsamında infaz hakimliğine resmi başvuru yapılması gerekmektedir.
✅ Ne Yapmalısınız?
Cezaevinde tekerrürlü infaz uygulanan bir yakınınız varsa, önce adli sicil kaydını bir infaz avukatına inceletin. 18 yaşından önce işlendiği hâlde tekerrüre esas alınmış bir mahkumiyet ya da süresi dolmuş bir kayıt, infaz oranını ve tahliye tarihini kökten değiştirebilir. Maya Avukatlık Bürosu olarak infaz hukuku alanındaki hukuki süreçlerinizde destek almak için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.
Hayır. TCK 58/5 gereği, suçun işlendiği tarihte 18 yaşını doldurmamış kişilerin o suçları nedeniyle tekerrür hükümleri uygulanamaz. Karar çocuk mahkemesinden çıkmış olsa da olmasa da belirleyici olan tek kriter suçun işlendiği tarihteki yaştır. Mahkûmiyetin kesinleştiği tarih bu açıdan herhangi bir önem taşımaz.
Değişim miktarı, ceza süresine ve hangi tekerrür statüsünden çıkıldığına göre hesaplanır. Örneğin 10 yıl hapis cezasında: İkinci tekerrür varsa 7 yıl 6 ay (3/4), birinci tekerrüre inilirse 6 yıl 8 ay (2/3), tekerrür tamamen kalkarsa 5 yıl (1/2) infaz yeterlidir. Tekerrür kalktığında ayrıca denetimli serbestlik hakkı da geri kazanılabilir; bu da fiilen cezaevinde geçirilen süreyi ek olarak kısaltır.
Başvuru, mahkumun bulunduğu ceza infaz kurumunun yargı çevresindeki infaz hakimliğine yapılır. 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi bu başvuruya açıkça imkân tanımaktadır. Dilekçede TCK 58/5, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2009/13 sayılı kararı ve varsa ilgili Yargıtay Dairesi içtihatlarına dayanak gösterilmesi başarı ihtimalini artırır.
Evet, zincirleme etki nedeniyle yeterli olabilir. Birinci tekerrür geçersiz kılındığında, ikinci tekerrür için gerekli hukuki ön koşul da ortadan kalkar; dolayısıyla infaz oranı 3/4'ten doğrudan 1/2'ye inebilir. Ancak bunun hayata geçmesi için infaz hakimliği kararının bu yönde açıkça kurulması gerekmektedir; hiçbir şey otomatik gerçekleşmez. Sürecin bir avukat eşliğinde yürütülmesi tavsiye edilir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi — 20.01.2026 T. — 2025/11483 E. — 2026/1882 K.
Tehdit ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçlarından sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/1-1. cümle, 125/3-a, 129/1, 29/1 kez), 62 (iki kez), 52... sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun ek 12. maddeleri gereğince 5 ay 22 gün hapis ve 6.820,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 08/11/2023 tarihli ve 2023/467 esas, 2023/754 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne ve anılan kararın kaldırılmasına ilişkin mercii Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/02/2024 tarihli ve 2024/22 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 25.04.2025 gün ve 2025/49302 sayılı Tebliğname'si ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;
"Dosya kapsamına göre, her ne kadar mercii Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesince sanığın suç tarihinden önce işlediği kasıtlı suçtan mahkumiyet hükmünün bulunduğundan bahisle sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verilmiş ise de, benzer bir olayla ilgili Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 05/03/2019 tarihli ve 2018/8459 esas, 2019/4547 karar sayılı ilamında yer alan, 'Sanığın tekerrüre esas alınan ... Ceza Mahkemesinin 06.12.2012 tarihli ... sayılı ilamına konu suçun işlendiği tarihte onsekiz yaşından küçük bulunduğu ve bu nedenle TCK'nin 58/5. maddesi uyarınca tekerrüre esas olmadığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nin 50., 51. ve 5271 sayılı CMK'nin 231. maddelerine uygun şekilde objektif ve subjektif koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği ayrı ayrı değerlendirilip sonucuna göre sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme hükümlerinin veya seçenek yaptırımların uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,' şeklindeki açıklamalar nazara alındığında,
Somut olayda, 5237 sayılı Kanun'un 58/5. maddesinde yer alan 'Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz.' şeklindeki düzenlemeye göre, kayden 24/05/1994 doğumlu olan sanığın önceki mahkumiyetine ilişkin Diyarbakır 1. Çocuk Mahkemesinin 14/11/2013 tarihli ve 2013/503 esas, 2013/349 sayılı kararına konu suçun işlediği 20/11/2008 tarihinde 18 yaşından küçük olduğu anlaşıldığından, söz konusu mahkumiyet kaydının tekerrüre esas alınamayacağı ve bu itibarla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel teşkil etmeyeceği gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinde düzenlenen "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" müessesesinin uygulanabilmesi için öncelikle,
— Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,
— Suçun CMK'nın 231/14. maddesinde yazılı suçlardan olmaması,
— Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
— Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itirazının olmaması,
— Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesine ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Anılan bu objektif koşulların gerçekleşmesi ile birlikte ayrıca "Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmasına" ilişkin takdire dayalı subjektif koşulun da gerçekleşmesi halinde "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" müessesesinin uygulanması olanağı bulunmaktadır.
5271 sayılı Kanun'un 231/6-(b) bendindeki "Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması" şeklindeki düzenleme ile kanun koyucu, suça ve faile ilişkin tüm objektif şartları taşıyan herkes için mutlak surette hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini kabul etmeyip, hâkime belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır. Ancak, sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki değerlendirmenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli gerekçe içermesi ve bu gerekçenin hükümde yer alan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi, ertelenmesi ve takdiri indirim uygulamalarında dayanılan gerekçe ile çelişmemesi gerekir.
5237 sayılı Kanun'un, Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular başlıklı 58. maddesinin birinci fıkrasının inceleme konusu ile ilgili birinci cümlesinde ve beşinci fıkrasında;
"(1) Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi halinde, tekerrür hükümleri uygulanır.
(5) Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz." şeklinde düzenleme yer almaktadır.
İnceleme konusu somut olayda; suç tarihine göre sanığın adli sicil kaydı incelendiğinde, Diyarbakır 1. Çocuk Mahkemesi'nin 14.11.2013 tarihli ve 2013/503 Esas, 2013/439 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 86/1. maddesi uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği ve cezanın 2 yıl 1 ay denetim süresi belirlenmek suretiyle ertelendiği, kararın 22.03.2016 tarihinde kesinleştiği, sanığın suçu işlediği 20/11/2008 tarihinde 18 yaşından küçük olduğu anlaşıldığından mahkumiyet kaydının tekerrüre esas alınamayacağı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel teşkil etmeyeceği ayrıca tekerrüre esas alınabilecek olsa dahi sanığın inceleme konusu eylemini 3 yıllık tekerrür süreleri geçtikten sonra işlediği anlaşılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.02.2009 tarihli ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 Karar sayılı ilâmında ayrıntıları açıklandığı şekilde, 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesinde tekerrür hükümlerinin uygulanması için öngörülen sürelerin geçmiş olduğu hâllerde, önceki mahkûmiyet hükümlerinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarının değerlendirilmesi yönünden engel oluşturmayacağının kabulünün adalet ve hakkaniyete uygun olacağı, sanığın inceleme konusu eyleminin tekerrüre esas alınamayacağı ve bu nedenle adlî sicil kaydındaki suçun hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine engel teşkil etmeyeceği gözetilmeden, yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle itirazın reddi yerine itirazın kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/02/2024 tarihli ve 2024/22 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun'un 309/3. fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
3. Aynı Kanun maddesinin 4(a) fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına,
20.01.2026 tarihinde karar verildi.
Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.
Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.
© 2017- 2025
Maya Avukatlık Bürosu.
Tüm hakları saklıdır.


