
İçindekiler
Bir sürücünün yaya geçidine yasal hız limitinin çok üzerinde yaklaşması ve hiç yavaşlamaması ciddi cezai sonuçlar doğurur. Peki bu durum otomatik olarak bilinçli taksir (conscious negligence) sayılır mı? Hız ihlali ile bilinçli taksir tespiti aynı şey midir?
Bu makale; taksirle öldürme suçunun hukuki çerçevesini, bilinçli taksirle basit taksir arasındaki kritik sınırı ve Yargıtay'ın güncel içtihadını — hem sanık hem mağdur ailesi perspektifinden — ele almaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesi, gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin bir başkasının ölümüne neden olmayı taksirle öldürme suçu olarak tanımlamaktadır. Suç, sonucun ağırlığına göre iki farklı ceza tavanıyla düzenlenmiştir:
ℹ️ Bilinçli Taksirde Zorunlu Artırım
Eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiği tespit edilirse mahkeme, TCK m. 22/3 uyarınca belirlenen temel cezayı üçte birden yarısına kadar artırmak zorundadır. Bu artırım zorunludur; yalnızca oranı takdire bırakılmıştır.
Bu iki kavram arasındaki fark, trafik ölüm davalarında hükmedilecek cezayı belirleyen en kritik ayrımdır.
Bilinçli taksirin oluşması için şu iki koşulun eş zamanlı varlığı aranmaktadır:
⚠️ Olası Kast ile Karıştırılmaması Gereken Kavram
Bilinçli taksir, olası kast (dolus eventualis) ile sıklıkla karıştırılır. Olası kastta fail zararlı sonucu kabullenerek devam eder. Bilinçli taksirde ise sonucun gerçekleşmeyeceğini ümit eder. Bu ince sınır, savunma stratejisini doğrudan belirler.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 74. maddesi, 2018 yılında 7148 sayılı Kanun ile önemli ölçüde pekiştirilmiştir. Güncel hüküm şöyledir:
"Sürücüler, görevli bir kişi veya ışıklı trafik işareti bulunmayan ancak trafik işareti veya levhalarıyla belirlenmiş kavşak giriş ve çıkışları ile yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken yavaşlamak, varsa buralardan geçen veya geçmek üzere bulunan yayalara durarak ilk geçiş hakkını vermek zorundadırlar."
Bu kural yalnızca idari para cezasıyla sınırlı kalmaz. Ölümlü trafik kazalarında KTK m. 74 ihlali, mahkemelerce bilinçli taksir varlığını destekleyen güçlü bir gösterge olarak değerlendirilmektedir.
Bu soru, trafik davalarında yanıltıcı sonuçlara yol açan kritik bir meseledir. Yargıtay'ın içtihadı konuyu net biçimde yanıtlamaktadır:
✅ Yargıtay'ın Temel Tespiti
Hız ihlali tek başına bilinçli taksiri kanıtlamaz. Bilinçli taksir; sürücünün önünde görüş engeli bulunmaksızın yaya geçidi uyarı levhalarını görmesine rağmen hiç yavaşlamadan ve durmadan seyrine devam etmesinden doğar. Belirleyici olan, tehlikeli sonucun öngörülebilir olduğu koşullarda dahi gerekli önlemin alınmamış olmasıdır.
⚠️ Her Dava Kendine Özgüdür
Yargıtay, hız sınırının iki katı veya daha fazlasında seyreden bir sürücünün otomatik olarak bilinçli taksirle hareket ettiğini kabul etmemektedir. Görüş mesafesi, levhaların yerleşimi, yolun yapısı ve tüm somut koşullar birlikte değerlendirilmektedir. Bu nedenle her davanın kendi gerçekliği içinde analiz edilmesi zorunludur.
Bilinçli taksirin tespit edilmesi, otomatik olarak azami cezayı gerektirmez. Mahkeme cezayı belirlerken orantılılık ilkesini (principle of proportionality) gözetmek zorundadır. TCK m. 3/1 bu ilkeyi açıkça hüküm altına almaktadır: Ceza, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olmalıdır.
TCK m. 22/3 uyarınca bilinçli taksir tespit edildiğinde temel ceza üçte birden yarısına kadar artırılabilir. Yargıtay içtihadı, azami oranın uygulanmasının somut ve bireysel gerekçelere dayandırılmasını zorunlu kılmaktadır:
ℹ️ Pratikte Ne Anlam Taşır?
Alt sınırdan uzaklaşmak isabetli bulunabilir; ancak ne ölçüde uzaklaşıldığı, somut gerekçelerle desteklenmelidir. Mahkeme azami artırım yapıyorsa bu tercihin neden zorunlu olduğunu gerekçeli kararında açıklamak zorundadır. Aksi hâlde karar, Yargıtay tarafından bozma nedeni sayılır.
Taksirle öldürme iddiasıyla yargılanan bir sürücü için savunma stratejisi erken aşamada ve çok boyutlu biçimde kurulmalıdır. Davanın koşullarına göre aşağıdaki itiraz yolları değerlendirilebilir:
⚠️ İfade Vermeden Önce
Soruşturmanın ilk aşamasında yapılan hatalar ilerleyen süreçte telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Şüpheli sıfatı kazanılır kazanılmaz, avukat desteği alınmadan ifade verilmemesi son derece önemlidir.
Trafik kazasında yakınını kaybeden bireyler, ceza davasına katılan (müdahil) sıfatıyla dahil olma hakkına sahiptir. Bu sıfat; duruşmalara katılma, delil sunma, bilirkişi raporuna itiraz etme ve karara karşı kanun yoluna başvurma gibi geniş bir hak yelpazesi tanımaktadır.
✅ Bilmeniz Gereken
Ceza davasına katılmak, ayrı bir tazminat davası açma hakkını ortadan kaldırmaz. Aksine, ceza mahkûmiyeti hukuk mahkemesindeki tazminat davasında güçlü bir hukuki dayanak oluşturur.
Trafik kazasında hayatını kaybeden kişinin eşi, çocukları ve ekonomik desteğine muhtaç diğer yakınları, destekten yoksun kalma tazminatı (TBK m. 53) talep edebilir. Bu tazminat; kaybedilen kişinin yaşamaya devam etseydi sağlayacağı maddi katkının karşılığı olarak hesaplanır. Dava; kazaya sebebiyet veren sürücüye, araç işletenine ve zorunlu trafik sigortası kapsamında sigorta şirketine karşı yöneltilebilir.
✅ Trafik Ceza Davasında Hukuki Destek Alın
Bilinçli taksir tespiti ve ceza oranı, davanın seyrini belirleyen en kritik aşamalardır. İster sanık ister mağdur ailesi tarafında olun, bu süreci bir avukat desteğiyle yönetmeniz hem usul haklarınızı hem de sonucu doğrudan etkiler. Maya Avukatlık Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi — 24.11.2025 T. — 2025/6735 E. — 2025/8112 K.
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
Katılan vekilinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/2, 22/3,62/1, 63... /6 maddeleri uyarınca 6 yıl 12 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 2 yıl süre ile geri alınmasına karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince sanık müdafiinin ve katılanlar vekilinin istinaf başvuruları üzerine İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiş, bozma üzerine yapılan yargılamada sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/2, 22/3, 62/1, 63... /6 maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 2 yıl süre ile geri alınmasına karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince sanık müdafiinin ve katılanlar vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık müdafiinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Katılan vekilinin temyiz sebepleri; sanığın en üst hadden cezalandırılması gerektiğine, ilişkindir.
2. Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; bilinçli taksir koşullarının oluşmadığına, ATK raporunun yetersiz olduğuna, ölenlerin aniden yola atladığına, alt sınırdan uzaklaşılmaması gerektiğine, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; 14.07.2025 tarihinde saat 15:30 sıralarında sanık ...'in sevk ve idaresinde bulunan ... plakalı araç ile seyir halinde iken meskun mahalde, 7 metre genişliğinde, asfalt kaplama, düz, eğimsiz, 2 şeritli bölünmüş yolda, yatay ve düşey işaretleme ile belirlenmiş yaya geçidi üzerinde, kuru zeminde, açık havada, azami hız limitinin 50 km/s olduğu caddede yaya geçidinden karşıdan karşıya geçmek isteyen ... ve ...'ya aracının sol ön kısmı ile çarpması sonucu vefat ettikleri olayda; meydana gelen kazada kaza tespit tutanağı, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporları ve ATK raporunda kazanın oluşumunda sanığın asli kusurlu olduğu, müteveffaların ise kusursuz olduklarının belirtildiği, kaza mahallinin yaklaşık 100 metre gerisinde sol orta refüjde hız sınırının 50 km/s olduğu ve yaya geçidine yaklaşıldığına ilişkin trafik uyarı levhalarının bulunduğu, yaya geçidi üzerinde ve gerisinde fren izi olmadığı, yaya geçidi üzerinde her iki yönde uyarı levhası bulunduğu, araç sürücüsünün yaya geçidi alanını görüş açısının yeterli olduğu önünde görüşe engel araçların olmadığı, görüşüne engel bir durumun bulunmadığı, sanığın sevk ve idaresindeki otomobil ile meskun mahalde bölünmüş yolda seyir halinde iken olay mahalline geldiğinde yola gerekli dikkatini vermeyerek hızını ve sürüşünü mahal şartlarına göre ayarlamayıp (alınan bilirkişi raporlarına göre sanığın hızının 88km-90km arasında olduğu mahkemece kabul edilmiş) yatay ve düşey işaretleme ile belirlenmiş yaya geçidine yaklaşırken buradan geçen veya geçmek üzere olan yayalara ilk geçiş hakkını verebileceği şekilde uygun hızla tedbirle yaklaşmamış bu haliyle geldiği yaya geçidinde seyrine göre soldan orta refüj aralığından yola giren yayalara önlemsiz şekilde çarparak ölümlerine sebep olduğu için sanığın taksirli davranışı ile 2918 sayılı KTK'nın 52/1-a ve 74/a maddelerini ihlal ettiği için asli kusurlu olduğu, ölenlerde herhangi bir kusur tespit edilmediği, sanığın 50 km/s hız sınırının bulunduğu yolda 88-90 km hızla aracını kullanması, yaya geçidinin bulunduğu yönündeki trafik işaretlerini dikkate almadan yüksek hızla aracını sevk ve idare etmeye devam ederek yaya geçidine geldiğinde yavaşlamadan ve durmadan yayalara çarpmak suretiyle ölümlerine sebep olması nedeniyle neticenin öngörülebilir olduğu, bu haliyle sanığın eyleminde bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu kabul edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 85/2. maddesindeki taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir.
2. İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE ve KARAR
2918 sayılı Kanun'un 74. maddesinde 18.10.2018 tarihinde 7148 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğe göre; "Sürücüler, görevli bir kişi veya ışıklı trafik işareti bulunmayan ancak trafik işareti veya levhalarıyla belirlenmiş kavşak giriş ve çıkışları ile yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken yavaşlamak, varsa buralardan geçen veya geçmek üzere bulunan yayalara durarak ilk geçiş hakkını vermek zorundadırlar" hükmüne göre yaya geçidinde durmayan sanığın eylemini bilinçli taksirle ile gerçekleştirdiği ve hükmedilen temel cezadan 5237 sayılı Kanun'un 22/3. fıkrası uyarınca artırım yapılması gerektiği hususu dikkate alındığında; İlk Derece Mahkemesince ''sanığın 50 km/s hız sınırının bulunduğu yolda 88-90 km hızla aracını kullanması, yaya geçidinin bulunduğu yönündeki trafik işaretlerini dikkate almadan yüksek hızla aracını sevk ve idare etmeye devam ederek yaya geçidine geldiğinde yavaşlamadan ve durmadan yayalara çarpmak suretiyle ölümlerine sebep olması nedeniyle neticenin öngörülebilir olduğu, sanığın bilinçli taksir ile hareket ettiği kanaatine varılmakla'' şeklindeki gerekçe ile sanık hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulandığı, hız sınırının iki kat üzerinde olmasına yönelik herhangi bir gerekçesinin olmadığı anlaşılmakla tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki ve yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
1. İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozulması üzerine yapılan yargılamada; 5237 sayılı TCK'nın 61/1. ve 22/4. maddelerinde düzenlenen ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle, aynı Kanun'un 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekmekte olup, dava konusu olayda tam kusurlu olarak iki kişinin ölümüne neden olan sanık hakkında cezada orantılılık ilkesi ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, alt sınırdan uzaklaşmak isabetli ise de, çok fazla uzaklaşılarak teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini,
2. Sanık hakkında tayin edilen temel cezanın bilinçli taksirle artırılması sırasında, bilinçli taksir oluşturan ihlalin yalnızca olay mahallinin gerisindeki yaya geçidi yaklaşım levhasını dikkate alıp hızını her an duracak şekilde azaltmadığı, olay mahallinde işaretlerle belirlenmiş yaya geçidi bulunmasına rağmen tedbirsizce seyrine devam etmesinden ibaret bulunduğu gözetilmeksizin, 5237 sayılı TCK'nın 22/3 maddesi uyarınca cezanın üçte birden yarısına kadar arttırılabileceği amir hükmüne rağmen azami oranda artırılmak suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayin edilmesi,
Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.11.2025 tarihinde karar verildi.
You have reached the end of the article. We hope you liked our article.
Please do not hesitate to contact us regarding this article or any other legal questions. We are waiting for your message.
© 2017- 2024
Maya Law Firm
All rights reserved.


