
Bir yakınınıza, arkadaşınıza ya da iş ortağınıza borç verdiniz. Anlaşma sözlüydü; banka üzerinden para ya da altın gönderdiniz. Yıllarca beklemenize rağmen geri ödeme yapılmadı ve sonunda icra takibi başlattınız. Derken mahkeme, takibinizi usulden reddetti.
Peki ne oldu?
Türk Borçlar Kanunu'nda çoğu kişinin gözden kaçırdığı kritik bir kural devreye girdi: Geri ödeme tarihi belirlenmemiş borçlarda, icra takibi başlatmadan önce 6 haftalık bekleme süresi zorunludur. Bu kurala uyulmaması, yıllarca süren bir alacak mücadelesini tek bir usul hatasıyla çökertebilir.
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 386. maddesi tüketim ödüncü sözleşmesini şöyle tanımlar: Ödünç verenin bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi devretmesi, ödünç alanın ise aynı nitelik ve miktarda şeyi iade etmeyi üstlenmesidir.
Günlük hayatta bu tablo sıkça karşımıza çıkar:
Bankadan para çekip yakınınıza aktarmak
Altın bozdurup birinin hesabına göndermek
Nakit elden teslim etmek
Sorun, tarafların büyük çoğunlukla geri ödeme tarihini, ihbar süresini veya "istediğimde muaccel olur" kaydını hiçbir belgeye yansıtmamasından kaynaklanır. Bu durumda borç "muaccel" — yani hemen talep edilebilir hâle gelmiş — sayılmaz. Ve muaccel olmayan bir alacak için ne dava açılabilir ne de icra takibi başlatılabilir.
TBK Madde 392 — "Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir."
Bu hükmün pratikte anlamı şudur: Geri ödeme günü ya da "istediğimde ödersin" kaydı belirlenmemişse, alacaklının aşağıdaki sırayı harfiyen takip etmesi zorunludur:
Borçluya resmi olarak iade talebinde bulunmak (noter ihtarnamesi önerilir)
Bu talepten itibaren 6 tam hafta beklemek
Süre dolmadan ne dava açmak ne de icra takibi başlatmak
⚠️ Kritik Uyarı: Bu altı haftalık süre, yalnızca bir prosedür değil; Yargıtay içtihadı tarafından dava şartı olarak kabul edilen hukuki bir zorunluluktur. Süreye uyulmaması, davanın esasına hiç girilmeden usulden reddedilmesine neden olur.
İcra takibini bu süreye uymadan başlatırsanız:
Borçlunun itirazı üzerine açacağınız itirazın iptali davası usulden reddedilir
Mahkeme, alacağınızın varlığını veya yokluğunu hiç incelemez
Hukuki Muhakemeler Kanunu'nun (HMK) 114. maddesi kapsamında hukuki yarar dava şartı eksikliği tespit edilir
Yargılama giderleri ve vekâlet ücreti size yükletilebilir
Başka bir deyişle; alacaklı olduğunuz tartışmasız olsa bile, bu usul hatasını yapmanız hâlinde mahkeme kapısından geri dönersiniz.
Aşağıdaki durumlarda 6 haftalık bekleme zorunluluğu uygulanmaz:
Taraflarca belirli bir ödeme tarihi kararlaştırılmışsa (sözlü ya da yazılı)
Belirli bir ihbar süresi öngörülmüşse
Borcun "istendiği anda muaccel olacağı" açıkça kararlaştırılmışsa
Bu koşullardan biri mevcutsa, alacaklı doğrudan icra takibi başlatabilir ya da dava açabilir. Ancak bu koşulların varlığını ispat yükü alacaklıya aittir.
Pek çok kişi banka dekontu veya havale makbuzu sunmanın alacağı ispat için yeterli olduğunu düşünür. Oyrum yargılama sürecinde asıl mesele, bu ödemenin borç mu, bağış mı yoksa havale mi olduğudur.
Banka dekontları tek başına kesin delil sayılmaz
Dekontta "borç" ya da "ödünç" ibaresi yer almıyorsa, delil başlangıcı işlevi bile görmeyebilir
Delil başlangıcı niteliği taşısa bile bunu tamamlamak için yemin, tanık veya diğer delillere başvurulması gerekir
📌 Önemli Hatırlatma: Tanıkla ispat yasağı da gözetilmelidir. Taraflar arasındaki ilişkinin niteliğine ve HMK'nın 203. maddesi kapsamında senetle ispat zorunluluğuna dikkat edilmelidir.
Vade belirlenmeksizin borç verdiyseniz ve geri ödeme yapılmıyorsa izlemeniz gereken yol şöyledir:
1. Resmi İhtar Çekin Borcun iadesi için noterden ihtarname gönderin. İhtarname; tutarı, borcun niteliğini ve süre bildirimini açıkça içermelidir.
2. Altı Hafta Bekleyin İhtarnamenin tebliğinden itibaren 6 haftanın dolmasını bekleyin. Bu süre dolmadan hiçbir hukuki adım atmayın.
3. Tebligat Tarihini Kayıt Altına Alın İhtarnamenin ne zaman tebliğ edildiği belirleyicidir. Tebliğ tarihi, 6 haftalık sürenin başlangıç noktasıdır.
4. Süre Dolduktan Sonra Takip veya Dava Başlatın Altı haftalık süre tamamlandıktan sonra icra takibi başlatabilir ya da alacak davası açabilirsiniz.
TBK kapsamındaki ödünç sözleşmelerinden doğan alacaklar genel 10 yıllık zamanaşımına tabidir (TBK m. 146). Ancak:
Zamanaşımı süresi dolmadan önce alacağın talep edilmesi ve 6 hafta beklenmesi gerekir
Uzun süre hareketsiz kalınması, davalı tarafın zamanaşımı itirazını gündeme getirmesine zemin hazırlar
Zamanaşımı itirazı kabul edilirse dava yine esasa girilmeden reddedilir
Ödünç verilen şey para değil altın ise, TBK'nın 386. maddesi gereği iade de aynı nitelik ve miktarda altın üzerinden talep edilir. Bu durumda:
Altının bozulup para olarak gönderilmiş olması, borcun altın borcu niteliğini değiştirmez
Banka dekontunda görünen Türk lirası tutarı değil, o gün itibarıyla karşılık gelen altın miktarı esas alınır
Takip talebinde ve dava dilekçesinde alacağın altın cinsinden mi yoksa TL karşılığı üzerinden mi talep edileceği titizlikle belirlenmelidir
Ödünç ilişkilerinde hak kaybı yaşamanın en yaygın nedeni esastan değil, usulden yapılan hatalardan kaynaklanmaktadır. Resmi talep yapılmadan başlatılan icra takibi, tüm alacağınızın geriye itilmesine yol açabilir.
Borç verdiniz ve geri alamıyorsanız; icra takibi başlatmadan önce bir hukuki değerlendirme yaptırmak, hem zaman hem de yargılama gideri açısından sizi koruyacaktır.
Maya Avukatlık Bürosu olarak ödünç ilişkilerinden doğan alacak takiplerinde hukuki danışmanlık vermekteyiz. Süreci doğru başlatmak, hak kaybını en başından engeller.
📞 Bize ulaşın, alacağınıza ilişkin süreci birlikte değerlendirelim.
Sözlü olarak borç verdim, hiç belge yok. Dava açabilir miyim? Evet, dava açmak mümkündür; ancak ispat yükü tamamen size aittir. Tanık dinlenip dinlenemeyeceği, işlemin tutarına ve niteliğine göre değişir. Belirli bir tutarın üzerindeki hukuki işlemlerin senetle ispatı zorunlu olduğundan, alternatif delillerin (banka kayıtları, mesajlaşmalar, ikrar vb.) titizlikle derlenmesi gerekir.
6 haftalık süre hangi tarihten itibaren işlemeye başlar? İhtarnamenin borçluya tebliğ edildiği tarihten itibaren başlar. İhtarnamenin gönderildiği tarih değil, tebliğ tarihi esas alınır. Bu nedenle tebligat belgesi özenle saklanmalıdır.
İhtarname göndermeden dava açarsam ne olur? Dava, HMK'nın 114. maddesi kapsamında hukuki yarar dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddedilir. Mahkeme alacağınızın haklı olup olmadığını inceleme fırsatı bile bulmaz.
Borçlu ihtarnameyi almayı reddederse ya da adresi yoksa ne yapmalıyım? Noter aracılığıyla yapılan tebligat denemeleri belgelenmeli; adres tespiti gerekiyorsa resmi yollara başvurulmalıdır. Bu noktada hukuki destek almak, sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından kritik önem taşır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi — 12.01.2026 T. 2025/3415 E. 2026/50 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalının, davacının dayısı olduğunu ve davacıdan 2014 yılının Eylül ayında altın cinsinden borç istediğini, davacının da bankada mevcut olan 420 gram altınını borç olarak verdiğini ve altın olarak geri ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davacının, yıllardır alacağını tahsil etmeye çalıştığını ancak davalı tarafın borcunu ödemediğini, bununla birlikte davalı aleyhine genel haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını ve davalı tarafça iş bu takibe 20.05.2024 tarihinde itiraz edildiğini, davalının yapmış olduğu borca itirazının haksız, mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek, davalı borçlunun Ceyhan İcra Dairesinin 2024/2350 sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin devamına ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davanın zaman aşımına uğradığını, davacı tarafça banka kanalıyla gönderilen tutarın havale olduğunu ve davalıya borç ya da ödünç olarak gönderilmediğini, davacı tarafından sunulan banka dekontlarının kesin delil niteliği olmadığı gibi delil başlangıcı da sayılamayacağını, takipte istenen alacağın var olmamakla birlikte yargılamasız anlaşılabilecek alacaklardan da olmadığını savunarak, davanın reddini ve davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; emsal Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 392. maddesinde yer alan "Ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir." ibaresinden, alacaklının ödünç verdiği şey için dava açması ya da takip başlatması için ilk istemden başlayarak altı hafta beklemesi gerektiği, alacağın bu süre sonunda muaccel olacağı, muaccel olmayan bir alacak için dava ve takip başlatılmasının mümkün olmadığı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davalarının açılabilmesi için öncelikle itirazın yöneltileceği usul ve yasaya uygun bir icra takibinin bulunması gerektiği, bu halde taraflar arasında ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmediğinden veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmadığından ilk istemden başlayarak 6 hafta sonra alacağın muaccel olacağı, dosya kapsamında davacının icra takibini başlatmadan 6 hafta önce iade talebine veya iadeye yönelik usulünce düzenlenmiş ihtarnameye ilişkin herhangi bir delilinin bulunmadığı anlaşılmakla yasada ve içtihatlarda belirtilen 6 haftalık süreye uymadan başlattığı icra takibinin usule ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle; davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114/2 ve 115. maddeleri gereğince usul ve yasaya uygun bir icra takibi bulunmadığından usulden reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda taraflarca ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmediğinden veya istenildiği zaman muaccel olacağı da kararlaştırılmadığından ilk istemden başlayarak 6 hafta sonra alacağın muaccel olacağı, davacının icra takibinden 6 hafta önce iade talebinde bulunduğuna ilişkin dosya kapsamında delil, bilgi ve belge bulunmadığı, taraflar arasındaki akrabalık ilişkisinin niteliğine göre 6100 sayılı Kanunun 203. maddesi kapsamında bu hususun tanıkla ispatının da mümkün olmadığı, bu durumda, davacının, iade talebinde bulunup altı hafta bekledikten sonra takibe geçebileceğinden, anılan süreye uyulmadan başlatılan takip usul ve yasaya uygun olmadığı, davanın, usul ve yasaya uygun bir icra takibi bulunmadığından, aynı Kanunu'nun 114. maddesi kapsamında hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle 6100 sayılı Kanunun 115. maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davalının, davacının dayısı olduğunu, davacıdan 2014 yılının Eylül ayında, altın cinsinden borç istediğini, davacının bankada mevcut olan 420 gram altınını borç olarak verdiğini, tarafların işbu borcun altın borcu olduğu ve davacının altın olarak ödeneceği hususunda anlaştıklarını, davacının bankada mevcut olan 420 gram altınını bozdurup eş zamanlı olarak davalının banka hesabına gönderdiğini, bu işlemlere ilişkin dekontların dosyaya sunulduğunu, davacının yıllarca alacağını tahsil etmeye çalıştığını ancak davalının borcunu ödemediğini, takibe yapılan itirazın mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalının, itiraz dilekçesinde söz konusu borcun kendisine ait olmadığına dair herhangi bir belge sunmadığını, likit bir alacak varken icra inkar tazminatı istenebileceğini, davalının, borcunu inkar etmesinin kötü niyetli olduğunun göstergesi olduğunu, ayrıca yemin deliline dayanıldığını ancak bu husus hatırlatılmadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, ödünç verme sözleşmesi kapsamında borç olarak verilen altın cinsinden alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
6098 sayılı Kanunun 386. maddesine göre; "Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir." Aynı Kanunun 392. maddesi ise; "Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir." hükmünü ihtiva etmektedir.
İşbu maddede yer alan "ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir" ibaresinden, alacaklının ödünç verdiği şey için dava açması ya da takip başlatması için ilk önce istemde bulunmasının muacceliyet şartı olduğunun kabulü gerekir. Dairemiz uygulamasında da ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ilk istemden başlayarak 6 hafta sonra alacağın muaccel olacağı, muaccel olmayan bir alacak için dava ve takip başlatılmasının mümkün olmadığı, muaccel olmayan bir alacak için açılan davada 6100 sayılı Kanunun 114/1. maddesi h bendi kapsamında hukuki yararın bulunmadığı ve konuda yer alan bu ibarenin dava şartına ilişkin olduğu kabul edilmektedir.
Yukarıda verilen bilgiler ışığında, temyiz olunan karar da belirtilen gerekçeye, ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ilk istemden başlayarak 6 hafta sonra alacağın muaccel olacağı, muaccel olmayan bir alacak için dava ve takip başlatılmasının mümkün olmamasına ve dava açılmış ise hukuki yararın bulunmamasına ve öte yandan istinafta ileri sürülmeyen yemine ilişkin hususun temyizde ileri sürülmesi halinde incelenmesinin mümkün olmamasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.01.2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
You have reached the end of the article. We hope you liked our article.
Please do not hesitate to contact us regarding this article or any other legal questions. We are waiting for your message.
© 2017- 2024
Maya Law Firm
All rights reserved.


