
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 12.02.2025 T. 2024/2166 E. 2025/823 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369/2 hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Bulaşıcı Akdeniz Humması (“FMF”) geni buluş başlıklı sayılı patentin inhisari (münhasır) lisans sahibi olduğunu, patent sahibi Genethon tarafından 13.08.1998 tarihinde yapılan başvurunun 22.10.2007 tarihinde tescil edildiğini, davalı şirketin davacıya ait olan B sayılı patente konu buluşu izinsiz olarak kullandığının ve piyasaya sunduğunun öğrenildiğini, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında bu kullanımı meşru ve haklı kılan herhangi bir alt-lisans sözleşmesi ve benzeri bir sözleşme bulunmadığını, davalının bu eylemlerinin açıkça müvekkilinin patent haklarına tecavüz oluşturduğunu, ayrıca davalı şirketin test kitlerinin üretimini, kullanılmasını veya satılmasını gerçekleştirerek müvekkiline zarar verdiğini ileri sürerek davalı şirketin Bulaşıcı Akdeniz Hummasından (FMF) sorumlu gene ilişkin yürüttüğü ticari faaliyetlerin, patent süresi içerisinde müvekkili şirketten lisans almadan gerçekleştirdiği FMF test kiti üretim, satış, kullanım ve ithalat buna bağlı tanı ve teşhis hizmetleri de dahil olmak üzere her türlü ticari faaliyetin müvekkili şirkete ait B sayılı \"Bulaşıcı Akdeniz Humması Geni\" isimli patentten doğan münhasır haklarını tecavüz ve ihlal ettiğinin ve aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile davalı şirketin müvekkili şirketten lisans sözleşmesi yapmadan haksız şekilde gerçekleştirdiği her türlü ticari faaliyet, ürün ve hizmet satışları patent ihlali ve haksız rekabet teşkil ettiğinden patent süresi içerisinde müvekkili şirket nezdinde oluşan gelir mahrumiyeti, lisans bedeli ve ciroya bağlı lisans ödemeleri mahrumiyeti, marka değer kaybı da dahil olmak üzere 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın ihlal tarihlerinden itibaren işleyecek mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını, davaya konu numaralı incelemeli patentin koruma süresinin, başvuru tarihi olan 13.08.1998 tarihinden itibaren 20 yıl olduğunu, 13.08.2018 tarihi itibariyle koruma süresinin dolduğunu, dolayısıyla, bu tarihten itibaren buluşa konu ürün/usulün kamuya mal olduğunu, davacının bahse konu tarih sonrası için herhangi bir talepte bulunamayacağını, numaralı incelemeli patentin ilk 9 (dokuz) isteminin mahkeme kararıyla hükümsüz kılındığını, müvekkili şirkete ait ürünlerin, davaya konu numaralı patentin hükümsüz kılınmamış 10. ve devam eden istemlerinin koruma kapsamı dışında kaldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybının, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin uygulaması ile hukukumuza yerleştiği, yasal dayanağının da 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 2. maddesi olduğu, sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağı ile ilgili kesin bir süre verilemeyeceği, öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olmasının gerektiği, davalının dava konusu patent kullanımının başlangıcı ve bu konuda davacı tarafından 01.06.2010 tarihinde çekilen ihtar göz önüne alındığında, bu tarihten itibaren ikinci ihtar, arabuluculuğa müracaat ve dava tarihine kadar geçen süre dikkate alındığında, davacının, açık bir şekilde, patent hakkını ihlal ettiği ileri sürülen fiillere, 8 sene 9 ay 10 gün sessiz kaldığı, dolayısıyla uzun süre sessiz kalma suretiyle hak kaybının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının dava konusu patent kullanımının başlangıcı ve bu konuda davacı tarafından 01.06.2010 tarihinde çekilen ihtar göz önüne alındığında, bu tarihten itibaren ikinci ihtar, arabuluculuğa müracaat ve dava tarihine kadar geçen süre dikkate alındığında, davacının, patent hakkını ihlal ettiğini ileri sürdüğü dava konusu fiillere, 8 sene 9 ay 10 gün boyunca sessiz kaldığı, bu durumda, davalının kullanımlarına karşı çıkılmamış olunması karşısında artık işbu davanın açılmasının, TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmayacağı, dolayısıyla, ortada, TMK'nın 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımı olduğu, bu nedenle davacının davalıya karşı sessiz kalmaya bağlı hak kaybına uğradığı, diğer yandan davacı vekilince, dava konusu patente ilişkin müvekkili aleyhinde açılmış olan hükümsüzlük davasının ve müvekkili tarafından yine aynı konu ile ilgili emsal karar niteliğinde olan dava dışı şirkete karşı ikame edilmiş olan patent ihlalinin tespiti davalarının neticesinin beklendiğinin haklı neden olarak ileri sürüldüğü, oysa davacı vekilince ileri sürülen bu hususların haklı nedenle kullanmama nedeni olarak tartışılabileceği, bu patenti izinsiz kullananlara karşı harekete geçmemeyi ve onlara karşı sessiz kalmayı haklı kılmayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, patentten doğan haklara tecavüz, haksız rekabetin tespiti, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ:
Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 12.02.2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
You have reached the end of the article. We hope you liked our article.
Please do not hesitate to contact us regarding this article or any other legal questions. We are waiting for your message.
© 2017- 2024
Maya Law Firm
All rights reserved.


