
Taşınmaz mülkiyetinin devrinde bağışlama vaadi (donation promise), gelecekte bir gayrimenkulün mülkiyetini ivazsız (karşılıksız) olarak devretme borcu yükleyen önemli bir hukuki işlemdir. Uygulamada sıklıkla miras bırakanların (muris) veya aile bireylerinin taraf olduğu bu sözleşmeler, tescil aşamasında veya mirasçıların uyuşmazlıklarında karmaşık hukuki davalara yol açmaktadır.
Bağış vaadi sözleşmelerine dayalı hak aramalarında en kritik iki konu; 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin başlangıç anı ve vaat edilen taşınmazın üçüncü kişilere satılması halinde tazminat/bedel tahsili imkânıdır.
Türk Borçlar Kanunu uyarınca bağışlama sözü verme (hibe vaadı), bir kimsenin hayatta iken bir başkasına karşılıksız olarak malvarlığından bir değer kazandırmayı üstlenmesidir. Bir gayrimenkule ilişkin hibe vaadinin geçerli olabilmesi için sözleşmenin resmi şekilde yapılması şarttır.
Taşınmaz bağış vaadinde geçerlilik unsurları şunlardır:
Taşınmaz bağış vaadı sözleşmesinden doğan tapu iptal ve tescil taleplerinde genel zamanaşımı süresi (Statute of Limitations) Türk Borçlar Kanunu m. 146 gereğince 10 yıldır. Ancak bu sürenin ne zaman işlemeye başlayacağı yerleşik içtihatlarda özel bir kurala bağlanmıştır.
Zamanaşımı süresi, sözleşmenin imza tarihinden itibaren değil; borcun muaccel olduğu, yani sözleşmenin ifa edilebilir hale geldiği tarihten itibaren işlemeye başlar (TBK m. 149).
💡 Kritik Hukuki Tespit: İfa Edilebilirlik Anı
Hibe vaadine konu taşınmaz, sözleşme tarihinde henüz bağışlayan adına tapuda tescil edilmemişse (örneğin kadastro çalışmaları devam ediyorsa veya miras intikali gerçekleşmemişse), hak sahibi tescil davası açamaz. Taşınmaz tapuda bağışlayan veya mirasçıları adına ne zaman tescil edilmişse, sözleşme o tarihte ifa edilebilir hale gelir ve 10 yıllık zamanaşımı süresi bu tescil tarihinde başlar.
Bağış vaat edilen taşınmazın, bağışlayan veya mirasçıları tarafından üçüncü kişilere satılarak devredilmesi durumunda, iyiniyetli 3. kişilerin tapu kaydı korunduğundan artık aynen tescil (ifa) imkânsız hale gelir.
Aynen tescil imkânı kalmadığında lehtar, sözleşmeye aykırılık ve sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca taşınmazın satış bedelini veya rayiç değerini yasal faiziyle birlikte talep etme hakkına sahiptir.
⚠️ Taleple Bağlılık İlkesi (HMK m. 26)
Dava dilekçesinde talep edilen rakam (örneğin 734.000 TL), dava süresince ıslah edilmediği sürece mahkemece aşılamaz. Bilirkişi raporunda hesaplanan alacak miktarı daha yüksek çıksa dahi, taleple bağlılık ilkesi gereğince dava dilekçesindeki miktar üzerinden karar verilir.
Bağışlama sözü veren murisin vefatından sonra borç mirasçılarına geçer. Ancak hibe vaad edilen taşınmazın satılması neticesinde açılacak bedel davasında mirasçıların sorumluluğu müteselsil değildir.
Sözleşme 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir. Ancak 10 yıllık süre, sözleşmenin imzalandığı tarihte değil, gayrimenkulün tapuda tescil edilip sözleşmenin ifa edilebilir hale geldiği tarihte başlar.
İfa imkânsız hale geldiği için tapu tescili davası yerine, taşınmazın satış bedelinin veya güncel rayiç değerinin yasal faiziyle tahsili için Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açılabilir.
Mirasçılar toplu veya müteselsilen değil, taşınmaz üzerindeki kendi miras payları oranında ayrı ayrı sorumlu tutulurlar.
✅ Hukuki Haklarınızı Koruyun
Bağış vaadı sözleşmelerinde zamanaşımı sürelerinin doğru tespiti, hak kaybına uğramamanız açısından hayati önem taşır. Taşınmaz tescili ve bedel tahsili süreçlerinizde uzman bir gayrimenkul avukatından hukuki destek almak için Maya Avukatlık Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 31.03.2026 T. 2026/979 E. 2026/1782 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davalılar vekili (... hariç) tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 31.03.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile davalılar vekili Avukat ... ve diğer davalı ... vekili Avukat ...'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; davalıların murisi ...'un annesinden gelen 3/16 ve babasından mirasen kalan 5/16 hissesi için müvekkiline hibe vaadinde bulunduğunu, bu taşınmazlardaki 5/16 hissenin müvekkili adına hükmen tescil edildiğini, davalılar tarafından hibe vaadinin iptali için açılan davanın da reddedildiğini, ancak bu aşamada davalıların bu hisselerini 3. şahıslara satarak devir ettiklerini, bu nedenle adına tescil imkanının kalmadığını ileri sürerek ve rayiç bedel isteği saklı kalarak, davalıların üçüncü kişilere sattığı taşınmazın satış bedeli 734.000,00 TL'nin satış tarihinden yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalılar ... ve... vekili; söz konusu taşınmazların mülkiyeti ile ilgili olarak verilmiş bir kesin hüküm bulunduğunu, ayrıca zamanaşımı nedeni ile davanın reddi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... vekili; hak sahipliği açısından verilen kesin hüküm nedeniyle ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacının 25 yıl boyunca davaya müdahil olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
3. Davalı ...; davacının bahsettiği olaylardan haberi olmadığını, zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
4. Davalı ... ...; davanın zamanaşımına uğradığını, davacının dava konusu arazilerle ilgili 1983 yılından beri haberdar olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece, 05.12.2013 tarihli kararla davanın kabulüne karar verilmiş; karara karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 04.10.2018 tarihli ilamıyla; Mahkemece, bilirkişi raporu esas alındığı halde, hüküm kısmındaki rakamlarla bilirkişi raporundaki seçenekli olarak bildirilen rakamlar ve tapu kayıtlarındaki satış bedellerindeki rakamlar arasında bir bağlantının kurulamadığı, bu hali ile, o rapora atıfta bulunulmadığı ve ne şekilde hesap yapıldığı gerekçede açıklanmadığı gibi hükmedilen sonuca nasıl ulaşıldığının da anlaşılamadığı, öyle ki sadece dosyada yer alan bilgilerin aktarıldığı, ancak mahkemeyi hüküm fıkrasında yer alan şekilde karar vermeye yönelten hukuk kurallarının ve nedenlerinin belirtilmediği, açıklanan şekilde mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmasına, bozma nedenine göre, tarafların diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmediğine karar verilmiştir.
2. Bozma uyan Mahkemenin 13.10.2022 tarihli kararıyla; dosyada mevcut söz konusu bilirkişi raporunda esas alınan hisse oranları, satış bedelleri ve hisselere isabet eden hesaplamalar hükme ve denetime elverişli bulunarak; 07.05.2019 havale tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplamalar doğrultusunda davanın kabulüne dair karar verildiği, ancak dava dilekçesinde davacı tarafından 734.000,00 TL üzerinden dava değeri bildirildiği ve bu miktarda talepte bulunulduğu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundaki toplam alacak miktarının davacı talebini aştığı, gerekçeli karar yazım aşamasında yapılan hesaplamada fark edilmiş ise de; kısa karar ve gerekçeli karar arasında fark yaratılamayacağı da göz önüne alınarak 13.10.2022 tarihli kısa kararda belirtilen miktarlar üzerinden gerekçeli karar ve ferileri düzenlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılar vekilleri (... hariç) temyiz isteminde bulunmuşlardır.
3. Dairece verilen 15.10.2024 tarihli ilamla; mahkemece, emredici nitelikteki yasa hükmüne aykırı ve talep edilenden fazla şekilde, ıslah olmadığı halde davanın toplam 785.641,19 TL üzerinden kabulüne karar verilmiş olmasının usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına, bozma nedenine göre davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
4. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazlarda davalılara ...'tan gelen ve satışı yapılan hisselerin tapu kayıtları ve satış senetleri dosyaya kazandırılmış; dosya bilirkişiye tevdi edilerek dosyada mevcut satış senetlerinde belirlenen satış bedellerinden ...'tan davalılara intikal eden hisselere isabet eden bedeller hesaplanmış olup; söz konusu bilirkişi raporunda esas alınan hisse oranları, satış bedelleri ve hisselere isabet eden hesaplamalar hükme ve denetime elverişli bulunarak; 19.06.2025 havale tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplamalar sonucunda toplam bedelin 734.166,34 TL bulunduğu, davacının talebinin ise 734.000,00 TL olması sebebiyle taleple bağlılık ilkesi gereğince davalılara intikal eden hisseler oranında hakkaniyet gözetilerek, 166,34 TL kısmın indirilmesi suretiyle düzeltmeler sonucu davacının talebi doğrultusunda 734.000,00 TL üzerinden davanın kabulüne dair karar verildiği belirtilerek; her bir parsel yönünden her bir davalının ayrı ayrı belirlenen payının TL karşılığının tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılar vekilleri (... hariç) temyiz isteminde bulunmuşlardır.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekilleri ayrı ayrı sundukları ancak içerik itibariyle aynı nitelikteki temyiz dilekçeleriyle; davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, aslı sunulmayan hibe vaadi sözleşmesine dayanarak hüküm kurulduğunu, Mahkemece bozma kararına uyulduğu halde; bozma gerekçesinin yerine getirilmediğini, taleple bağlılık ilkesi ve tarafların hisse ve sorumluluk miktarlarında hata yapıldığını, tarafların müteselsil sorumluluğu olmadığını ileri sürerek ve yargılama aşamalarındaki itirazlarını tekrar ederek usul ve kanuna aykırı olan kararın bozulmasını istemişlerdir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, bağış vaadi sözleşmesinin yerine getirilmemesi nedeniyle bağışlanması vaad edilen taşınmazların bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
... 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.02.2005 tarihli, 2004/28 E., 2005/59 K. sayılı kararının incelenmesinde; ... ve müdahil davacılar ... vs. tarafından ... aleyhine davacıların kök murisi ...'a ait ... ili ... Köyü ... tarih ve 18 sıra nolu tapu kaydındaki hibe vaadinin iptali talepli dava açıldığı, Asliye Hukuk Mahkemesinin 1983/206 E., 1986/541 K. sayılı dosyasında söz konusu hibe vaadinin geçerli olduğunun kabul edilmesi karşısında kesin hüküm sebebi ile davanın reddine karar verilmiş iken Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2003/2485 E., 2003/... K. sayılı ilamı ile önceki verilen kararın kesin hüküm oluşturmayıp kuvvetli delil olduğundan bozulduğu ve yargılama sonunda aksi kanıtlanmadığından hibe vaadinin geçerli bir vaad olduğu kanaati ile davanın reddine karar verildiği, kararın Yargıtayca onanarak ve karar düzeltme isteminin de reddiyle 01.03.2006 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
... Kadastro Mahkemesinin 29.09.2000 tarihli, 1978/5 E., 2000/41 K. sayılı kararının incelenmesinde; davacılar ... v.s. tarafından davalılar köy manevi kişiliği v.s. aleyhine kadastro tespitine itiraz ve tescil davası açıldığı, yargılama sonunda; dava konusu 220-221,22 parsellerin ... ve 6 nolu tapu kaydına istinaden ... ve müştereklerine ait olduğunun anlaşıldığı, bir kısım davacılar zilyetlik iddiasında bulunmuşsa da geçerli tapu kaydının bulunması halinde zilyetlikle taşınmazın iktisap edilemeyeceği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile ... 220, 2 21... parseller yönünden davanın kabulü ile taşınmazdaki hisselerin (toplam 6240 hisse) ... ve ... ... mirasçıları (..., ..., ..., ..., ..., ... (mirasçıları ..., ... ve ...), ..., ..., ... ve diğer hissedarlar adına tesciline karar verildiği, kararın kesinleşme tarihinin o dönem karar kartonuna işlenmediği için tespit edilemediği ancak 20.08.2003 tarihinde tescil işlemi yapılmak üzere Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderildiği bilgisi verilmiştir.
Bağış vaadi sözleşmesinden doğan tapu iptal ve tescil davalarında genel zamanaşımı süresinin sözleşmenin ifa edilebilir hale gelmesinden itibaren 10 yıl olduğu, dava konusu bağış vaadi sözleşmesine konu taşınmazların 2003 yılında davalı mirasçılar adına tescil edildiği, eldeki davanın taşınmazların üçüncü kişilere devri nedeniyle satış bedelinin tahsili istemine ilişkin olup; sözleşmenin ifa edilebilir hale gelmesinden itibaren davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, dava konusu hibe vaadinin iptali istemiyle açılan davada hibe vaadinin geçerli olduğuna karar verilerek kararın kesinleştiği, Mahkemece her bir davalının her bir taşınmazdaki miras payı oranında hesaplama yapılarak hüküm kurulmuş olmasının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşılmakla davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının ONANMASINA,
40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
31.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
You have reached the end of the article. We hope you liked our article.
Please do not hesitate to contact us regarding this article or any other legal questions. We are waiting for your message.
© 2017- 2024
Maya Law Firm
All rights reserved.


