Ana Sayfa / Emsal Kararlar

Yayınlar

Emsal Kararlar

Mahkeme kararlarına ilişkin genel bilgilendirme yazıları.

Aydınlatılmış Onam Formu İmzalatılmaması Hizmet Kusurudur: Hasta Yakınları Manevi Tazminat İsteyebilir mi?

Aydınlatılmış Onam Formu İmzalatılmaması Hizmet Kusurudur: Hasta Yakınları Manevi Tazminat İsteyebilir mi?

Bir yakınınızı ameliyat sonrası kaybettiniz ve hastane dosyasında ameliyat öncesi imzalanmış tek bir aydınlatılmış onam formu bulamadınız. Bu durum yalnızca bir evrak eksikliği değildir. Kamu hastanelerinde tıbbi müdahale öncesinde hastanın riskler ve komplikasyonlar konusunda bilgilendirilmemesi, idarenin hizmet kusuru olarak değerlendirilebilir ve hasta yakınları için manevi tazminat hakkı doğurabilir.

Bu yazıda onamın ne olduğu, neden kusur sayıldığı, maddi ve manevi tazminat arasındaki fark, idareye başvuru ve dava süreleri ile delillerin nasıl değerlendirildiği sade bir dille anlatılmaktadır.

ℹ️ Kısaca

Kamu hastanesinde ameliyat veya riskli bir tıbbi müdahale öncesinde aydınlatılmış onam alındığını gösteren belge bulunmuyorsa, idarenin sağlık hizmetini gereği gibi yürütmediği sonucuna varılabilir. Bu eksiklik hasta yakınlarının manevi tazminat talebine dayanak olabilir. Maddi tazminat için ise ayrıca zarar ile idarenin eylemi arasında illiyet bağı kurulması gerekir.

Aydınlatılmış Onam Nedir ve Neden Zorunludur?

Kısa cevap: Aydınlatılmış onam, hastanın tıbbi müdahalenin amacı, niteliği, sonuçları ve tehlikeleri hakkında önceden bilgilendirilmesi ve bu bilgiye dayanarak özgürce rıza göstermesidir. Rıza olmadan yapılan müdahale, kişinin vücut bütünlüğüne saygı ilkesiyle bağdaşmaz.

Bu zorunluluk tek bir kaynağa dayanmaz. İç hukukun parçası olan İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi'nin 5. maddesi, sağlık alanındaki her müdahalenin ilgili kişinin bilgilendirilmiş ve özgür muvafakatinden sonra yapılmasını öngörür. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 22. maddesi kimsenin rızası olmaksızın tıbbi ameliyeye tabi tutulamayacağını, 31. maddesi ise rızanın kapsamını ve sınırlarını düzenler. 1219 sayılı Kanun'un 70. maddesi de büyük ameliyeler için muvafakatin yazılı olmasını arar.

Hastaya Hangi Bilgiler Verilmelidir?

Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesi uyarınca hastaya en azından şu konularda bilgi verilmesi gerekir:

  • Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,
  • Tıbbi müdahalenin kim tarafından, nerede, ne şekilde yapılacağı ve tahmini süresi,
  • Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ile bunların fayda ve riskleri,
  • Muhtemel komplikasyonlar,
  • Müdahaleyi reddetme halinde ortaya çıkabilecek fayda ve riskler,
  • Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri ve sağlık için kritik yaşam tarzı önerileri.

ℹ️ İmza Tek Başına Yeterli Değildir

Onam, yalnızca imzalı bir kâğıttan ibaret değildir. Rıza, müdahalenin riskleri ve olası komplikasyonları anlatıldıktan sonra verilmelidir. Genel ifadeler içeren, içeriği hastaya açıklanmamış bir form, bilgilendirmenin gerçekten yapıldığını tek başına göstermeyebilir.

Rıza Aranmayan İstisnai Haller

Kanundaki istisnalar dar yorumlanır. Hasta ifade edecek durumda değilse ve velisi ya da vasisi bulunmuyorsa veya ameliyat sırasında müdahale genişletilmediği takdirde organ kaybı ya da fonksiyon kaybı doğacaksa (tıbbi zaruret) rıza aranmaksızın müdahale yapılabilir. Planlı ve zamanı belli ameliyatlarda ise bu istisnalar kural olarak işletilemez.

Aydınlatılmış Onam Formu İmzalatılmaması Neden Hizmet Kusuru Sayılır?

Kısa cevap: Sağlık hizmeti, risk taşıyan bir kamu hizmetidir. İdare, bu hizmeti gereği gibi organize etmek ve hastayı bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük yerine getirilmemişse hizmetin işleyişinde nesnel bir aksaklık doğmuş sayılır.

Hizmet kusuru, idarenin yürütmekle görevli olduğu hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk ya da aksaklıktır. Belirli bir hekimin kişisel kusuruna bağlı değildir; anonim ve bağımsız bir kusur türüdür. Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu, 56. maddesi ise Devlet'in sağlık hizmetlerini planlama ve sunma görevini düzenler.

Hizmet Kusuru Hangi Hallerde Doğar?

Hizmetin Kötü İşlemesi Müdahalenin gerekli özen ve usul kurallarına uygun yürütülmemesi.
Hizmetin Geç İşlemesi Teşhis, tedavi veya müdahalenin gerekli zamanında yapılmaması.
Hizmetin Hiç İşlememesi Hastanın bilgilendirilmesi gibi gerekli bir işlemin hiç yapılmaması.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesi de devlete pozitif yükümlülükler yükler. Hastaların tıbbi müdahalenin öngörülebilir sonuçları hakkında bilgilendirilerek rıza göstermesini sağlayacak düzenleyici tedbirlerin alınması bu yükümlülüğün parçasıdır.

⚠️ Dikkat Edilmesi Gereken Husus

Aydınlatılmış onam belgesinin bulunmaması, idarenin sorumluluğunun değerlendirilmesinde güçlü bir göstergedir. Ancak yargı yeri, onamın gerçekten alınıp alınmadığını araştırmakla yükümlüdür. Bu nedenle hasta dosyasının eksiksiz temin edilmesi ve her tıbbi müdahale tarihinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir.

Maddi ve Manevi Tazminat Arasındaki Fark Nedir?

Kısa cevap: Maddi tazminat mal varlığında oluşan gerçek eksilmeyi, manevi tazminat ise yaşanan elem ve üzüntüyü hafifletmeyi amaçlar. Onam eksikliği manevi tazminat açısından doğrudan sonuç doğurabilirken, maddi tazminat için zarar ile idarenin eylemi arasında illiyet bağı aranır.

Maddi Tazminat Tedavi ve cenaze giderleri, destekten yoksun kalma gibi somut zararları karşılar. Zarar ile idarenin eylemi arasında illiyet bağı gerekir.
Manevi Tazminat Elem ve ızdırabı hafifletmeyi amaçlayan bir manevi tatmin aracıdır. Zenginleşme aracı değildir.
Ortak Şart İki talepte de önce idarenin sorumluluk sebebi (hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk) açıkça belirlenir.

Manevi zararın varlığı için şeref ve haysiyet kırıcı bir eyleme maruz kalmak ya da ölüm gibi ağır bir sonuç şart değildir. İdarenin kamu hizmetini gereği gibi sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamaktan duyduğu üzüntü ve sıkıntı da manevi tazminat için yeterli görülebilir.

Tutar belirlenirken idarenin kusurunun ağırlığı, sorumluluğu ve zarar doğuran olayla ilgisi gözetilir. Tazminat, zenginleşmeye yol açmayacak ölçüde takdir edilir. Bu nedenle her dosyada sabit bir rakamdan söz edilemez.

✅ Pratik Sonuç

Onam eksikliği ile ölüm veya zarar arasında illiyet bağı kurulamıyorsa maddi tazminat talebi reddedilebilir. Manevi tazminat talebi bakımından ise hizmet kusurunun varlığı ayrıca değerlendirilir.

Hasta Yakınları Manevi Tazminat İsteyebilir mi?

Kısa cevap: Evet. İdarenin hizmet kusuru kabul edilirse, hastanın yakınları yaşadıkları elem ve üzüntü nedeniyle kendi adlarına manevi tazminat talep edebilir.

  • Hasta hayattaysa manevi tazminat talebi öncelikle hastanın kendisine aittir.
  • Hasta vefat ettiyse yakınlar, kendi manevi zararları için dava açabilir.
  • Uygulamada çoğunlukla eş, çocuklar, anne-baba ve kardeşler gibi yakın hısımlar talepte bulunur.
  • Her davacı için tutar ayrı ayrı istenir.

Hasta yakınlarının ruhsal olarak zor bir dönemden geçtiği bilinir. Ancak hak kaybı yaşanmaması için hukuki sürelerin, duygusal sürecin gerisinde kalmaması gerekir.

Kamu Hastanesine Karşı Tazminat Davası Nasıl ve Hangi Sürede Açılır?

Kısa cevap: Kamu hastanesindeki tıbbi müdahaleden doğan zararlar için idare mahkemesinde tam yargı davası açılır. Dava açılmadan önce ilgili idareye yazılı başvuru yapılması zorunludur.

Kamu hastanesinde çalışan hekime karşı doğrudan tazminat davası açılamaz. Dava, hastanenin bağlı olduğu idareye yöneltilir. İdare gerektiğinde ödediği tazminat için ilgili görevliye rücu eder.

⚠️ Kritik Süreler

İdareye başvuru, zararı öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde yapılmalıdır. İdare başvuruya kanunda öngörülen süre içinde (İYUK m.13'e göre 30 gün) cevap vermezse istem reddedilmiş sayılır. Ret veya zımni ret üzerine 60 gün içinde idare mahkemesinde dava açılır. Genel bütçeli idareler bakımından 659 sayılı KHK'nın ayrı düzenlemeleri de gündeme gelebileceğinden, süre hesabı somut tarihlere göre uzman bir avukat tarafından yapılmalıdır.

Başvuru ve Dava Adımları

1
Hasta dosyasını temin edin: Epikriz, ameliyat notları, yoğun bakım izlemleri ve tüm onam belgelerinin onaylı örneklerini talep edin.
2
İdareye yazılı tazminat başvurusu yapın: Zararları ve talep edilen tutarları belirten başvuru, ilgili idareye iletilir (İYUK m.13).
3
Cevabı veya zımni reddi bekleyin: Ret kararı ya da cevap verilmemesi, dava açma süresini başlatır.
4
İdare mahkemesinde tam yargı davası açın: Maddi ve manevi tazminat talepleri birlikte ileri sürülebilir (İYUK m.2/1-b).
5
Rapor ve kanun yollarını takip edin: Bilirkişi veya Adli Tıp raporuna itiraz edilebilir; karar aleyhe çıkarsa istinaf ve temyiz yolları açıktır. Her aşamanın kanuni süresi vardır.

Özel hastanelerde ise uyuşmazlık adli yargıda görülür ve farklı bir süreç işler. Özel hastane kaynaklı talepler için özel hastane ameliyat ücreti iadesi yazısı da incelenebilir.

Onam Eksikliği Nasıl İspatlanır? Hangi Belgeler Önemlidir?

Kısa cevap: En önemli delil hasta dosyasıdır. Dosyada her müdahale öncesine ait aydınlatılmış onam belgesinin bulunup bulunmadığı, içeriğinin yeterli olup olmadığı ve tarihlerin müdahale tarihleriyle uyumlu olup olmadığı incelenir.

  • Hasta dosyası ve epikriz raporu,
  • Her ameliyat için ayrı düzenlenmiş aydınlatılmış onam ve anestezi onam belgeleri,
  • Ameliyat notları, yatış-taburcu ve yoğun bakım kayıtları,
  • Bilirkişi veya Adli Tıp Kurumu raporu,
  • Varsa tanık beyanları ve hasta yakınlarının görüşme notları.

Birden fazla ameliyat geçiren bir hastada her müdahale tarihi ayrı ayrı değerlendirilir. Tek bir genel formun sonraki ameliyatları kapsayıp kapsamadığı tartışma konusu olabilir. Bu nedenle onam belgelerinin tarihleri ile ameliyat tarihlerinin karşılaştırılması önemlidir.

Adli Tıp Kurumu Raporuna İtiraz

Tıbbi uyuşmazlıklarda mahkeme çoğunlukla Adli Tıp Kurumu veya bilirkişi raporuna dayanır. Raporun eksik incelenen yönleri somut olarak gösterilerek itiraz edilebilir. Yeniden rapor alınıp alınmayacağı mahkemenin takdirindedir; bu nedenle itirazın gerekçeli ve belgeli olması gerekir. Tıbbi hata kaynaklı süreçler hakkında genel bilgi için tıbbi malpraktis ve hekim hatası yazısına da bakılabilir.

✅ Sonuç: Ne Yapmalısınız?

Kamu hastanesinde yapılan bir ameliyat veya tıbbi müdahale sonrasında aydınlatılmış onam belgesi eksikse, süreleri kaçırmadan hasta dosyanızı ve epikriz raporunuzu toplayın. Maya Avukatlık Bürosu'nun İdare Hukuku çalışma alanı kapsamında dosyanız belgeler üzerinden değerlendirilebilir. Belgelerinizi iletişim sayfasından göndererek hukuki danışmanlık talep edebilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Aydınlatılmış onam formu imzalatılmadan ameliyat yapılabilir mi?

Acil durum, hastanın ifade edememesi ve tıbbi zaruret gibi kanundaki istisnalar dışında rıza olmadan ameliyat yapılamaz. Büyük ameliyatlarda rızanın yazılı olması gerekir (1219 sayılı Kanun m.70).

Onam formunun bulunmaması otomatik olarak tazminat sağlar mı?

Hayır. Yargı yeri onamın başka şekilde alınıp alınmadığını araştırır. Hizmet kusuru kabul edilirse manevi tazminat gündeme gelebilir; maddi tazminat için ise zarar ile idarenin eylemi arasında illiyet bağı aranır.

Hasta vefat ettiyse yakınları dava açabilir mi?

Evet. Yakınlar, yaşadıkları elem ve üzüntü nedeniyle kendi adlarına manevi tazminat talep edebilir. Her davacı için tutar ayrı ayrı istenir.

Devlet hastanesine karşı dava nereye açılır?

Tam yargı davası olarak idare mahkemesinde açılır. Dava öncesinde hastanenin bağlı olduğu idareye yazılı başvuru yapılması gerekir.

İdareye başvuru ve dava süreleri nedir?

Zararı öğrenmeden itibaren 1 yıl, her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye başvurulur. Ret veya zımni ret üzerine 60 gün içinde dava açılır. Süre hesabı somut tarihlere göre yapılmalıdır.

Manevi tazminat tutarı nasıl belirlenir?

Sabit bir tutar yoktur. İdarenin kusurunun ağırlığı, sorumluluğu ve olayla ilgisi gözetilir; tazminat zenginleşmeye yol açmayacak ölçüde takdir edilir.

Emsal Danıştay Kararı

Danıştay 10. Daire 04.02.2026 T. 2023/1686 E. 2026/332 K.

İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacılar tarafından; beyninde bulunan tümör nedeniyle Sağlık Bakanlığı SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatarak tedavi gördüğü sırada, 23/02/2017 tarihinde vefat eden yakınları Satı Dağcı'nın ölümünde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, yakınlarının ölümü nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak, her bir davacı için ayrı ayrı 10,00 TL maddi; 100.000,00 TL manevi tazminatın kusurun meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararıyla, davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince; davacıların, İdare Mahkemesi kararının davanın reddine ilişkin kısmına ve reddedilen manevi tazminat miktarı yönünden davalı idare lehine hükmedilen vekalet ücretine yönelik istinaf istemlerinin reddine, reddedilen maddi tazminat miktarı yönünden davalı idare lehine verilen vekalet ücreti bakımından istinaf başvurularının kabulüne, kararın bu kısmının kaldırılmasına, reddedilen maddi tazminat miktarı için belirlenen 60,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye ödenmesine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacılar tarafından; temyize konu kararın gerekçesiz olduğu, İdare Mahkemesince Adli Tıp Kurumu raporuna yönelik itirazları değerlendirilerek yeniden rapor alınmamasının hukuka aykırı olduğu, iddialarının yeterince aydınlatılmadığı, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...

DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi ile temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmının onanması, manevi tazminata ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY:

Davacıların yakını müteveffa ..., 11/12/2016 tarihinde baş dönmesi ve kulak çınlaması şikayeti ile başvurduğu Sağlık Bakanlığı SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz polikliniğinde çekilen Kranial MR sonrası beyin tümörü (intrakranial kitle) tanısıyla Beyin Cerrahisi Polikliniğine yönlendirilmiş, bu poliklinikte ileri tetkik ve tedavi amacıyla 25/12/2016 tarihinde yatışı gerçekleştirilmiştir.

Müteveffa, 25/12/2016-23/02/2017 tarihleri arasında anılan hastanede tedavi görmüş ve bu süreçte 28/12/2016, 04/01/2017, 12/01/2017, 03/02/2017 tarihlerinde olmak üzere dört kez ameliyat edilmiş olup 23/02/2017 tarihinde kardiyopulmoner arrest gelişmesi sonucunda vefat etmiştir.

Davacılar tarafından, yakınlarının vefatı nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri zararların tazmini istemiyle 26/10/2017 tarihinde yapılan idari başvurunun zımnen reddi üzerine 21/02/2018 tarihinde açılan dava neticesinde ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla dava dilekçesinin reddine karar verilmiş, bu kararın 03/05/2018 tarihinde davacılara tebliğ edilmesi üzerine 01/06/2018 tarihinde verilen yenileme dilekçesi ile bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir.

Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.

Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).

11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir. hükmü yer almaktadır.

5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)nin Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; Mesleki standartlar başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.

Sözleşmenin Muvafakat başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.

01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesinde,

“Hastaya;

a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,

b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,

c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,

ç) Muhtemel komplikasyonları,

d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,

e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,

f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,

g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği,

hususlarında bilgi verilir. ...;

22. maddesinin 1. fıkrasında,

“Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.;

“Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de,

“Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır.

Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar.

Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir.

Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer alır.

Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.

Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak ve idarenin kusurunun ağırlığını ya da sorumluluğunu ve zarar doğuran olayla ilgisini ortaya koyacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Maddi Tazminat İstemlerinin Reddine İlişkin Kısmına Yönelik İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:

Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen kararın, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminat İstemlerinin Reddine İlişkin Kısmına Yönelik İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:

Dosyanın incelenmesinden, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, davacıya uygulanan 28/12/2016, 04/01/2017, 12/01/2017, 03/02/2017 tarihli ameliyatlar ve genel olarak gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler öncesinde, tedavinin ve işlemlerin komplikasyonları hakkında bilgilendirilerek rızasının alındığına ilişkin aydınlatılmış onam belgesinin bulunmadığı görülmekte olup, belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmemiş olmasının sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda davacılarda endişeye, üzüntüye yol açacağı tabiidir.

Bu itibarla; Bölge İdare Mahkemesince, müteveffanın geçirdiği 28/12/2016, 04/01/2017, 12/01/2017 ve 03/02/2017 tarihli ameliyatlardan ve genel olarak gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerden önce, gerçekleşebilecek komplikasyonların açıkça izah edildiği aydınlatılmış onamın alınıp alınmadığı hususunun araştırılması suretiyle davacıların manevi tazminat istemleri hakkında karar verilmesi gerekmekte olup, eksik inceleme sonucunda manevi tazminat isteminin reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararının bu kısmında hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

1. Davacıların temyiz istemlerinin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine

2. ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:... K:... sayılı temyize konu kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,

3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 04/02/2026 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi

"Bu makalede yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki mütalaa veya avukat-müvekkil ilişkisi doğurmaz. Her somut olay kendi özel koşulları içinde değerlendirilmelidir. Lütfen hukuki adımlar atmadan önce uzman bir avukata danışınız."

You have reached the end of the article. We hope you liked our article.

Please do not hesitate to contact us regarding this article or any other legal questions. We are waiting for your message.

 

Name *
E-mail *
Phone *
Message *
Send your case

Max file size (Mb): 2

Max number of files: 1