
Boşanma süreçlerinin en sancılı ve en çok merak edilen konularının başında şüphesiz "düğün takıları" yani ziynet alacağı davası gelir. Yıllardır hukuk pratiğinde bildiğimiz "Düğünde kime ne takılırsa takılsın kadına aittir" kuralı, Yargıtay'ın 2025 yılında verdiği çok önemli bir kararla köklü bir değişikliğe uğradı.
Eğer boşanma aşamasındaysanız veya ziynet eşyalarınızın akıbetini merak ediyorsanız, eski bilgilerle hareket etmek sizi hak kaybına uğratabilir. Bu yazımızda, ofisimizdeki güncel Yargıtay kararları ışığında; altınların paylaşımı, banka kasasındaki altınların durumu, şiddet görerek evden ayrılma hali ve ispat yükümlülüklerini en ince detayına kadar inceledik.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Mart 2025 tarihli kararı ile yıllardır süregelen yerleşik içtihadını değiştirdi. Artık "ne takılırsa takılsın kadına aittir" devri kapanmış görünüyor. Mahkeme, toplumsal değişimleri ve ekonomik gerçekleri göz önüne alarak yeni bir ilke belirledi.
Yargıtay'ın bu konudaki **13.03.2025 tarihli ve 2025/2669 K.** sayılı ilkesel kararında şu ifadeler yer almaktadır:
"Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur."
Peki, yeni kural ne diyor?
Yargıtay, paylaşımın nasıl yapılacağını şu net ifadelerle ortaya koymuştur:
"Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir."
Ancak burada "Cinsiyete Özgü Takı" (Örneğin; küpe, bilezik, gerdanlık vb.) istisnası devam etmektedir:
"Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır."*
Ziynet davalarında en sık karşılaştığımız durumlardan biri de altınların bir banka kasasında saklanmasıdır. Kasa "ortak" görünse bile, kasanın fiilen kimin kontrolünde olduğu davanın seyrini değiştirir.
Yargıtay, 25.06.2025 tarihli ve 2025/6482 K. sayılı kararında, boşanma davası açıldıktan hemen sonra erkeğin kasayı kapatmasını aleyhine delil saymıştır:
"Dosyanın yapılan incelemesi ve toplanan delillerden, Aydın'daki düğünde takılan altınların taraflarca Emirdağ'a getirilmesinden sonra kadının bu altınları Halk Bankasında açtırdığı kasaya koyduğu, erkeğin bir süre sonra bu durumu fark etmesi üzerine tarafların arasında ziynetler sebebiyle tartışma çıktığının tanık beyanları ile anlaşıldığı, bu olayın ardından kadının ziynetleri erkeğe teslim ettiği, erkek tarafından yargılama aşamasında İş Bankasındaki ortak hesabın hangi amaçla açıldığına ilişkin çelişkili beyanlarının olduğu, evlilik birliği içerisinde erkeğin sürekli ziynetlere ilişkin niza çıkardığı ve kadın tarafından açılan boşanma ve ziynet talepli davanın dava dilekçesi kendisine tebliğ edildikten 2 gün gibi kısa bir süre sonra ortak hesabın erkek tarafından kapatılmış olması da dikkate alındığında, olayların akışı ve kadının iddiaları ile uyumlu tanık beyanlarından altınların, erkek tarafından kağıt üzerinde ortak hesap olarak açılan ancak fiilen kendi tasarrufunda bulunan kasaya konulduğunun ve altınların erkekte olduğunun kabulü gerekir."*
Bu karar gösteriyor ki; kasa ortak olsa dahi, erkeğin kasayı boşaltması veya erişimi engellemesi durumunda altınların erkekte olduğu kabul edilir.
Davalıların en sık başvurduğu savunmalardan biri "Altınları ben almadım, annemler aldı" şeklindedir. Ancak hukuken muhatabınız (hasmınız) eşinizdir.
Yargıtay 27.03.2025 tarihli kararında, erkeğin ailesi tarafından el konulan altınlar için dahi davanın erkeğe yöneltilebileceğini, "pasif husumet yokluğu" (yanlış kişiye dava açıldığı) gerekçesiyle davanın reddedilemeyeceğini belirtmiştir:
"Yapılan yargılama ve toplanan delillerden Bölge Adliye Mahkemesince ziynetlerin erkek tarafından alındığına dair iddianın bulunmamakta olduğu belirtilerek erkeğe husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş ise de somut uyuşmazlıkta erkeğe husumet yöneltilebileceği gözetilerek kadının ziynet alacağı davasının esasına yönelik istinaf istemlerinin incelenmesi ve tüm deliller değerlendirilerek ziynet alacağı davasının esası hakkında bir hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu pasif husumet bulunmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir."
Ziynet davalarında en kritik ispat konusu, kadının evi terk ederken altınları yanında götürüp götürmediğidir. Hayatın olağan akışı burada devreye girer. Eğer bir kadın fiziksel şiddete maruz kalmış, can havliyle karakola sığınmışsa, o kargaşada altınları yanına alması beklenemez.
Yargıtay 26.09.2024 tarihli kararında bu durumu çok net özetlemiştir:
"davacı kadının fiziksel şiddete maruz kalarak evden ayrıldığı ve tekrar ortak haneye dönmediği, fiziksel şiddet görerek evden ayrılan kadının ziynetleri yanında götürdüğünün kabulünün mümkün olmadığı nazara alınarak, varlığı ispatlanan ziynetler yönünden davanın kabulü gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır."*
WhatsApp veya SMS kayıtları ziynet davalarında "yazılı delil başlangıcı" veya ikrar olarak değerlendirilebilir. Erkek, "Tamam altınlarını getireceğim" dedikten sonra "Ben zaten vermiştim" derse, ispat yükü erkeğe geçer. Verdiğini ispatlamak zorundadır.
Yargıtay'ın 04.04.2024 tarihli kararında bu durum şöyle örneklendirilmiştir:
"Davacı karşı davalı kadının delil olarak sunduğu ve erkek tarafından inkar edilmeyen mesaj kayıtlarına göre de kadının erkekten altınlarını getirmesi istendiğinde erkeğin "söz getireceğim, bıktım artık bu konudan yeter" dediği anlaşılmıştır. [...] Bu durumda ispat yükü yer değiştirerek erkeğe geçmiş olup davalı karşı davacı erkek ziynetlerin uhdesinde olmadığını ve kadına iade edildiğini sunulan delillerle ispatlayamamıştır."
Dava açarken en çok dikkat edilmesi gereken hususlardan biri tanıkların kalitesidir. "Davacı bana altınlarının alındığını söyledi" diyen tanık (duyuma dayalı tanık), mahkemece yeterli görülmemektedir. Tanığın olayı bizzat görmesi gerekir.
Örneğin, 26.09.2024 tarihli bir kararda Yargıtay, elindeki kağıttan okuyan veya sadece duyduklarını anlatan tanıkların beyanlarını hükme esas almamıştır:
"davalının davacıdan aldığı ziynetleri geri vermediğine ilişkin dinlenen tanıklardan ... ...'ın duruşmada beyanı alınırken elindeki kağıttan ziynetlerin miktarlarını okuduğu, tanığın elindeki kağıtta yazılanları okumasının mahkemece samimi bulunmadığı, kaldı ki tanığın görgüye dayanan anlatımı da bulunmadığından tanığın beyanlarının hükme esas alınmadığı..."
Ziynet alacağı davaları artık eskisinden daha karmaşık ve ispat kuralları daha detaylı hale gelmiştir. Özellikle 2025 yılındaki içtihat değişikliği, kime neyin ait olduğu konusunda profesyonel bir hukuki destek almanızı zorunlu kılmaktadır.
* Düğün videolarının incelenmesi,
* Banka kayıtlarının takibi,
* Tanıklara doğru soruların sorulması ve çapraz sorgunun yapılması,
* Ve en önemlisi "yerel örf ve adetin" mahkemeye doğru sunulması davanın kaderini belirler.
Hak kaybına uğramamak ve yeni Yargıtay kriterlerine göre davanızı şekillendirmek için uzman bir avukattan destek almanız önemlidir.
You have reached the end of the article. We hope you liked our article.
Please do not hesitate to contact us regarding this article or any other legal questions. We are waiting for your message.
© 2017- 2024
Maya Law Firm
All rights reserved.


