Vasiyetname İptali Davasında İrade Sakatlığı İddiası Araştırılmak Zorundadır

Mirasbırakanın vefatından sonra geride bıraktığı vasiyetname, son arzularının bir yansımasıdır. Ancak bazen bu vasiyetnamelerin geçerliliği üzerine hukuki tartışmalar yaşanabilir. Özellikle bir mirasçının veya ilgili kişinin, vasiyetnamenin geçerli bir iradeyle mi yoksa hukuka aykırı koşullar altında mı hazırlandığına dair şüpheleri varsa, vasiyetnamenin iptali davası gündeme gelir. Peki, bir vasiyetnamenin iptali hangi durumlarda mümkündür ve bu süreç nasıl işler? Türk Medeni Kanunu'na göre, bir vasiyetnamenin iptali için temel sebepler arasında mirasbırakanın vasiyetnameyi düzenlediği tarihte 'fiil ehliyetinin' bulunmaması, yani ayırt etme gücünden yoksun olması öne çıkar. Yargıtay içtihatları, bu tür durumlarda Adli Tıp Kurumu raporları gibi bilimsel ve uzman görüşlerine başvurulmasının hayati önem taşıdığını vurgular. Sadece yakınların beyanlarına dayanarak ehliyet tespiti yapmak yeterli değildir; doktor raporları, gözlem kağıtları gibi tüm somut deliller titizlikle incelenmeli ve uzman bir kurul tarafından değerlendirilmelidir. Zira, kişinin davranışlarının sonuçlarını anlama ve değerlendirme yeteneği, vasiyetnamenin hukuki geçerliliğinin temelini oluşturur. Diğer bir iptal sebebi ise 'irade sakatlığı'dır. Mirasbırakanın vasiyetnameyi yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama (ikrah) etkisi altında hazırlaması halinde de vasiyetname geçersiz sayılabilir. Bu durumlar, mirasbırakanın özgür iradesini yansıtmayan bir tasarruf yapmasına neden olduğundan, hukuken korunmaz. Mahkemelerin, bu iddiaları da eksiksiz bir şekilde değerlendirmesi ve delilleri buna göre toplaması gerekir.Son olarak, vasiyetname geçerli olsa bile, mirasçıların 'saklı paylarını' ihlal etmesi durumunda 'tenkis davası' devreye girer. Saklı pay, kanun koyucunun bazı mirasçılara tanıdığı, mirasbırakanın tasarruf edemeyeceği zorunlu miras payıdır. Eğer vasiyetname ile saklı paylar ihlal edilmişse, ihlal edilen kısmın geri getirilmesi için tenkis davası açılır. Bu davalarda, terekenin (miras bırakanın tüm malvarlığının) doğru ve eksiksiz tespiti, taşınır ve taşınmaz malların ölüm tarihindeki gerçek değerlerinin belirlenmesi büyük önem taşır. Yargıtay, bu hesaplamalarda çelişkili raporlar olması halinde yeniden inceleme ve rapor alınması gerektiğini belirtir. Hukuki süreçte doğru adımları atabilmek ve hak kaybı yaşamamak için alanında uzman bir miras hukuku avukatından destek almak, en doğru yaklaşımdır.

EMSAL KARAR

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 12.05.2025 T. 2024/4386 E. 2025/2526 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin mirasbırakanı ...'in 08.02.2014 tarihinde öldüğünü, mirasbırakanın düzenlediği Taşova Noterliğinin 15.02.2015 tarihli vea 0464 yevmiye numaralı vasiyetnamenin şekil şartlarına uygun düzenlenmediği, vasiyetnamenin mirasbırakanın fiil ehliyetinin bulunmadığı tarihte ve mirasbırakan irade bozukluğu altındayken düzenlendiğini ileri sürerek vasiyetnamenin iptalini, olmadığı takdirde tenkisini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar davaya cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılama sırasında bir kısım davacılar beyanlarında mirasbırakanın akıl sağlığının yerinde olduğunu, diğer çocuklarını kayırmak için vasiyetname yaptığını beyan etmeleri karşısında davacılar vekilinin mirasbırakanın hukuki işlem ehliyetine yönelik rapor alınması talebinin yerinde görülmediğini, dava konusu vasiyetnamenin kanunda öngörülen şekil şartına uygun olarak düzenlendiğini, davacıların vasiyetnamenin iptali taleplerinin yerinde olmadığını, davacıların terditli olarak istedikleri tenkis yönünden ise hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre vasiyetname ile davacıların saklı payının ihlal edilmediğinin belirlendiği gerekçesiyle vasiyetnamenin iptali ve tenkis taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; ehliyetsizlik iddialarına ilişkin olarak Mahkemenin sadece davacıların beyanlarına dayalı olarak taleplerinin reddedilmesinin yerinde olmadığını, Adli Tıp Kurulundan mirasbırakanın fiil ehliyetinin olup olmadığına ilişkin rapor alınması gerektiğini, vasiyetnamenin şekil şartını taşımadığını, irade bozukluğu altında düzenlendiğini, tenkis yönünden alınan bilirkişi raporlarındaki değerler arasında açık farkların bulunduğunu, tenkis raporunda dikkate alınan bilirkişi raporunda davacılar aleyhine olacak şekilde vasiyete konu taşınmazın değerinin düşük, temlik dışı taşınmazların değerlerinin yüksek belirlendiğini, raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeden karar verildiğini, dava reddedildiği hâlde davalılar lehine usul ve yasaya aykırı olacak şekilde nispi vekâlet ücretine hükmedildiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının müvekkili lehine bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, vasiyetnamenin iptali ve tenkis istemine ilişkindir.

1.Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle şahsın hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış. 10. maddesi de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı Yasa'nın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.

Hemen belirtmek gerekir ki, 4721 sayılı Kanun'un 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.06.1941 tarihli ve 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.

Bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mal varlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hâkimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hâkimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince bir kısım davacılar beyanlarında mirasbırakanın akıl sağlığının yerinde olduğunu, diğer çocuklarını kayırmak için vasiyetname yaptığını beyan etmesi, karşısında mirasbırakanın hukuki işlem ehliyetine yönelik rapor alınmasına gerek görülmediği gerekçesiyle vasiyetnamenin ehliyetsizlik nedeniyle iptaline ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş ise de; tarafların fiil ehliyetine yönelik iddialarından açıkça feragat etmedikleri gibi tüm davacıların mirasbırakanın ehliyetsizliğine yönelik beyanları da bulunmamaktadır.

Hâl böyle olunca, Mahkemece; ehliyetsizlik iddiası yönünden, işlem tarihinde mirasbırakanın fiil ehliyetinin olup olmadığının tespiti için dava dosyasının tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanması, tanıklardan bu yönde açıklayıcı ve doyurucu somut bilgilerin alınması, varsa edilen mirasbırakana ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi suretiyle dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

2.Öte yandan, 4721 sayılı Kanun’un 557. maddesinde vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar;

a-Ehliyetsizlik,

b-Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması,

c-Tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlaka aykırı olması,

d-Tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması hâlleridir.

4721 sayılı Kanun'un 557. maddesinde sayılan sebeplerin bulunması hâlinde vasiyetnamenin iptali gerekir. Bu sebepler dışında kalan durumlara dayanılarak vasiyetnamenin iptali istenilemez.

Vasiyetnamenin iptali sebeplerinden biri olan korkutma (ikrah), kişinin irade serbestisini ihlal suretiyle onu gerçek istemine uymayan bir beyanda bulunmak zorunluluğunda bırakan, hukukun caiz görmediği davranışlardır. İkrah, maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye o akdi yapmasını temin için maddi tazyik yapılmışsa, örneğin eli tutularak zorla sözleşmenin altı imzalatılmışsa bu hâlde maddi ikrah hâli varsayılır. Öte yandan bir kimsede korku yaratarak ona istenilen işlemi yaptırmayı amaçlayan tehdide de manevi ikrah denilir.

Bir ölüme bağlı tasarrufun meydana gelmesine tesir edecek her türlü ikrah, bir iptal sebebi teşkil eder. Ancak, her iki türünde de ikrahın ciddi olması, ikrahın ağır bir tehlike teşkil etmesi, tehdidin yaratacağı tehlikenin derhal gerçekleşecek nitelikte olması, tehdidin bizzat akdin tarafına veya yakınlarına yapılması ve yapılan tehdidin haksız ve hukuka aykırı olması, tehdidin şahsa, namusa, cana, mala veya hürriyete yönelmiş bulunması ve nihayet tehdit ile yapılan işlem arasında illiyet bağı bulunması koşulu aranır.

4721 sayılı Kanun’un 504/1 hükmüne göre; “ Mirasbırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır.”

Somut olayda; davacılar tarafından dava dilekçesinde vasiyetnamenin irade sakatlığı, şekil eksikliği ve ehliyetsizlik nedenleriyle iptali talep edilmiş, ancak kararda sadece ehliyetsizlik ve şekil eksikliği iddiası yönünden toplanan deliller değerlendirilmiş, ne varki irade sakatlığı nedeniyle vasiyetnamenin iptali talebi yönünden toplanan deliller hakkında bir değerlendirme yapılmadan sonuca gidilmiştir. Diğer bir anlatımla, irade sakatlığı nedeniyle vasiyetnamenin iptali talebi yönünden gerekçe gösterilmeden hüküm kurulmuş olup, Yargıtayın denetim yapması imkânsız kılınmıştır.

Hâl böyle olunca, Mahkemece; davacı tarafça ileri sürülen irade sakatlığına ilişkin iptal talebinin incelenerek ulaşılacak sonuca göre bu talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken, bu yön dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalıdır.

3.Kabule göre ise, Mahkemece davacıların terditli olarak talep ettiği tenkis istemine ilişkin yapılan tahkikatta terekenin eksik tespit edildiği, UYAP üzerinden yapılan incelemede mirasbırakan adına kayıtlı bulunan 05 ... 277, 05 ... 094 ve 05 ... 101 plakalı üç adet aracının bulunduğu, tenkis hesabına esas yapılan hesapta bahsi geçen araçların terekede yer almadığı görülmüştür. Ayrıca, yine UYAP üzerinden yapılan incelemede, mirasbırakanın \"Motorlu Kara Taşıtı ve Motosiklet Yakıtının Parekende Ticareti\" mükellef kaydı bulunduğu, bahsi geçen mükellefiyete yönelik iş yerinin akıbetinin araştırılmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, tenkis hesabına esas olmak üzere mirasbırakan adına kayıtlı taşınmazların değerlerine yönelik olarak alınan 27.08.2020 tarihli bilirkişi raporu ile 13.01.2023 tarihli bilirkişi raporlarında aynı taşınmazlar hakkında mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle hesaplanan değerlerin birbiriyle çelişkili olarak hesaplandığı görülmüştür. Mahkemece taşınmazların ölüm tarihi itibariyle değerleri yönünden çelişkiyi giderecek ve denetime elverişli olacak suretle yeniden bilirkişi raporu alınması gereklidir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

12.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.

Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.

 

Maksimum dosya boyutu (Mb): 2