Yurt dışında çalışırken pasaportunuz işvereninizin elindeydi ve "istifa dilekçeni imzalamazsan Türkiye'ye gidemezsin" baskısıyla bir kâğıt imzaladıysanız — hukuki durumunuz sandığınızdan çok daha farklıdır.
📋 İÇİNDEKİLER
Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkelerinde çalışan binlerce Türk işçi, iş akdinin sona ermesi sürecinde ciddi hak ihlalleriyle karşılaşmaktadır. Bu ihlallerin en yaygın biçimi, işverenin elinde bulunan pasaportu iade etmek için işçiyi istifa dilekçesi imzalamaya zorlamasıdır. Uluslararası işçi göçünün yoğun olduğu bu ülkelerde pasaport alıkoyma ve zorla istifa, maalesef sistematik bir uygulama hâlini almıştır.
Peki bu istifa dilekçesi hukuken geçerli midir? Bu baskı altında imzalanan belge, gerçekten tazminat haklarınızı ortadan kaldırır mı? Türk mahkemelerinin bu soruya verdiği yanıt açıktır: Hayır.
Yurt dışında çalışan Türk işçilerin karşılaştığı ilk pratik soru şudur: "Haklarımı aramak için Suudi Arabistan'a geri mi dönmem gerekiyor?" Yanıt çoğu durumda olumludur — davayı Türkiye'de açmak mümkündür.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (MÖHUK) 44. maddesi, bireysel iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerinin uluslararası yetkisini düzenleyen özel bir kural getirmiştir. Bu maddeye göre; işçinin davalı işverene karşı açacağı davalarda işverenin yerleşim yeri, işçinin mutad meskeni veya işçinin işini mutad olarak yaptığı işyerinin bulunduğu yer Türk mahkemesi yetkilidir.
Türkiye'de kurulu bir şirketin Suudi Arabistan'daki proje veya şantiyesinde çalışan işçiler için bu yetki kuralı açıkça işlemektedir. Bunun yanı sıra, uygulamada sıkça karşılaşılan bir başka durum daha mevcuttur: Türk ana şirket, yurt dışındaki işleri yürütmek amacıyla orada ayrı bir şirket kurar ve işçileri teknik olarak bu yabancı şirket üzerinden gösterir. Türk mahkemeleri bu iki şirket arasındaki "organik bağı" tespit ettiğinde, Türk şirketinin de işçilik alacaklarından sorumlu tutulabileceğine hükmetmektedir.
ℹ️ Organik Bağ Nedir?
Türkiye'de faaliyet gösteren bir şirketin yurt dışındaki işleri yürütmek amacıyla kurduğu şirketle aynı sermaye yapısını, yönetim kadrosunu veya operasyonel ilişkiyi paylaşması hâlinde bu iki şirket arasında "organik bağ" bulunduğu kabul edilmektedir. Bu durumda Türk mahkemeleri yetkisini kullanabilir ve Türkiye'deki şirketi sorumlu tutabilir.
Türk mahkemesi yetkili olsa bile bu, davanın her zaman Türk hukuku uygulanarak çözüleceği anlamına gelmez. Uygulanacak hukukun tespiti, MÖHUK'un 27. maddesi çerçevesinde ayrıca değerlendirilir.
Taraflar aralarında geçerli bir hukuk seçimi anlaşması yapmışlarsa seçilen hukuk esas alınır; ancak bu seçim, işçinin mutad işyeri hukukunun (lex loci laboris) sağladığı asgari koruma düzeyinin altına düşemez. Hukuk seçimi anlaşması yoksa —ki yurt dışı iş sözleşmelerinde bu sıkça karşılaşılan bir durumdur— işçinin işini fiilen ve ağırlıklı olarak yaptığı yer hukuku, yani mutad işyeri hukuku devreye girer.
Suudi Arabistan'da bir proje veya şantiyede çalışan işçi için mutad işyeri büyük olasılıkla Suudi Arabistan olacağından, uyuşmazlığa Suudi Arabistan İş Hukuku uygulanabilir. Ancak bu tablonun bazı kritik istisnaları vardır:
Bu sorunun yanıtı, iş hukukundaki en önemli hukuki kavramlardan birine dayanmaktadır: irade fesadı. Bir irade beyanının hukuken sonuç doğurabilmesi için özgür ve gerçek bir iradeyi yansıtması gerekir.
Fesih bildirimi, tek taraflı bir irade beyanıdır. Belirsiz süreli iş sözleşmelerinde her iki tarafa da tanınan bu hak, beyanın karşı tarafa ulaşmasıyla sonuç doğurur ve kural olarak geri alınamaz. Ancak bu beyan, gerçek iradeyi yansıtmıyorsa — yani baskı, tehdit veya kandırma yoluyla elde edilmişse — hukuken geçersiz sayılır.
⚠️ Kritik Hukuki Tespit
İşverenin pasaportu elinde tutarak işçiyi "imzalamadıkça Türkiye'ye dönemezsin" baskısıyla istifa dilekçesi imzalatması hâlinde bu dilekçe, işçinin gerçek iradesini yansıtmaz. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre bu durumda iş sözleşmesini fiilen fesheden taraf işverendir — dolayısıyla istifadan değil, işverenin haksız feshine ilişkin hukuki sonuçlar uygulanır.
Yargıtay bu konuda özellikle Covid-19 salgını döneminde yoğunlaşan yurt dışı işçi uyuşmazlıklarında son derece netleşen bir içtihat oluşturmuştur. İşverenin işçiden, tazminatların hemen ödeneceği vaadi veya pasaport/seyahat belgesi geri verme karşılığında istifa dilekçesi alması hâlinde gerçek bir istifa iradesinden söz edilemeyeceğini istikrarlı biçimde kabul etmektedir.
Bu tespiti ispat etmek için kritik öneme sahip deliller şunlardır:
Bu noktada önemli bir ayrım gündeme gelir. Zorunlu fesih ya da mücbir sebep gerekçesiyle fesih hâllerinde kıdem tazminatı doğabileceği savunulsa da ihbar tazminatı — hukuki niteliği itibarıyla— ancak işverenin bildirim süresine uymaksızın gerçekleştirdiği fesihte talep edilebilir.
Yurt dışı işçi davalarında alt mahkemeler zaman zaman şu yaklaşımı benimsemektedir: "İstifa gerçek iradeyi yansıtmasa da işveren mücbir sebepten feshetmiştir; bu nedenle kıdem tazminatı verilir ancak ihbar tazminatı verilmez." Yargıtay bu yaklaşımı açıkça reddetmektedir.
✅ Yargıtay'ın Temel Tespiti
İşverenin baskısıyla elde edilen istifa, irade fesadı taşıdığından işverenin feshi olarak nitelendirilmektedir. Bu fesih, haklı bir nedene de dayanmamaktadır. Haklı nedeni olmayan işveren feshinde işçi, bildirim öneline uyulup uyulmadığına bakılmaksızın hem kıdem tazminatına hem de ihbar tazminatına (notice pay / severance pay) hak kazanır.
Bu iki tazminatın farkını şöyle özetleyebiliriz:
Yurt dışı iş uyuşmazlıklarında uygulanacak hukuka göre bu tazminatların hesaplanma biçimi ve miktarı farklılaşabilir. Uygulanacak hukukun Suudi Arabistan hukuku olduğu tespit edilirse, hizmet sonu tazminatı (end-of-service award) Suudi Arabistan İş Kanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesinde hesaplanır. Türk hukukunun uygulandığı davalarda ise 4857 sayılı İş Kanunu'nun ilgili hükümleri esas alınır.
Suudi Arabistan İş Hukuku, Royal Decree No. M/51 (1426H) ile yürürlüğe giren Suudi Arabistan İş Kanunu'na dayanmaktadır. Yabancı işçiler dahil özel sektörde çalışanların temel haklarını belirleyen bu kanun, başlıca şu güvenceleri sağlamaktadır:
⏱ Çalışma Süresi: Günlük 8 saat, haftalık 48 saat. Ramazan ayında 6 saat/gün. Fazla mesai için normal ücretin en az %50 fazlası ödenir. Gece çalışması için ek zam hakkı mevcuttur.
Önemli bir husus olarak belirtmek gerekir ki Suudi Arabistan, 2021 yılında ilan ettiği iş reformları (Labour Reform Initiative) kapsamında pasaport alıkoyma uygulamasını işverene yönelik ciddi bir yaptırımla yasaklamıştır. Bu reformlarla birlikte işçiler, belirli koşullar altında işverenin rızasına gerek kalmaksızın iş değiştirebilme ve ülkeyi terk edebilme hakkına da kavuşmuştur. Bu yasal düzenleme, işverenin pasaport alarak istifa imzalatma eyleminin artık yalnızca Türk hukuku açısından değil, Suudi Arabistan hukuku açısından da hukuka aykırı olduğunu ortaya koymaktadır.
Yurt dışında çalışırken bu tür baskılarla karşılaşmış ya da Türkiye'ye döndükten sonra hak kaybı yaşadığını fark eden işçiler için izlenecek adımlar şu şekilde özetlenebilir:
Uygulanacak hukuka göre zamanaşımı süresi değişmektedir. Bu nedenle hukuki danışmanlık almadan önce hangi hukukun uygulanacağını bilmek, süre hesaplaması açısından belirleyicidir.
⚠️ Süre Kaybetmeyin
Suudi Arabistan hukukunun uygulandığı davalarda 1 yıllık süre çok kısa geçebilmektedir. İş akdinizin sona erdiği tarihten itibaren bu süreyi takip etmek ve gerekirse derhal dava açmak büyük önem taşımaktadır.
✅ Sonuç: Ne Yapmalısınız?
Suudi Arabistan'da ya da Körfez ülkelerinde çalışırken pasaportunuz alınarak istifa imzalatıldıysa, bu istifa hukuken geçersiz sayılabilir ve işverenin haksız feshi niteliğinde değerlendirilebilir. Bu durumda kıdem tazminatının yanı sıra ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti ve diğer işçilik alacaklarını da talep etme hakkınız doğmaktadır. Ancak delillerin toplanması, uygulanacak hukukun tespiti ve zamanaşımı takibi teknik uzmanlık gerektiren konulardır.
Bu durum, alt mahkemelerde karşılaşılan yaygın bir hata olup Yargıtay tarafından bozma gerekçesi yapılmaktadır. Pasaport baskısıyla elde edilen istifa, işveren feshi olarak nitelendirildiğinde hem kıdem hem de ihbar tazminatının birlikte hükmedilmesi gerekmektedir. Karara itiraz edilmemiş veya süre geçirilmemişse üst yargı yoluna başvurulabilir; süreci deneyimli bir avukatla değerlendirmeniz önemlidir.
Evet, büyük çoğunlukla mümkündür. MÖHUK'un 44. maddesi, işçinin kendi yerleşim yeri veya mutad meskeninin bulunduğu Türk mahkemesinde de dava açabileceğini düzenlemektedir. Türk ana şirket ile yabancı şirket arasındaki organik bağın tespiti hâlinde Türkiye'deki şirkete karşı da dava yürütülebilir. Mahkemenin yetkisi ve uygulanacak hukuk, davanın spesifik koşullarına göre belirlenir.
Bu tespit, iş sözleşmenizde bir hukuk seçimi yapılıp yapılmadığına, mutad işyerinizin hangi ülkede olduğuna ve iki hukuk arasında yararlılık karşılaştırmasına göre yapılır. Mahkeme, MÖHUK'un 27. maddesi çerçevesinde bu değerlendirmeyi yapar. İşçi aleyhine sonuç doğuran yabancı hukuk uygulamalarında kamu düzeni müdahalesi devreye girebilir. Somut durumunuza göre değerlendirme yapılması için hukuki danışmanlık almanız gerekir.
İrade fesadının ispatı, tanık beyanları, yazışmalar ve olayın nesnel koşullarıyla sağlanır. Aynı işyerinde çalışan ve benzer baskıya uğrayan iş arkadaşlarının tanıklığı, işverenle yapılan yazışmalar, istifa tarihinin proje bitişi veya kitlesel işten çıkarma dönemine denk gelmesi gibi olgular belirleyici olabilmektedir. Mahkeme, tüm delilleri ve hayatın olağan akışını birlikte değerlendirerek gerçek iradeyi araştırır.
T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi — E. 2025/647, K. 2025/4102, T. 06.05.2025
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi.
Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 06.05.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.
Duruşma günü davacı vekili Avukat .. ile davalı vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.07.2018-14.03.2020 tarihleri arasında tamir bakım ustası olarak davalı Şirkete ait Suudi Arabistan'daki işyerinde aylık 1.800,00 USD ücret ile çalıştığını, işyerinde pandemi döneminde işveren tarafından gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle ücretsiz izin verilmek suretiyle Türkiye'ye gönderilmesini istediğini, işveren tarafından uçak temin etme ve pasaportunun verilmesi için istifa dilekçesi vermesinin istenmesi üzerine başka türlü Türkiye'ye dönme şansı bulunmadığından ailevi nedenlerle iş sözleşmesini feshettiğine ilişkin olarak istifa dilekçesi vermek zorunda kaldığını, davacının ayda 2 hafta tatilinde ve dinî bayramların ilk 2 günü dışındaki tüm ulusal bayram ve genel tatil günlerinde olmak üzere 07.00-22.00 saatleri arasında çalıştığını, yıllık izinlerini kullanmadığını, 15 günlük ücretinin ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücret izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 02.07.2018-13.03.2020 tarihleri arasında Suudi Arabistan'da bulunan projede iş makinaları bakım ve onarımcısı olarak 4.402,26 SAR aylık ücret ile çalıştığını, 13.03.2020 tarihli istifa dilekçesinde ailevi sağlık sorunları nedeniyle ayrılmak istediğini bildirdiğini, işyerinde Covid-19 salgını ile ilgili tüm önlemlerin alındığını, davacının ücret bordrolarında fazla çalışma ve hafta tatili ücretlerinin tahakkuk ettirilerek ödendiğini, davacının Suudi Arabistan ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmadığını, davacının yıllık izinlerinin kullandırıldığını, davacının USD üzerinden ücret almadığından alacağını USD olarak talep edemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dinlenen tanık beyanları ve davacı iddiası hep birlikte değerlendirildiğinde, işyerinde ücretsiz izin talep eden işçilerden işverenin pasaportlarını verme karşılığında istifa dilekçesi aldığı, istifa dilekçesinin işçilerin gerçek iradesini yansıtmadığı, açıklanan sebeplerle iş sözleşmesinin işveren tarafından Covid-19 salgını üzerine mücbir sebeple feshedildiği, işveren tarafından sunulan istifa dilekçesinin irade fesadı altında verilmiş olması karşısında iş sözleşmesinin işveren tarafından zorunlu sebeple feshine dayalı olarak davacının kıdem tazminatına hak kazandığının kabul edildiği, iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24/3 hükmü uyarınca işverence feshedilmesi hâlinde işçi kıdem tazminatı talep edebilir ise de ihbar tazminatı talep etmesinin mümkün olmadığı, yapılan işin niteliği, tanık beyanları ve tüm dosya içeriği dikkate alındığında, davacının bilirkişi raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği şekilde ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı, davacının imzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ve hafta tatili çalışmalarının tahakkuk ettiği, davacının bordrolarda gösterilen miktarlardan daha fazla çalışma yaptığını yazılı belge ve kayıtlarla ispat edememiş olması karşısında bu taleplerin reddine karar verildiği, yıllık ücretli izin alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 02.07.2018-13.03.2020 tarihleri arasında çalıştığı, alınan istifa dilekçesinin gerçek iradeyi yansıtmadığı, işveren tarafından çalışmanın Covid-19 sebebiyle mücbir nedenle feshedildiği, bordro hilesinin bulunmadığı, fazla çalışma hesaplamasında bordrolardaki saatlerin dikkate alındığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ — DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
Fesih bildirimi tek taraflı bir irade beyanı olup bu beyan, belirsiz süreli iş sözleşmelerinde süre verilerek sözleşmenin sona erdirilmesinde kullanılabileceği gibi belirli ya da belirsiz süreli sözleşmelerin haklı nedene dayanarak, işçi veya işveren tarafından süre verilmeksizin sona erdirilmesinde de kullanılmaktadır. Bu nedenle iş sözleşmelerinde fesih bildirimi, sözleşmeyi belirli bir sürenin geçmesiyle ya da derhâl sona erdiren, karşı tarafa yöneltilmesi gerekli tek taraflı bir irade beyanı olup muhataba ulaşması ile sonuç doğurur. Hukuki niteliği itibarıyla fesih bildirimi, yenilik doğuran bir hak olup beyanın karşı tarafa ulaşması ile sonuç doğurur; bu nedenle karşı tarafın kabulüne gerek yoktur. Hukuk sistemimizde feshin işçi veya işveren tarafından yapılmasına bağlanan hukuki sonuçlar farklı olduğundan fesih bildiriminin kimin tarafından gerçekleştirildiğinin belirlenmesi önem taşımaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19.09.2018 tarihli ve 2015/22-3097 Esas, 2018/1339 Karar sayılı kararı).
İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer.
İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverenin tazminatların derhâl ödeneceği sözünü vererek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması hâlinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu hâlde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
Dosya kapsamında dinlenen davacı tanıklarından K.A. ".. Covid-19 nedeniyle davalı işveren işçileri işten çıkartmaya zorladı. O dönem herkesin kimlik ve pasaportları davalı işyerinin elindeydi, bu nedenle önümüze koydukları istifa dilekçeleri imzalattırdılar. Herhangi bir şekilde bu dilekçelerin içeriği doğru değildir..." şeklinde beyanda bulunmuş, davalı tanığı O.Ç. "Davacı 2020 yılı mart ayında Covid-19 salgınından korktuğunu Türkiye'ye dönmek istediğini söyledi. Ailesi Suudi Arabistan'da kalmasını istemiyormuş, işveren de dönmek istiyorsan istifa dilekçeni yaz dedi bunun üzerine davacı istifa dilekçesi yazdı." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tüm dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, davacı tarafın istifaya ilişkin beyanı ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde istifa dilekçesinin davacının iradesini yansıtmadığı ve iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedildiğinin kabulü gerekmektedir.
Bu nedenle davacının ihbar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple; temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.05.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki danışmanlık niteliği taşımamaktadır. Her uyuşmazlık kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Detaylı bilgi için Maya Avukatlık Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.
Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.
© 2017- 2025
Maya Avukatlık Bürosu.
Tüm hakları saklıdır.


