Miras davalarında çok tanıdık bir senaryo vardır: Baba, vefatından bir süre önce üzerindeki tek gayrimenkulü eşine "satış" göstererek devreder. Eş ise bu tapuyu daha sonra bazı çocuklarına paylaştırır. Dışarıda kalan, mirastan mahrum edilen çocuk dava açtığında ise davalı anne ve kardeşler şu savunmayı yapar: "Tapuda satış görünüyor ama aslında o arsayı bizim alın terimizle, bizim paramızla aldık. Üzerindeki binayı da biz yaptık. Davacı kardeşimizin zaten kumara/içkiye zaafı vardı, eve beş kuruş katkısı olmadı."
Peki, hak ve adalet duygusuna hitap eden bu savunma mahkemede işe yarar mı? Güncel Yargıtay içtihatlarına göre, bu savunma şekli davayı kazanmayı bırakın, davalıların kendi kendilerini ele vermesi anlamına gelir. Neden mi? Hukuktaki o meşhur kural devreye girer: "Hiç kimse kendi muvazaasına (danışıklı işlemine) dayanamaz."
Yargıtay 1. HD, 17.09.2025 T. (2025/1923 E. 2025/3766 K.) sayılı kararında tam olarak bu durumu incelemiştir. Davalılar, tapudaki işlemin "satış" olduğunu ancak gerçekte kendi katkılarıyla taşınmazın alındığını savunmuştur. Yargıtay ise bu durumu "Resmi senette satış işlemi görünen bir işlemin gerçek bir satış olmadığı iddiası, kişinin kendi muvazaasına dayanamayacağı kuralına aykırıdır" diyerek reddetmiş ve dışlanan mirasçı lehine tapu iptali ve tescile karar vermiştir.
1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'na göre muris muvazaasının özü şudur: Taraflar gerçekte "bağış" yapmak isterler ama mirasçılardan mal kaçırmak için tapuda bunu "satış" veya "ölünceye kadar bakma sözleşmesi" gibi gösterirler. Görünürdeki işlem (satış) bedel ödenmediği için, gizli işlem (bağış) ise resmi şekil şartına uyulmadığı için geçersiz (batıl) olur.
Eğer davalı iseniz ve hakime "Evet tapuda satış yazdık ama aslında biz kendi paramızla almıştık, babamızın üzerine yapmıştık" derseniz, tapudaki "satış" işleminin yalan (muvazaalı) olduğunu itiraf etmiş olursunuz. Türk hukuk sisteminde kimse kendi yarattığı danışıklı (yalan) işleme dayanarak hak iddia edemez.
Yargıtay kararında çok ince bir detay daha var. Davalılar, taşınmaz üzerindeki yapıyı (binayı) kendi emek ve paralarıyla inşa ettiklerini kanıtlasalar bile bu durum tapu iptalini engellemez. Neden? Çünkü Eşya Hukuku kuralı gereği yapı, üzerinde bulunduğu arsanın bütünleyici parçasıdır (arz, muhdesata tabidir).
Eğer davalılar binayı gerçekten kendileri yapmışsa, bunu muris muvazaası davasında tapu devrinin gerekçesi olarak sunmak yerine; "Sebepsiz Zenginleşme" veya "Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti" davası açarak binanın maliyet bedelini diğer mirasçılardan (terekeden) talep etmelidirler.
Muris muvazaası davaları, basit "o haklı, bu haksız" çekişmelerinden ziyade, teknik ispat kurallarının ve tapudaki işlem türünün (satış, bağış, ölünceye kadar bakma) belirleyici olduğu dosyalardır. Davacıysanız, murisin başkaca malvarlığı kalmadığını ve tapu bedelleri arasındaki uçurumu ispatlamak en güçlü silahınızdır. Davalıysanız, hatalı bir savunma kurgusu ile "kendi muvazaasına dayanma" tuzağına düşmemek hayati önem taşır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
Tarih: 17.09.2025
Esas: 2025/1923
Karar: 2025/3766
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; mirasbırakan babası ...'ın adına kayıtlı 22 32... parsel sayılı taşınmazını 16.01.1996 tarihinde satış göstermek suretiyle davalı ...'ye devrettiğini, murisin ölümüne yakın tarihte yapılan bu devir esnasında çeşitli hastalıkları bulunduğunu, satışa ihtiyacının bulunmadığını, davalının ev hanımı olup taşınmazı alım gücünün olmadığını, daha sonra çekişmeli taşınmaz üzerinde oluşan 4 adet bağımsız bölümden 3 ve 4 nolu bağımsız bölümlerin davalılardan ...., 2 nolu bağımsız bölümün davalı ...'ye devredildiğini, 1 nolu bağımsız bölümün ise davalı ... tarafından kullanıldığını, yapılan tüm işlemlerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile payı oranında adına tesciline, olmadığı takdirde tenkisine, ayrıca dava konusu bağımsız bölümleri davalıların kullandıklarından bahisle 100,00 TL ecrimisil bedelinin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili; davalı ...'ın mirasbırakanın eşi ve davacı ile diğer davalıların annesi olduğunu ve davacının belirttiğinin aksine çok uzun yıllar sigortalı olarak çalıştığını, akabinde emekli olduğunu, Bulgaristan'dan geldikten sonra İstanbul'da yaşamlarını sürdürebilmek için çalışmak zorunda kaldığını, mirasbırakan ...'ın kendi ülkesinde çalışırken gözüne paslı tel batması neticesinde % 65 engelli duruma düştüğünü, bu nedenle İstanbul'da sürekli işlerde çalışamadığını, miras bırakanın eşi davalı ...'nin hem eşinin bu durumu hem de 3 çocuğuna bakabilmek için gündelik işler ile kısa süreli kısmî işlerde sürekli olarak çalışmaya devam ettiğini, dava konusu taşınmazın davalı ...'nin çalışıp biriktirdikleriyle ve diğer davalıların desteği ile taksitle alındığını ve muris eşinin adına tescil edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın muris .... tarafından davalı ...'a 06.03.1996 tarihli satış işlemiyle devredildiği, ancak davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere satışın gerçek bir satış olmadığı, her ne kadar davalı taraf taşınmazın davalıların katkısıyla alındığını beyan etmiş ise de resmi senette satış işlemi görünen bir işlemin gerçek bir satış olmadığı iddiasında olan davalı savunmasının ''kişinin kendi muvazaasına dayanamayacağı'' kuralına aykırılık teşkil ettiği, dinlenen tanık beyanlarının ağırlıklı ortalamasının murisin adil bir miras paylaşımı yaptığının ispatına yeterli olmadığı, davalının kendi tanıklarının dahi taşınmaz arsasının muris ... tarafından alındığına yönelik beyanlarının davalı savunmasını teyit eder nitelikte olmadığı ve tanıkların daha ziyade taşınmazda inşa edilen yapıya ilişkin bilgi sahibi oldukları ve yapının davalıların ve muris ...'ın ortak katkısı ile yapıldığı yönünde olduğu, kural olarak yapı arzın bütünleyici parçası olduğundan davalılar tarafından yapıldığı iddia olunan yapının taraflar arasında görülecek sebepsiz zenginleşme ya da muhdesatın aidiyetinin tespiti niteliğindeki davalara konu olabileceği, kaldı ki tapuda muris tarafından mirasçıların bir kısmına satış olarak gösterilen ancak gerçekte satış olmayan bir devrin kabul edilebilir olması için murisin hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırmaya yönelik hareket etmesi gerekmekte olup eldeki olayda UYAP TAKBİS sorgusu ve dosyada bulunan mevcut tapu kayıtlarından murisin başka mal varlığının olmadığı, keşif ve bilirkişi incelemesinden anlaşıldığı üzere taşınmazın devir tarihindeki rayiç değerleriyle resmi senette yer alan satış bedelleri arasında misli fark olduğu, bu durumda murisin hak dengesini gözeten bir paylaşım amacında olmadığı, yine davalı ... tarafından davalı çocuklarına yapılan devrin gerçek bir satış olmadığı, davalıların satış bedeli ödemedikleri, devrin haklı ve makul bir nedeninin bulunmadığı, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişkiye bakıldığında murisin daha ziyade davalılar ile iyi ilişkiler içinde olduğunun taraf ve tanık beyanlarından anlaşıldığı, bu haliyle muris tarafından önce davalı eşine, eşi tarafından davalı çocuklara yapılan devirlerin esasen asıl amacının davalılara yarar sağlamaya yönelik olduğu sonucuna varıldığı, ecrimisil talebine yönelik yapılan incelemede taşınmazın davalılar tarafından kullanıldığının tanık beyanları ve tüm delillerle sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda muris muvazaasına dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil, olmaması halinde tenkis ve ecrimisil isteminde bulunulduğu, davacı ve davalılar Zühtü ile Zühtüye'nin murisin çocukları, davalı ...'nin murisin eşi olduğu, davaya konu taşınmaz muris adına kayıtlı iken eşine devredildiği, aşamalarda bir kısım hisselerin davalı çocukları adına satış ile devrinin yapıldığı, murisin başkaca mal varlığının bulunmadığı, davaya konu taşınmazın murisin tek taşınmazı olduğu, eşi aracılığı ile davalı çocuklarına devirlerin sağlandığı, tanık anlatımlarından taşınmazın alım ve bir miktar binanın yapımı esnasında çocukların yaşlarının küçük olduğu, murisin uzun süre boyunca çalıştığı ve ekonomik bir ihtiyacının olmadığının belirtilmesi yanında murisin davacı dışında kalan mirasçılarına davaya konu taşınmazda hisse devrini sağladığı, ispat külfeti kendisinde olan davacı tarafından murisin mal kaçırma amacı ile taşınmazı devrettiği hususunun ispat edildiği, yasal ve yeterli gerekçeye göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesi ile; İstinaf Mahkemesinin genel geçer gerekçe ve kararları örnek göstermek suretiyle istinaf taleplerini reddettiğini, tapu iptali ve tescil davalarında her dava konusunun kendi içerisinde düşünülmesi, delillerinin toplanması ve tanıkların dinlenmesi gerektiğini, ancak hem Yerel Mahkemece hem de İstinaf Mahkemesince konu kendi içerisinde değerlendirilmeden olasılıklara dayanılarak karar verildiğini, konuya ilişkin emsal kararların incelenmediğini, Mahkemece dava konusu olan taşınmazın ilk maliki olan ...'dan eşi .... satış yolu ile devir tarihinin ölüm tarihine çok yakın olmasının muvazaa nedeni olarak görüldüğünü, ancak esaslı bir hataya düşülerek taşınmazın satış tarihinin ölüm tarihine çok yakın bir tarih olarak tespit edildiğini, yine davalı ... tarafından diğer davalılara devir tarihlerinin de hiç sorgulanmadığını, muris ...'ın son yıllarını çok hasta olarak geçirdiğini, davalıların hep birlikte dava konusu taşınmazı satın aldıklarını, davacının taşınmazın alınmasında herhangi bir katkısının olmadığını, yine murisin tüm bakım ve gözetimi ile de davalıların ilgilendiklerini, davacının çok uzun yıllar kumar ve içki alışkanlığı ve borçlanma gibi durumlarının söz konusu olduğunu, davacı tanıklarının davalıların savunmalarını destekler yönde ifade verdiklerini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis ve ecrimisil istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1940 doğumlu mirasbırakan ...'ın 26.03.1996 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı oğlu ... ile davalı eşi ... ve davalı çocukları ... ve . kaldıkları, murisin adına kayıtlı 22 32... parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazını 16.01.1996 tarihli satış işlemi ile davalı eşi ... devrettiği, daha sonra 29.05.2008 tarihli satış işlemi davalı ...'nin taşınmazın 1/2 payını uhdesinde bırakmak suretiyle kalan 1/2 payını davalı oğlu ... temlik ettiği, 27.12.2011 tarihli satış işlemi ile de davalı ...'nin 1/4 payını davalı kızı ... devrettiği, böylece geriye 1/4 payın davalı ... üzerinde kaldığı, bilirkişi raporuna göre taşınmaz üzerinde 3-4 katlı bir apartman bulunduğu, ancak kat irtifakı ya da kat mülkiyetinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup özellikle 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesinde yer alan; "12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ek 1. maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. (2) 200. ve 201. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341., 362. ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.” düzenlemesi gereğince temyiz yolunun tüm davalılar yönünden açık olduğu gözetilerek davalılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 51.174,54 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalılardan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.09.2025 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.
Bu yazı, genel bilgilendirme amacıyla kaleme alınmış olup, her somut olay kendi özel şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hukuki süreçleriniz için mutlaka profesyonel destek alınız.
Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.
Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.
© 2017- 2025
Maya Avukatlık Bürosu.
Tüm hakları saklıdır.


