📋 İçindekiler
Hollanda'da ikamet eden ya da Hollandalı bir eşle evlenen Türk vatandaşları için boşanma süreci, yalnızca duygusal değil; aynı zamanda son derece teknik bir hukuki mücadeleye dönüşebilir. Hangi ülke mahkemesinin yetkili olduğu, hangi ülkenin hukukunun uygulanacağı ve her iki ülkedeki mal varlıklarının nasıl paylaşılacağı soruları; yanlış adım atıldığında telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Bu makalede Hollanda–Türkiye eksenindeki boşanma ve mal rejimi uyuşmazlıkları, somut hukuki mekanizmalar ve senaryo analizleriyle ele alınmaktadır.
Hollanda'da gerçekleşen ya da taraflardan birinin Hollanda vatandaşı olduğu evliliklerde boşanma ve mal paylaşımı süreci, tek bir hukuk düzenine tabi değildir. Türk hukuku kendi iç kurallarını uygularken, Hollanda mahkemeleri de kendi milletlerarası özel hukuk normlarına göre hareket eder. Bu durum, her iki ülkede farklı sonuçların ortaya çıkmasına zemin hazırlar.
Türk hukukunda uygulanacak hukuku belirleyen temel kaynak, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'dur (MÖHUK). MÖHUK'un 13. maddesi, boşanmaya uygulanacak hukuku öncelikle tarafların müşterek millî hukukuna; bu yoksa müşterek mutad mesken hukukuna; o da yoksa Türk hukukuna bağlar. Hollandalı bir eşle evli Türk vatandaşının Türkiye'de açtığı davada, tarafların ortak milliyeti bulunmadığından kural olarak Türk hukuku uygulanır.
Hollanda tarafında ise Hollanda Medeni Kanunu'nun 10. Kitabı (Burgerlijk Wetboek Boek 10) ve Hollanda'nın taraf olduğu 1978 tarihli Lahey Evlilik Mal Rejimi Sözleşmesi devreye girer. Hollanda mahkemeleri, boşanma davasında esas olarak Hollanda hukukunu uygularken (BW Art. 10:56/1), mal rejimine uygulanacak hukuku evlilik tarihindeki müşterek ikametgâh veya ortak milliyet bağına göre ayrıca belirler.
ℹ️ Temel Hukuki Ayrım
Boşanmaya uygulanacak hukuk ile mal rejimine uygulanacak hukuk her zaman aynı değildir. Türkiye'de boşanma Türk hukukuna göre gerçekleşirken, Hollanda'daki mal varlığının paylaşımı tamamen farklı bir hukuk düzenine tabi olabilir. Bu ikili yapı, stratejik kararların son derece dikkatli alınmasını zorunlu kılar.
Türk mahkemelerinin boşanma davasında yetki kazanabilmesi için MÖHUK'un 41. maddesi uyarınca taraflardan birinin Türk vatandaşı olması ya da davacının Türkiye'de en az altı aydır ikametini sürdürmesi yeterlidir. Dolayısıyla Hollanda'dan Türkiye'ye dönen bir Türk vatandaşı, bu şartları yerine getirerek Türk mahkemelerinde dava açabilir.
Türk hukuku açısından mal rejimi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 202. maddesi uyarınca yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimini esas alır. Bu rejim kapsamında paylaşıma konu olan mallar yalnızca evlilik süresince edinilmiş mallardır. Evlilik öncesi edinilen mallar, miras veya bağış yoluyla gelen değerler ve kişisel kullanıma özgülenen varlıklar kural olarak kişisel mal sayılır ve paylaşım dışında kalır.
Türk mahkemesinin mal rejimine ilişkin kararı yalnızca Türkiye'deki mal varlıklarını kapsar. Hollanda'daki ev, banka hesabı veya şirket hisseleri üzerinde Türk mahkemesinin doğrudan icra yetkisi yoktur; bu varlıklar ancak Hollanda mahkemesinde ayrıca dava açılarak ya da Türk kararının Hollanda'da tanınması sağlanarak ele geçirilebilir.
⚠️ Dikkat Edilmesi Gereken Husus
Türkiye'de boşanma davasını "kontrol altında tutmak" amacıyla açmak stratejik açıdan anlaşılır bir tercihtir. Ancak Türk mahkemesinin mal rejimine ilişkin kararı, eşin Hollanda'daki mal varlıklarını kendiliğinden etkilemez. Hollanda mahkemesi, kendi hukukunu ayrıca uygulayacaktır. İki yargı düzeninin eş zamanlı yönetilmesi kritik önem taşır.
Hollanda mahkemelerinin boşanma davasında yetki kazanabilmesi için AB Tüzüğü Brüksel IIa (2201/2003) kapsamında taraflardan birinin Hollanda'da mutad mesken sahibi olması yeterlidir. Hollanda'da hâlâ ikamet eden eş, bu tüzük uyarınca Hollanda mahkemelerinde dava açma hakkını korur.
Hollanda mahkemesi boşanma davasında öncelikle Hollanda hukukunu uygular (BW Art. 10:56/1). Bununla birlikte, tarafların ortak yabancı milliyet taşıması ve her ikisinin de bu hukukun uygulanmasını talep etmesi ya da bu yönde itiraz bulunmaması hâlinde ortak millî hukuk da uygulanabilir (BW Art. 10:56/2). Türk–Hollanda çiftlerinde iki ayrı milliyet söz konusu olduğundan Hollanda mahkemesi genellikle doğrudan Hollanda hukukunu uygular.
Hollanda'da boşanma kararının verilmesinden sonra mal rejiminin tasfiyesi ayrı bir süreç olarak işler ve bu süreçte uygulanacak hukuk evliliğin kurulduğu tarihe ve tarafların o tarihteki statüsüne göre belirlenir. Bu ayrımın pratikte nasıl sonuç doğurduğu aşağıdaki bölümde detaylı olarak ele alınmaktadır.
Hollanda mal rejimi hukuku, 1 Ocak 2018 tarihinde köklü bir değişikliğe uğramıştır. Bu tarih, Hollanda–Türkiye boşanma uyuşmazlıklarında belirleyici bir dönüm noktası oluşturmaktadır. Hangi rejimin uygulanacağı, büyük ölçüde evliliğin ne zaman kurulduğuna bağlıdır.
1 Ocak 2018 tarihinden önce Hollanda'da ya da her iki tarafın da Hollanda'da mutad mesken sahibi olduğu koşullarda kurulan evliliklerde, Hollanda hukukunun yasal mal rejimi olarak tam mal ortaklığı geçerliydi. Bu rejim altında eşlerin evlilikten önceki ve evlilik süresince edindikleri tüm mal varlıkları — miras ve bağışlar da dahil olmak üzere — ortak mülkiyet havuzuna girmekteydi.
Bunun pratik sonucu son derece ağırdır: Eşin evlenmeden 15 yıl önce satın aldığı ev dahi bu rejim altında ortak mülkiyet kapsamına girebilir. Boşanmada bu varlığın yarısı diğer eşe ait sayılır. Türk hukukunun kişisel mal saydığı bu tür evlilik öncesi edinimler, Hollanda hukukunda tam aksine paylaşıma konu olabilmektedir.
⚠️ 2018 Öncesi Evlilik — Kritik Risk
Evlilik 1 Ocak 2018 öncesinde kurulduysa ve taraflar arasında mal rejimi sözleşmesi (huwelijkse voorwaarden) düzenlenmemişse, eşin evlenmeden önce edindiği tüm varlıklar — taşınmazlar, birikimler, şirket hisseleri — ortak mal sayılabilir. Türkiye'de açılacak boşanma davası bu varlıkları korumaz; Hollanda'da ayrı hukuki önlem alınması şarttır.
1 Ocak 2018 itibarıyla yürürlüğe giren değişiklikle Hollanda'nın yasal mal rejimi sınırlı topluluk rejimine (beperkte gemeenschap van goederen) dönüştürülmüştür. Bu tarihten sonra kurulan evliliklerde yalnızca evlilik süresince edinilen mallar ortaklık kapsamına girer; evlilik öncesi edinimler ile miras ve bağış yoluyla gelen varlıklar kural olarak paylaşım dışında kalır.
Bu değişiklikle Hollanda mal rejimi, Türk hukukundaki edinilmiş mallara katılma rejimine yapısal olarak yakınlaşmıştır. Ancak dikkat edilmesi gereken önemli bir fark vardır: Hollanda'da evlilik içinde kurulan ya da büyüyen şirket değeri, katkı payı hesaplamaları ve emeklilik haklarının eşitlenmesi (verevening) gibi konularda Hollanda hukukunun kendine özgü kuralları varlığını korumaktadır.
Türk mahkemesinde verilen kesinleşmiş boşanma kararının Hollanda'da hukuki sonuç doğurabilmesi için Hollanda makamlarınca tanınması gerekir. Hollanda, AB üyesi olmayan ülkelerden gelen kararlar için Brüksel IIa Tüzüğü'nü uygulamamakla birlikte, BW Art. 10:57 uyarınca yabancı mahkeme kararlarını belirli koşullar altında tanımaktadır.
Hollanda'da tanıma için aranan temel koşullar şunlardır:
Türkiye'de açılan boşanma davasında eş Hollanda'da ikamet ediyorsa ve usulüne uygun tebligat yapılmışsa, kararın Hollanda'da tanınmasının önünde pratikte ciddi bir engel bulunmamaktadır. Tanıma işlemi Hollanda'daki nüfus müdürlüğüne yapılacak başvuruyla veya gerekirse Hollanda mahkemesinde açılacak tespit davasıyla sağlanabilir.
✅ Önemli Bilgi: Tanıma ≠ Mal Paylaşımı
Türk boşanma kararının Hollanda'da tanınması, yalnızca medeni halin değiştiğini tescil ettirir. Hollanda'daki mal varlıklarının paylaşımı ayrı bir dava konusudur ve Hollanda hukukuna göre sonuçlandırılır. Tanıma kararı, mal rejiminin tasfiyesini otomatik olarak sağlamaz.
Hollanda mahkemesinin mal paylaşımına ilişkin verdiği karar, kural olarak Hollanda sınırları içindeki mal varlıklarını kapsar. Ancak Hollanda yargısının bazı durumlarda tüm dünya mal varlığına (worldwide assets) yönelik karar verme eğiliminde olduğu görülmektedir. Peki bu kararın Türkiye'de uygulanması mümkün müdür?
Türk hukuku açısından yanıt, MÖHUK'un 50–59. maddelerinde düzenlenen tenfiz kurumunda yatmaktadır. Hollanda mahkemesinin verdiği mal paylaşımı kararının Türkiye'de icra edilebilmesi için öncelikle Türk mahkemesinde tenfiz davası açılması gerekir. Tenfiz davası incelenirken Türk mahkemesi yalnızca şekli koşulların karşılanıp karşılanmadığını araştırır; kararın esasına dokunmaz (revizyon yasağı).
Tenfiz için gereken temel koşullar (MÖHUK m. 54):
Hollanda mahkemesinin Türkiye'deki taşınmazın tapu devrine karar vermesi hâlinde Türk mahkemesi, egemenlik alanı ilkesi gereği bu kararı tenfiz etmeyebilir; zira taşınmaz üzerindeki ayni haklar Türk mahkemelerinin münhasır yetkisindedir. Ancak alacak niteliğindeki tazminat veya denkleştirme kararları için tenfiz kapısı açık kalabilir.
⚠️ Tapu Devri ile Alacak Davası Ayrımı
Hollanda mahkemesi Türkiye'deki taşınmazın doğrudan devrine karar verse bile Türk tapu sicilinin bu karara dayanarak işlem yapması mümkün değildir. Bununla birlikte eş, alacak davası yoluna başvurarak Türkiye'deki mal varlıklarının yarı değerini Türk mahkemesinde talep edebilir. Bu iki yol birbirinden farklı sonuçlar doğurur ve ayrıca değerlendirilmelidir.
Boşanma davası sürerken eşlerden birinin mal varlığını üçüncü kişilere devretmesi ya da alacaklılardan kaçırmak amacıyla elden çıkarması, hukuk düzenlerinin ortak olarak tanıdığı bir müdahale gerekçesi oluşturur. Bu müdahalenin Hollanda hukukundaki adı Actio Pauliana, Türk hukukundaki karşılığı ise tasarrufun iptali davası (İcra İflas Kanunu m. 277 vd.) ve muvazaa hükümleri (TBK m. 19) olarak karşımıza çıkar.
Hollanda hukukunda bir alacaklı, borçlunun kendisini zarara uğratan tasarrufunu iptal ettirebilir. Bunun için üç koşulun bir arada bulunması gerekir:
Karşılıksız işlemlerde (bağış, hediye) bilme koşulu daha geniş yorumlanır. Dava açma süresi, alacaklının tasarruftan haberdar olduğu tarihten itibaren 3 yıl; her hâlükârda işlemin üzerinden 20 yıl ile sınırlıdır.
Türk hukukunda dava sürerken ya da dava açılmadan kısa süre önce gerçekleştirilen mal devirleri iki farklı hukuki yoldan saldırıya açık hâle gelebilir:
⚠️ Mal Elden Çıkarmanın Hukuki Riski
Boşanma davası açıldıktan ya da açılmadan kısa süre önce gerçekleştirilen mal devirleri, hem Türk hem Hollanda hukukunda iptal davalarına konu olabilir. Bu işlemlerin "satış" görünümü altında yapılması, iyi niyetin var olduğunu tek başına kanıtlamaz. Üstelik dava açıldıktan sonra gerçekleştirilen tasarruflar, hâkim tarafından re'sen gözetilmesi gereken bir hakkın kötüye kullanılması olarak da değerlendirilebilir.
Hollanda mahkemesinin ilerleyen süreçte mal paylaşımı davası açması hâlinde, dava tarihinden geriye dönük olarak yapılan tasarruflar incelemeye tabi tutulacaktır. Bu işlemlerin banka dekontları, tapu kayıtları ve şirket hisse devir belgeleri üzerinden izlenebilir olduğu unutulmamalıdır.
Dava yeri seçimi, mal paylaşımının sonucunu doğrudan etkileyebilir. Aşağıda Hollanda–Türkiye evliliklerinde karşılaşılan tipik senaryolar ve hukuki sonuçları özetlenmektedir.
ℹ️ Stratejik Not: "Kontrol" ile "Avantaj" Aynı Şey Değil
Türkiye'de dava açmak süreci "kontrol altında tutmak" anlamına gelebilir. Ancak Hollanda'daki mal varlığı açısından bu tercih tek başına belirleyici değildir. Hollanda mahkemesi, Türkiye'deki boşanma kararını tanısa bile mal rejimini kendi hukukuna göre tasfiye edecektir. Dava yeri tercihinin her iki ülkedeki varlıklar üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilmelidir.
✅ Ne Yapmalısınız?
Hollanda–Türkiye eksenindeki boşanma ve mal rejimi uyuşmazlıkları, her iki ülkenin hukukuna hâkim, koordineli bir hukuki strateji gerektirir. Dava açılmadan önce evlilik tarihinize göre hangi mal rejiminin geçerli olduğu, hangi mahkemenin yetkili kılınmasının sizin açınızdan daha avantajlı olduğu ve her iki ülkedeki mal varlıklarının nasıl korunacağı titizlikle değerlendirilmelidir. Maya Avukatlık Bürosu olarak bu konularda hukuki danışmanlık için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu — 18.10.2023 T. / 2022/766 E. — 2023/975 K.
Konu: Yabancı Mahkeme Kararının Tanıma-Tenfizinde Dürüstlük Kuralı Sınırı
Yargıtay HG. Hukuk Genel Kurulu 18.10.2023 T. 2022/766 E. 2023/975 K.
MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2021/1717 E., 2022/469 K.
KARAR: Davanın reddine
ÖZEL DAİRE KARARI: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.11.2021 tarihli ve 2021/6929 Esas ve 2021/8701 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tanıma tenfiz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların Hollanda Arhem Aile Mahkemesinin 19.02.2004 tarihli kararı ile boşanmalarına karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınmasına ve tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davayı kabul etmediklerini, davacı aleyhine müvekkili tarafından 12.12.2017 tarihinde Ankara 9. Aile Mahkemesinin 2017/2249 Esas sayılı dosyası ile boşanma davası açtıklarını, her iki davanın birleştirilerek yargılamanın yapılması gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 30.05.2019 tarihli ve 2018/994 Esas, 2019/465 Karar sayılı kararı ile; tarafların Arnhem Aile Mahkemesinin 106724 / ES RK 03/937 sayılı kararı ile boşanmalarına karar verildiği, kararın 09.08.2004 tarihinde kesinleştiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 18.05.2021 tarihli ve 2021/499 Esas, 2021/879 Karar sayılı kararı ile; herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, tanıma veya tenfiz kararı verilebilmesi için de dürüstlük kuralına uygun davranılmış olması gerektiği, toplanan delillere göre tarafların Arnem Aile Mahkemesinin 09.08.2004 tarihli boşanma kararından sonra beraberliklerini devam ettirdikleri, 04.03.2008 tarihinde Almila Hiranur isimli bir çocuklarının dünyaya geldiği, kadın eşin Ankara 9. Aile Mahkemesinin 2017/2249 Esas sayılı dava dosyası ile 12.12.2017 tarihinde eşi aleyhine evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma davası açtığı, bunun üzerine erkek eş tarafından 09.01.2018 tarihinde eldeki tanıma tenfiz davasının açıldığı, davacının üzerinden on dört yıl geçmiş bulunan boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararının tanınmasını talep etmesinin Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırı olduğu, diğer yandan davacının tanıma isteğinin boşanma kararına rağmen evliliklerini sürdüren tarafların 2008 yılında dünyaya gelen ortak çocuğun soybağını da etkileyecek nitelikte olduğu gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...5718 Sayılı MÖHUK m. 52/1 inci maddesinde belirtildiği üzere hukuki yararı bulunan herkes yabancı mahkeme ilamının tanınmasını ve tenfizini isteyebilir. Tarafların Arnhem Aile Mahkemesinin 09.08.2004 kesinleşme tarihli kararı ile boşandıkları anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılması gereken iş davaya konu yabancı mahkeme kararının MÖHUK m. 58 vd. maddelerine göre tanıma koşullarını içerip içermediğini belirlemekten ibarettir. Tarafların birlikteliğinin devam etmesi ya da bu dönemde ortak çocuklarının dünyaya gelmiş olması davacının ilgili kararın tanınmasında hukuki yararının bulunduğu gerçeğini değiştirmediği gibi bu kararın tanınmasının talep edilmesi Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırılık da oluşturmaz. O halde mahkemece, kanundaki tanıma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir,..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarında tarafların gerek Türk Mahkemeleri gerekse yabancı mahkemelerce boşanmalarına karar verildikten sonra birlikte yaşamayı sürdürmeleri ve hatta çocuk sahibi olmaları hâlinde dürüstlük kuralının uygulaması gerektiğinin belirtildiği, yerleşik içtihatlar karşısında bozma ilâmında belirtilen gerekçenin hukuki olarak izah edilemeyeceği ve tarafların yargıya olan güvenini zedeleyeceği ve hak ihlaline yol açacak bir farklılık oluşturacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların 09.08.2004 tarihinde kesinleşen yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verildiği, boşanma kararına rağmen eşlerin birlikte yaşamaya devam ettikleri ve çocuk sahibi oldukları somut olayda, erkek eşin 09.01.2018 tarihinde "yabancı mahkemece verilen boşanma kararının Türk Mahkemelerince tanınması ve tenfizine ilişkin" açmış olduğu eldeki davada, 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde yazılı dürüst davranma kuralına uyup uymadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 50 ilâ 59 uncu maddeleri ile Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi.
2. Değerlendirme
1. Davaya konu istem, yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizine ilişkin bulunmakla öncelikle, buna ilişkin yasal düzenlemeler ile kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır.
2. Devletlerin egemenliklerine ilişkin düşüncelerinin sonucu olarak mahkeme kararları etkisini diğer bir ülkede gösteremez. Bu bağlamda belirli bir devlet mahkemesinden alınan karara dayanarak başka bir ülkedeki icra organları doğrudan harekete geçirilemez veya karar o ülke mahkemelerince dikkate alınamaz. Çünkü devletlerin yargı bağımsızlığı, birinin mahkemesi tarafından verilen kararın diğer ülkede zorla icra edilmesine engeldir ve her devlet icra kuvvetini yalnız kendi ülkesinde kullanır. Bu sebeplerden dolayı, dünya üzerindeki devletler diğer bir devlet mahkemesinde alınan kararların kendi ülkelerinde sonuç doğurma şartlarını ve usullerini kendi iç hukuklarında veya taraf oldukları milletlerarası anlaşmalar yoluyla düzenlemektedir.
3. Yabancı bir mahkeme kararının bu kararın verildiği ülke dışında hüküm ve sonuç doğurması ilgili kararın tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Kural olarak tanıma ve tenfiz, açılacak ayrı bir dava ile gerçekleştirilir. Tanıma veya tenfiz davası sonucu verilen karar ile birlikte yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır. Tanıma veya tenfiz davalarından hangisinin açılacağı ise etki doğurması istenen kararın içeriğine göre belirlenir. Yabancı mahkeme kararının içeriğinde icra dairesine başvurulmasını gerektiren yani o devletin icra organlarının harekete geçmesini gerektiren bir durum varsa, açılacak dava tenfiz davası olacaktır. Ancak kararın böyle bir özelliği yoksa açılması gereken dava tanıma davasıdır. İçerdiği hükümler sebebiyle tenfiz davası açılması gereken bir yabancı mahkeme kararı hakkında tanıma davası açılabilmesi için, davacının tenfiz yerine tanıma istemesinde haklı bir menfaatinin bulunması gerektiği kabul edilmektedir.
4. Türk hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin hükümler 5718 sayılı Kanun'un İkinci Kısmının İkinci Bölümünde düzenlenmiştir. Kanun'un 50 ilâ 57 nci maddeleri arasında "tenfiz", 58 ile 59 uncu maddelerinde ise "tanıma" hükümlerine yer verilmiştir.
5. Bilindiği üzere 5718 sayılı Kanun hükümlerine göre tanıma ve tenfiz şartları; ön koşullar ve esasa ilişkin koşullar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kanun'un "Tenfiz kararı" başlıklı 50 nci maddesinin birinci fıkrasında "Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Buna göre tenfiz kararının verilebilmesi için gerekli olan ön koşullar; yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş ilâmın bulunması, yabancı mahkeme kararının hukuk davalarına ilişkin olması ve kararın kesinleşmiş olması şeklinde sayılabilir.
6. Tanıma ve tenfiz talebinin kabul edilebilmesi için gereken esasa ilişkin şartlar ise 5718 sayılı Kanun'un "Tenfiz Şartları" başlıklı 54 üncü maddesinde "(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması" şeklindeki hüküm ile düzenleme altına alınmıştır. Buna göre yabancı mahkeme kararının Türk Mahkemelerince tenfiz edilebilmesi için ilk olarak hükmün verildiği yer ile Türkiye arasında mütekabiliyetin bulunması aranır. Ayrıca ilâmın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması gerekir. Üçüncü olarak hükmün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve son olarak da kararın davalının savunma haklarına riayet edilerek verilmiş olmasına bakılır.
7. Türk mahkemeleri, yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi davasında sadece tanıma veya tenfiz şartlarının bulunup bulunmadığı hususunda incelemede bulunabilir. Türk mahkemelerinde yabancı mahkeme kararında uygulanan usulün ya da kararda yer alan maddi ve hukuki tespitlerin doğruluğu incelenemez. Buna "revizyon yasağı" denir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında; "Tenfiz hâkiminin yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından doğruluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yasak çerçevesinde, tenfiz hâkiminin ilamda mevcut olan bir gerekçeyi inceleyip değerlendirmesi de söz konusu olamaz. İlamda bir gerekçenin bulunması veya bulunmaması ilamda yer alan hükmün kamu düzenine aykırılığını belirlemede önem taşımamaktadır. Anayasanın 141. maddesinin yargılama usulüne ilişkin olarak koyduğu ilkelerin, münhasıran Türk Mahkemeleri için geçerli olacağı açık ve tartışmasızdır. Yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanmasıyla, kamu düzenine aykırı sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tenfizi olanaklı değildir. Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağı ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına" karar vererek revizyon yasağının Türk hukukunda kabul edildiğini ortaya koymuştur.
8. Her mahkeme kararının kesin delil ve kesin hüküm olmak üzere iki sonucu vardır. Bazı mahkeme kararlarının kesin delil ve kesin hüküm etkisine ek olarak icra kabiliyeti de vardır. İşte yabancı mahkeme kararının tanınmasının hukuki gerekçesini, kararın kesin hüküm kuvveti oluşturmaktadır.
9. Kesin hüküm, bir uyuşmazlığı nihai olarak ortadan kaldıran ve o hususun mahkemelerde yeniden inceleme konusu yapılmasına engel olan kanuni hakikat vasfıdır ve kararın aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple yeniden kaza organı önünde muhakeme konusu yapılamasına engel olur. Kesin hüküm teşkil eden mahkeme kararları istisnalar dışında icra kabiliyeti de taşırlar. Ne var ki, hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımayan mahkeme kararları da bulunmaktadır. Bir mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki sonucu birlikte taşıyıp taşımadığı, kesin hüküm teşkil eden o mahkeme kararının hukuki niteliğine göre belirlenir. Aynı sonuç yabancı mahkeme kararları için de söz konusudur. Maddi anlamda kesin hükmün; taşıdığı niteliği gereği, kararın kesin delil teşkil etmesi ve aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple dava açılması hâlinde karşı tarafın kesin hüküm itirazında bulunabilmesi şeklinde iki sonucu bulunmaktadır.
10. Doktrinde tanıma, "bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulü" olarak tanımlanırken, tenfiz ise "bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfı" olarak tanımlanmıştır.
11. Eldeki davada, talep konusunu boşanma kararı oluşturduğundan, boşanma kararlarının hukuki nitelikleri üzerinde de durulmalıdır. Boşanma kararları hukuksal nitelikçe yenilik doğurucu kararlardandır. Yenilik doğrucu kararlar; bir hukuki durumun kurulması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması için hak sahibinin iradesinin kâfi gelmemesi ve durumun ancak bir mahkeme kararı ile doğmasının gerekli olduğu hâllerde açılan dava sonucu verilen kararlardır. Bu kararların hukuki alanda etkili olmaları için icraya ihtiyaçları yoktur. Bu kararlar taşıdıkları yenilik doğurucu etki ile arzu edilen sonuçları doğururlar. Boşanma kararları hukuki nitelikçe yenilik doğurucu kararlardan olmakla, tanınmaları mümkündür. Ne var ki, bir boşanma kararı aynı zamanda icraya koymayı gerektiren, bir eda kararını da taşıyorsa bu hâlde kararın eda bölümü için tenfiz şartlarının aranması gerekir.
12. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un "Kesin Hüküm ve Kesin Delil Etkisi" başlıklı 59 uncu maddesi "Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu hükümle, yabancı mahkemeye ait ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, tanımaya konu yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. Bir başka ifade ile tanıma kararları nitelikleri gereği, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle hüküm ifade edecektir. Bunun sonucu olarak da; boşanma kararının tanınması hâlinde taraflar, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren boşanmış kabul edilecek; boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukuki sonuçlar da, yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir.
13. Açıklanan bu yasal düzenlemeye paralel bir başka düzenleme de, 23.11.2006 gün 26355 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 58 inci maddesinde yer almaktadır. Sözü edilen düzenlemede; yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararları için Türk mahkemelerince tenfiz veya tanıma kararı verilip, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi hâlinde; boşanma tarihinin tanıma ve tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil, yabancı mahkemece verilmiş olan kararın kesinleşme tarihi olacağı kabul edilmiştir. 09.05.2020 tarih ve 31122 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2505 sayılı Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği'nin 27 nci maddesinde de yabancı mahkeme kararının tanma ve tenfizi hâlinde yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinin boşanma tarihi olarak aile kütüklerine tescil edileceği düzenlenmiştir.
14. Aynı Yönetmeliğin 157 nci maddesinde de "(1)….Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, yabancı devlet mahkemelerinden verilen ve ilgili devletin kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların işleme konulabilmesi için, yetkili Türk mahkemesince tenfiz edilmesi veya tanınması zorunludur. (2) Devletimizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin bu konudaki hükümleri saklıdır" düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükme göre de, yabancı mahkeme kararlarının Nüfus Müdürlüklerince işleme konulabilmesi için, yetkili Türk Mahkemesince tenfizi veya tanınması gerekmektedir.
15. Öte yandan, 5718 sayılı Kanun'un "Tenfiz İstemi" başlıklı 52 nci maddesinin birinci fıkrasının 1 inci cümlesinde "Kararın tenfiz edilmesinde hukukî yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir" denilerek, kararın tenfiz edilmesinde "hukukî yararı" bulunan herkesin tenfiz isteminde bulunabileceği düzenlenmiştir. Vurgulamakta yarar vardır ki, bu düzenleme daha önceki Kanun metninde olmayıp, 5718 sayılı Kanun'la getirilmiştir. Önemle belirtilmelidir ki, hukuki yararın varlığı koşulunun mevcut olup olmadığı, her davada o davaya konu olayın somut özellikleri çerçevesinde, hakim tarafından değerlendirilmelidir. Bir hakkın, mahkeme kararına gerek olmaksızın, başka bir yolla ve aynı ölçüde güvenli olarak elde edilebilmesinin mümkün bulunduğu hâllerde, o hakla ilgili olarak dava açılmasında hukuki yarar bulunmazken; o hakkın ancak, mahkeme kararı ile elde edilebileceği hâllerde, hukuki yararın varlığının kabulü gerekir.
16. Somut olayda, tarafların boşanmasına ilişkin yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizine ilişkin olarak İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ise yabancı mahkemece verilen boşanma kararından sonra eşlerin birlikte yaşamaya devam ettikleri ve hatta çocuk sahibi oldukları gözetildiğinde, davacının üzerinden on dört yıl geçmiş bulunan boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararının tanınmasını talep etmesinin 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddedildiği anlaşılmaktadır. Özel Daire tarafından davacının ilgili kararın tanınmasında hukuki yararının bulunduğu ve talebinde dürüstlük kuralına aykırı davranmadığı belirtilerek Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar bozulmuştur. Öyle ise; yabancı mahkeme kararının tanınması veya tenfizi talebinde zamanaşımının söz konusu olup olmadığı hususuna da kısaca değinmek gerekir.
17. Zamanaşımı; yasanın belirlediği koşullar altında bir sürenin geçmesi üzerine bir hak kazanma ya da bir yükümden kurtulma yoludur. Hak kazanma durumuna kazandırıcı zamanaşımı, bir yükümlülükten kurtulma hâline ise düşürücü zamanaşımı denilmektedir.
18. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümlerine baktığımızda "Zamanaşımı" başlıklı 8 inci maddesinde "Zamanaşımı, hukukî işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Bu hükme göre, Türk hâkiminin önüne gelen ve yabancılık unsuru içeren bir uyuşmazlıkta; dava konusuna uygulaması gereken zamanaşımı süresi, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir. 5718 sayılı Kanun'un "Genel Hükümler" bölümü altında düzenleme altına alınan bu hüküm dışında, yabancı mahkeme kararının verildiği tarihten itibaren hangi süre içerisinde Türk mahkemeleri önünde tanınması veya tenfiz edilmesinin istenebileceğine dair bir düzenleme 5718 sayılı Kanun'da yer almamaktadır. Dolayısıyla yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de herhangi bir süreye tabi olmadan her zaman tanınması ve şartları varsa tenfizi istenebilir.
19. Dürüstlük kuralına gelince; makul ve dürüst kimselerin toplum içerisinde geçerli ahlak ve dürüstlüğe dayalı olarak gerçekleştirdikleri davranışları sonucunda oluşmuş ve herkesçe benimsenen kurallar bütünü olarak tanımlanabilir. Bu kavram, hukuk sistemi içerisindeki adalet ve hakkaniyet düşüncesini yansıtır. Dürüstlük kuralının başlangıcı olarak kabul edilen Roma Hukuku'ndaki "bona fides" kavramına göre en yüce erdem; kişilerin doğru düşünmeleri, doğru söylemeleri ve doğru davranmaları olarak kabul edilmektedir. Kanun, örf-adet hukuku ve içtihatların yanında ahlak kuralları ile örf, hakkaniyet ve erdem gibi insan davranışlarına egemen olan başka kurallar da vardır. Bütün bu genel ilkeler hukukun temel kaynakları arasında yer alır ve insan davranışlarına yön verir. Bunlar gerçekte dürüstlük kuralının içeriğini de oluşturur.
20. Dürüstlük kuralı 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde genel bir hukuk kuralı olarak düzenlenmiştir. Kanun'da "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz" denilerek, dürüstlük kuralının hukuki ilişkilerin içeriğinin belirlenmesi ile hakların kullanılması ve borçların ifasında temel ölçü niteliği taşıdığı vurgulanmış ancak dürüstlük kuralının ne olduğu hakkında herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Dürüstlük kuralı; muğlak ve esnek bir yapıya sahip olduğundan ancak karşıt anlamlarının tespitiyle tanımlanabilecek ve spesifik uygulamaların çeşitliliği sayesinde anlaşılabilecektir. Bu kural düzenleyici bir karaktere sahip olup; onun görevi, belirli bir olgu hakkında objektif bir bakış açısı ile karar verilmesini sağlamaktır. Özel hukuk ilişkilerinde dürüstlük kuralının önemi; toplumsal hayatın işleyişinde, doğru davranma yükümlülüğünü ihlal eden davranışların devlet tarafından korunmadığını gören bireylerde oluşan güven duygusunda kendini gösterir. Bu nedenle Hâkimlere, hakların kötüye kullanılmasına ilişkin hukuki koruma isteğini reddetme görevi yüklenmiştir. Bir hakkın, kendisine karşı kötüye kullanılmasından dolayı zarar gören kişi, hakimden; 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde yazılı kural uyarınca, dava, itiraz veya def'i yoluyla hukuki korunma talep edebileceği gibi böyle bir talep olmasa dahi Hâkim, hakların sınırını belirleyen dürüstlük kuralını görevi gereği kendiliğinden uygulamakla yükümlüdür.
21. Bununla beraber dürüstlük kuralının her hukuki uyuşmazlığın yegane çözüm imkânıymış gibi değerlendirilip, bir konu hakkında açık hüküm bulunmasına rağmen başvurulabilecek nitelikte bir düzenleme olmadığına da dikkat edilmelidir. Bu özel durumu itibarıyla dürüstlük kuralı, aynı zamanda ikincil bir düzenleme niteliği taşır. Dürüstlük kuralı, genel olarak hakların kapsamını tayin eden bir ilkedir. Bu fonksiyonunu bazen hukuki işlemin esasını teşkil eden irade beyanlarını yorumlamak, bazen hukuki işlemdeki boşlukların doldurulmasını sağlamak, bazen de hakların kaynağını teşkil eden kanun hükümlerinin kapsam ve içeriğini belirmek suretiyle icra eder. Dolayısıyla dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, somut uyuşmazlık hakkında bir kanun hükmü veya genel olarak bir hukuk kuralının bulunmaması hâlinde uygulanacaktır.
22. Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, o konuda bir kuralın bulunmaması ya da mevcut kuralın yeterli çözüm getirmemiş olması koşuluna bağlıdır. Diğer bir ifade ile 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi başvurulacak son çare olmalıdır. Zira "dürüstlük ve hakkın kötüye kullanılmaması" kavramları tanımlanması mümkün olmayan kavramlar olup, belirsiz ve geniş nitelik gösteren kavramlardır. Dolayısıyla her hukuki sorunda, uyuşmazlığa ilişkin hükümlerin uygulanması yerine, dürüstlük kuralı bunu gerektirir anlayışı ile çözüm yoluna gidilmesi, hukuki belirsizlik ve güvensizlik doğurur.
23. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: tarafların 05.11.1985 tarihinde evlendikleri, Arnhem Aile Mahkemesinin 106724 / ES RK 03/937 sayılı kararı ile boşanmalarına karar verildiği, kararın 09.08.2004 tarihinde kesinleştiği, bu tarihten sonra kadın eş tarafından 12.12.2017 tarihinde Ankara 9. Aile Mahkemesinin 2017/2249 Esas sayılı dava dosyası "evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine" dayalı boşanma davası açıldığı, buna karşılık erkeğinde 09.01.2018 tarihinde "tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verildiği, verilen bu kararla evlilik birliğinin hukuken sona ermiş olduğu" iddiasıyla yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi talepli eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
24. Yukarıda belirtilen ilkeler dikkate alındığında; aile ve şahıs hukukuna ilişkin ilâmların zamanaşımına uğramadığı, yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararlarının tanıması ve tenfizi için belirlenmiş bir zamanaşımı süresinin bulunmadığı, dolayısıyla boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin davaların her zaman açılabileceği, 5718 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi uyarınca eldeki tanıma ve tenfiz davasına konu boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme ilâmının yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade ettiği, dolayısyla hukuken eşler yönünden boşanmanın kişisel sonuçlarının aynı tarihten itibaren doğduğu kuşkusuzdur. Öte yandan, yabancı mahkeme kararının verildiği ülkede boşanmış sayılan eşin, Türkiye'de bu kararın tanınmasını istemesinde hukuki yararı bulunduğu da her türlü duraksamadan uzaktır. Hâl böyle olunca, yabancı mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş boşanma kararı karşısında, salt bu kararın Türk mahkemelerince tanınmadığı ve eşlerin birlikte yaşamaya devam ederek çocuk sahibi oldukları gerekçe gösterilmek suretiyle; uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken yukarıda yazılı hukuk kuralları bir yana bırakılarak, ancak zorunlu hâllerde düzeltici ve tamamlayıcı bir biçimde uygulanması gereken dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, direnme kararında açıklanan gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarıda açıklanan nedenlerle benimsenmemiştir.
26. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373/2 inci maddesi uyarınca kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
18.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
You have reached the end of the article. We hope you liked our article.
Please do not hesitate to contact us regarding this article or any other legal questions. We are waiting for your message.
© 2017- 2024
Maya Law Firm
All rights reserved.


