Boşanmada Güven Sarsıcı Davranış ve Karşı Davada Kusur: Dava Tarihi Kesme Kuralı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi  |  E. 2025/3299, K. 2025/10122  |  24.11.2025

Boşanma davalarında kusur tespiti, nafaka, tazminat ve hatta velayet gibi pek çok fer'î talebi doğrudan belirler. Ancak eşlerin karşılıklı dava açtığı (asıl dava — karşı dava) durumlarda sıkça gözden kaçan kritik bir ilke vardır: her dava, yalnızca kendi açılış tarihindeki koşullarla değerlendirilir.

Bunun pratik anlamı son derece önemlidir: eşinizin asıl davayı açmasından sonra gerçekleşen güven sarsıcı bir davranış, o asıl dava kapsamında kusur olarak yüklenemez; ancak sizin açacağınız karşı davada geçerli bir kusur unsuru haline gelebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin güncel içtihadı bu ayrımı somut bir şekilde ortaya koymaktadır.

Boşanmada "Dava Tarihi Kesme Kuralı" Nedir?

Boşanma davası açıldığında mahkeme, o tarihe kadar gerçekleşmiş olayları esas alır. Davanın açılmasından sonra ortaya çıkan gelişmeler ise kural olarak mevcut davanın konusuna dahil edilemez. Bu ilkenin temel dayanağı, usul hukukunun belirlilik ve öngörülebilirlik gerekliliğidir: dava konusu bir kez belirlendiğinde taraflarca serbestçe genişletilemez.

Yargıtay içtihadına göre dava açıldıktan sonra gerçekleşen bir eylem:

  • Mevcut davada kusur gerekçesi olarak yüklenemez.
  • Islah yoluyla dava konusuna eklenemez.
  • Ancak karşı dava tarihinden önce gerçekleşmişse, ayrı açılacak bir karşı davada ileri sürülebilir.

ℹ️ Temel İlke

Her boşanma davası, yalnızca kendi açılış tarihindeki koşullarla değerlendirilir. Dava açıldıktan sonra ortaya çıkan olgular o davanın konusuna sonradan eklenemez; yalnızca ayrı bir dava ya da karşı dava çerçevesinde ileri sürülebilir.

Asıl Dava ile Karşı Dava Arasındaki Olaylar: Hangi Davada Kusur Sayılır?

Boşanma süreçlerinde sık karşılaşılan tabloda eşlerden biri önce asıl davayı açar; ardından diğer eş karşı dava açar. Her iki dava aynı dosyada yürütülse de hukuken birbirinden bağımsız iki ayrı davadır. Dava tarihi kesme kuralı, her biri için ayrı ayrı işler.

Bu durumu netleştiren şematik tablo şöyledir:

Asıl Davada Asıl davanın açılmasından sonra gerçekleşen olaylar o dava kapsamında kusur olarak yüklenemez. Asıl dava açılış tarihi, o dava için değiştirilemez bir kesme noktasıdır.
Karşı Davada Karşı dava tarihinden önce gerçekleşmiş bir olay, karşı dava kapsamında kusur olarak değerlendirilebilir. Bu olayın asıl dava tarihinden sonraya denk gelmesi sonucu değiştirmez.

Bu ayrımın somut hayattaki yansıması şu şekilde işler:

1
Eş A, asıl boşanma davasını açar. Bu tarihten sonra gerçekleşecek olaylar artık Eş A'nın asıl davası bakımından kesme noktasının ötesindedir.
2
Asıl dava tarihinden sonra, karşı dava tarihinden önce bir olay gerçekleşir. Eş B'nin güven sarsıcı bir davranışı tespit edilir. Bu vakıa, Eş A'nın mevcut asıl davasında henüz bir hukuki dayanak oluşturmaz.
3
Eş A, yeni vakıaya dayanarak karşı dava açar. Olay karşı dava tarihinden önce gerçekleştiğinden, karşı dava kapsamında geçerli bir kusur unsuru ve delil olarak ileri sürülebilir.
!
Mahkemenin değerlendirmesi: Eş B, Eş A'nın asıl davasında kusurlu sayılamaz; ancak Eş A'nın karşı davasında tam kusurlu sayılabilir. Her davanın kendi tarihi belirleyicidir.

⚠️ Kritik Risk

Aynı olayın farklı davalarda farklı hukuki sonuçlar doğurması, boşanma yargılamasının en sık yanlış değerlendirilen meselelerinden biridir. Hangi vakıanın hangi davada kullanılabileceğini yanlış belirlemek, nafaka ve tazminat taleplerinin tümüyle kaybedilmesine yol açabilir.

Güven Sarsıcı Davranış Nedir? Zina ile Kısa Karşılaştırma

Türk Medeni Kanunu, boşanma sebeplerini özel ve genel olmak üzere ikiye ayırır. Zina (TMK m. 161), cinsel birlikteliğin kesin biçimde ispatını zorunlu kılan özel bir boşanma sebebidir; ayrıca öğrenmeden itibaren altı aylık hak düşürücü süreye tabidir.

Güven sarsıcı davranış ise TMK m. 166 kapsamındaki genel boşanma sebebi içinde değerlendirilir ve evlilik birliğini temelden sarsan davranışlar bütününü ifade eder. Cinsel ilişkinin varlığının kesin ispatına gerek yoktur; başka biriyle sürekli yakın ilişki, ortak konuta yabancı bir kişiyi alma ya da eşi aşağılayan tutumlar bu kavramın içine girebilir.

Yargıtay uygulamasında zina ispatı tam olarak sağlanamasa dahi güven sarsıcı davranışların sabit görülmesi, evlilik birliğinin sarsılması gerekçesiyle boşanma kararı verilmesine yetebilmekte; bu da güven sarsıcı davranışı avukatlık pratiğinde son derece işlevsel bir hukuki dayanak haline getirmektedir.

Karşı Boşanma Davası: Zamanlama Neden Bu Kadar Kritiktir?

Karşı boşanma davası (counter-divorce petition), eşinizin açtığı davaya cevap aşamasında ya da sonradan ayrıca açılabilen, hukuken bağımsız bir davadır. Aynı dosyada yürütülmesi bu bağımsız niteliği değiştirmez.

Karşı davanın açılış tarihi birçok açıdan sonucu belirler:

  • Kullanılabilecek vakıaları sınırlar: Karşı dava tarihinden önce gerçekleşmiş tüm olgular o davada delil ve kusur unsuru olarak ileri sürülebilir.
  • Fer'î taleplerin kapsamını belirler: Karşı davada haklı taraf konumuna girmek, maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası talep etme hakkı doğurabilir.
  • Zina davasında süre asla göz ardı edilmemeli: Zinanın öğrenilmesinden itibaren 6 ay içinde dava açılmazsa bu hak düşer. TMK m. 166'ya dayanan karşı davada ise böyle kesin bir süre kısıtı yoktur.

ℹ️ Pratik Not

Eşinizin güven sarsıcı bir davranışını tespit ettiğinizde o olayın tarihini ve delili ne zaman elde ettiğinizi kayıt altına alın. Karşı dava tarihi, tüm bu hesaplamanın merkezindedir.

Asıl davada karşı tarafın kusurunu ispatlayamadığınızda karşı dava açmak, hem kendi tutumunuzu güçlendirmenin hem de yeni ortaya çıkan vakıaları hukuki sürecin içine almanın tek geçerli yoludur. Bu nedenle karşı davanın açılıp açılmayacağına ve açılacaksa ne zaman açılacağına sürecin en başında karar verilmesi gerekir.

Güven Sarsıcı Davranışın İspatı ve Delil Meselesi

Güven sarsıcı davranışın ispatında en temel kural, elde edilen delilin hukuka uygun yollarla temin edilmiş olmasıdır. Hukuka aykırı biçimde elde edilen deliller mahkemece reddedilir ve bu durum ciddi hak kayıplarına yol açar.

Boşanma davalarında başvurulan başlıca delil türleri şunlardır:

  • Tanık beyanları: Olayı bizzat gören ya da eşin davranışlarından doğrudan haberi olan kişilerin ifadeleri
  • Dijital ve görsel kayıtlar: Hukuka uygun koşullarda elde edilmiş video, fotoğraf veya iletişim içerikleri
  • Resmi belgeler: Savcılık soruşturma dosyaları, ceza davası evrakları, mahkeme kararları
  • Bilirkişi raporları: Dijital materyallerin çözümlenmesine ilişkin teknik değerlendirmeler

Delillerin hukuki geçerliliği konusunda ayrıntılı bilgi için boşanma davasında hukuka uygun delil ve hukuka aykırı delil sınırları başlıklı makalelerimizi inceleyebilirsiniz.

⚠️ Dikkat Edilmesi Gereken Husus

Özel hayatın gizliliğini veya konut dokunulmazlığını ihlal edebilecek yollarla elde edilen materyaller, boşanma davasında aleyhinize sonuç doğurabilir; üstelik cezai sorumluluk riski de yaratabilir. Herhangi bir delil toplamaya girişmeden önce mutlaka bir avukattan hukuki danışmanlık alınız.

Tam Kusurlu Eşin Boşanmadaki Hukuki Durumu

Mahkemece tam kusurlu bulunan eş, boşanma sürecinin neredeyse her boyutunda ağır hukuki yaptırımlarla karşılaşır. Bu tespit; nafaka, tazminat, velayet ve mal paylaşımı gibi tüm fer'î talepleri doğrudan etkiler.

Tazminat Talepleri (TMK m. 174)

Boşanmada kusurlu olan eş, kusursuz ya da daha az kusurlu eşe maddi ve manevi tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir. Tam kusurlu eş ise kural olarak bu tazminatları talep etme hakkına sahip değildir.

Yoksulluk Nafakası (TMK m. 175)

Yoksulluk nafakası yalnızca boşanmada daha ağır kusurlu olmayan eş tarafından talep edilebilir. Tam kusurlu bulunan eş yoksulluk nafakasına hak kazanamaz.

Velayet Hakkı

Velayet kararı doğrudan kusura değil çocuğun üstün yararına göre verilse de; güven sarsıcı davranışlar ve olumsuz değerlendirilen tutumlar, hâkimin velayet takdirini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Mal Paylaşımı (TMK m. 236)

Hâkim, zina veya hayata kast gibi ağır kusurlar nedeniyle boşanma gerçekleştiyse tam kusurlu eşin artık değer katılma alacağını hakkaniyete göre azaltabilir ya da tamamen kaldırabilir. Güven sarsıcı davranış bu değerlendirmenin kapsamına girebilir.

✅ Affetme ve Hoşgörünün Riski

Boşanmada eşin davranışını affetmek ya da uzunca bir süre hoşgörüyle karşılamak, daha sonra aynı eyleme dayanarak kusur iddiasında bulunmanızı engelleyebilir. Bu konuyu ayrıca ele aldığımız boşanmada affetme sayılmayan durumlar ve Yargıtay kararları ışığında affetme makalelerimizi inceleyebilirsiniz.

✅ Sonuç: Ne Yapmalısınız?

Boşanma sürecinde dava tarihi, kusur değerlendirmesi ve hangi olayın hangi davada ileri sürülebileceği; nafaka, tazminat ve velayet taleplerinin tümünü doğrudan belirler. Güven sarsıcı davranışa ilişkin vakıalarınızı doğru zamanda, doğru hukuki çerçevede sunmak için sürecin başından itibaren uzman bir boşanma avukatıyla hareket etmeniz kritik önem taşır. Maya Avukatlık Bürosu ile iletişime geçmek için tıklayınız →

Sıkça Sorulan Sorular

Asıl dava açıldıktan sonra gerçekleşen güven sarsıcı davranışları ne zaman ileri sürebilirim?

Asıl dava tarihinden sonra gerçekleşen olayları o davanın konusuna ıslah yoluyla dahil edemezsiniz. Ancak bu olgular sizin açacağınız karşı dava tarihinden önce gerçekleşmişse, karşı dava kapsamında bu vakıalara dayanabilirsiniz. Olayın tarihi ile karşı dava tarihinin ilişkisi belirleyicidir; bu nedenle karşı davanın zamanlaması son derece önem taşır.

Güven sarsıcı davranış ispat edilirse eş mutlaka tam kusurlu mu sayılır?

Güven sarsıcı davranışın sabit görülmesi, kusur değerlendirmesinde belirleyici olmakla birlikte mahkeme karşı tarafın davranışlarını da araştırır. Yalnızca bir eşin kusurlu eylemleri ispatlanabilmişse tam kusur kararı verilebilir; her iki tarafın da kusurlu olduğu hallerde ise nispi kusur tespiti yapılır.

Karşı boşanma davası ne kadar süre içinde açılmalıdır?

TMK m. 161 kapsamındaki zina sebebine dayalı karşı dava, zinanın öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her hâlde zina eyleminden itibaren 5 yıl içinde açılmalıdır; bu süreler hak düşürücüdür. TMK m. 166 kapsamındaki evlilik birliğinin sarsılması sebebinde ise kesin bir hak düşürücü süre bulunmamakla birlikte, gecikmek delil ve savunma avantajı açısından ciddi kayıplara yol açabilir.

Video veya dijital kayıt, boşanma davasında delil olarak kabul edilir mi?

Dijital kaydın hukuki geçerliliği, nasıl elde edildiğine bağlıdır. Özel hayatın gizliliğini veya konut dokunulmazlığını ihlal etmeksizin sağlanan kayıtlar mahkemece delil olarak değerlendirilebilir. Bu değerlendirme her somut olayın koşullarına göre yapılır. Ayrıntılı bilgi için hukuka uygun delil makalemizi inceleyebilirsiniz.

Bu makalede yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki mütalaa veya avukat-müvekkil ilişkisi doğurmaz. Her somut olay kendi özel koşulları içinde değerlendirilmelidir. Lütfen hukuki adımlar atmadan önce uzman bir avukata danışınız.

Emsal Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi  |  E. 2025/3299, K. 2025/10122  |  24.11.2025

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, asıl davanın reddi, reddedilen nafakalar ve reddedilen tazminatlar yönünden; davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından ise kusur belirlemesi, karşı davanın reddi ve reddedilen tazminatlar yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, tarafların temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı-karşı davalı kadın vekilinin asıl davanın reddine yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Davalı-karşı davacı erkek vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda; İlk Derece Mahkemesince erkek tam kusurlu kabul edilerek kadının açtığı asıl boşanma davasının kabulü ile tarafların evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebi ile boşanmalarına ve fer'îlerine, erkeğin açtığı karşı boşanma davasının reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi hükmünü davalı-karşı davacı erkek vekili istinaf etmiş, Bölge Adliye Mahkemesince; Mahkemece erkeğin davasının reddine karar verilmesi isabetli ise de, karar gerekçesinde özel boşanma sebebi olan zinanın hangi nedenle sabit olmadığı açıklanmadan yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, açıklanan hususlarda değerlendirme yapılarak karar gerekçesinin düzeltilmesinin uygun görüldüğü, buna göre erkeğin açtığı davada, kadının zinası ve evlilik birliğinin kadından kaynaklanan sebeplerle temelinden sarsılmış olduğu iddiaları ispatlanamadığından erkeğin karşı davasının reddine karar verilmesi gerektiği, kadının davasının ise kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, tanık H. Ş.'ün beyanlarında geçen eylemlerin kadının açtığı dava sonrasında gerçekleştiği gibi 6284 sayılı kanun uyarınca işlem yapılmasına sebebiyet verilen olayların da yine kadının açtığı dava sonrasında olduğu, her davanın açıldığı tarihteki koşullarla değerlendirileceği, dava tarihinden sonra gerçekleşen eylemlerin ıslah ile dava konusu edilemeyeceği, ancak ayrı bir davanın konusunu oluşturabileceği, dolayısıyla kadının açtığı dava sonrasında gerçekleşen eylemlerin kadının davası yönünden dikkate alarak kusur değerlendirmesi yapılmasının hatalı olduğu, Mahkemece kadının sair iddialarının ispatlanmadığının belirtildiği ve bu tespitler aleyhine kadın tarafından istinaf yoluna başvurulmadığı, bu durumda, kadının ispatlanamayan davasının reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile asıl davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının asıl dava yönünden kaldırılarak kadının davasının da reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, asıl davanın reddi, reddedilen nafakalar ve reddedilen tazminatlar yönünden, erkek vekili tarafından kusur belirlemesi, karşı davanın reddi, reddedilen tazminatlar yönünden temyiz edilmiştir.

4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede sarsıldığının sabit olması gerekir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; erkeğin zina mümkün olmadığı takdirde evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak açtığı karşı boşanma dava tarihinin 07.09.2022 olduğu, erkeğin delil olarak sunmuş olduğu ve bilirkişi tarafından çözümü yapılan DVD-R içindeki video kaydında kadının başka bir erkekle ortak konutta bulunduğu, kadının bu eylem tarihinin 02.09.2022 olduğu, Alanya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2022/17749 sayılı soruşturma dosyasında erkeğin 02.09.2022 tarihli bu eylemi nedeniyle konut dokunulmazlığını ihlal suçundan erkek hakkında takipsizlik kararı verildiği, yine aynı olaya ilişkin Alanya 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2023/427 E. Sayılı dava dosyasında erkeğin üzerine atılı özel hayatın gizliliğini ihlal etme suç tarihinin sehven 23.09.2022 olarak yazıldığı, ancak söz konusu eylem tarihinin 02.09.2022 olduğu dosya içeriğinden anlaşıldığı görülmüştür. Erkeğin karşı dava dilekçesinde de bu eyleme vakıa olarak dayandığı, video kaydına konu eylem asıl dava tarihinden sonra gerçekleşmiş olup bu vakıanın kadının asıl davasında kusur olarak yüklenmemesi doğru ise de, bu vakıa erkeğin karşı davasından önce gerçekleştiğinden kadına karşı davada kusur olarak yüklenmesinin gerektiği, erkek tarafından delil olarak sunulan DVD içeriğindeki video kaydı ve fotoğraflardan anlaşıldığı üzere, kadının güven sarsıcı davranışlar sergilediği sabit olup bu durumda davacı karşı davalı kadın tam kusurludur. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-karşı davacı erkek dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, erkeğin evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebi ile açtığı karşı davanın kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile karşı davanın reddi doğru bulunmamıştır.

KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının erkeğin karşı davasının reddi yönünden davalı-karşı davacı erkek yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre erkeğin davası ve fer'î talepler konusunda yeniden hüküm kurulması gerekli hale geldiğinden fer'î taleplere yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

2. Davacı-karşı davalı kadın vekilinin asıl davanın reddine yönelik temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadının davasının reddi yönünden 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıdaki temyiz giderinin taraflara yükletilmesine, peşin alınan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

24.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yazının sonuna geldiniz. Yazımızı beğendiğinizi umuyoruz.

Bu yazıyla ilgili veya başka herhangi bir hukuki sorunuzda tarafımızla iletişime geçmekten çekinmeyiniz. Mesajınızı bekliyoruz.

 

Maksimum dosya boyutu (Mb): 2